Connect with us

SAĞLIK

Yapay zekâ ile “dijital beyin” dönemi: İnsanların zihinsel ikizleri yolda

Published

on

Bilim insanları, bireylerin beyin aktivitelerini ve davranışlarını kopyalayarak “bilişsel dijital ikiz” oluşturmayı hedefliyor. Bu teknolojiyle yapay zekâ, kişisel sağlık verilerinden öğrenip zihinsel değişimleri öngörebilecek.

Yapay zeka teknolojilerindeki hızlı gelişmeler neticesinde insanların sanal kopyalarını oluşturma tartışmaları gündeme geliyor.

“Dijital ikiz” diye de anılan bu kopyalar, sensörlerden ve gerçek zamanlı verilerden beslenebilir. Kısacası, yalnızca yansıtan değil, öğrenen ve tahmin eden akıllı bir aynaya benzeyebilir.

MÜHENDİSLİKTEN TIBBA

Nebrija Üniversitesi Biliş Araştırma Merkezi (CINC) Direktörü ve Uluslararası Bilişsel Sağlık Kürsüsü Başkanı Jon Andoni Duñabeitia, bu teknoloji uzun süredir havacılık, otomotiv ve üretim sektörlerinde kullanıldığını belirtiyor.

Duñabeitia’nın The Conversation’daki yazısına göre bu sistemler, uçaklarda olası arızaları yaşanmadan önce tahmin edebiliyor.

Tıpta ise, örneğin kalp dijital ikizleri, her hastanın kalbinin sanal modelini oluşturarak ritim bozukluğu veya tedaviye vereceği tepkiyi önceden simüle edebiliyor.

Bu sayede doktorlar, hastayı riske atmadan kişiye özel ve öngörülebilir tedavi planları hazırlayabiliyor.

İNSAN BEYNİ SİMÜLASYONU

Bilim insanları şimdi aynı yaklaşımı beyin ve zihinsel sağlık alanına taşıyor. Zira yaşlanma, depresyon, anksiyete ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklar, modern tıbbın en büyük zorlukları arasında.
Duke, Columbia ve Nebrija Üniversiteleri ile CogniFit şirketinden araştırmacılar, “bilişsel dijital ikiz” adını verdikleri yeni bir model geliştirdi.

Bu ikizler, kişinin beyin aktivitelerini, davranışlarını, günlük alışkanlıklarını ve duygusal tepkilerini bir araya getiriyor. Yapay zeka, bu verilerden öğrenerek kendini sürekli güncelliyor.

Her bireyin kendi zihinsel dijital ikizine sahip olduğu bir gelecek hedefleniyor. Bu ikiz, kişinin hafızasının veya dikkat süresinin nasıl değişeceğini öngörebilecek ve olası sorunlar ortaya çıkmadan önce kişiye özel egzersizler önerebilecek.

AKILLI SAATLERDEN BEYNE

Bu devrimin temelinde, çoğumuzun hâlihazırda kullandığı akıllı saatler, uyku sensörleri ve aktivite takip cihazları yatıyor. Kalp atışı, uyku kalitesi, stres ve hareket düzeyi gibi veriler, gerçek zamanlı olarak dijital ikizimize aktarılabilecek.

Yapay zeka ise bir orkestra şefi gibi bu verileri koordine ederek sadece tepki veren değil, ihtiyaçlarımızı önceden sezen bir sistem yaratacak.

Bugüne kadar “beyin egzersizleri” çoğunlukla eğlencelik uygulamalardan ibaretti. Ancak bilişsel dijital ikizler, bundan çok daha fazlasını vadediyor: Gerçek zamanlı olarak kişiye uyarlanan, sağlık profesyonelleri tarafından izlenen, bilimsel verilere dayalı bir zihinsel antrenman ekosistemi.

Bu, herkese aynı reçeteyi uygulayan geleneksel modelden, tam anlamıyla kişiselleştirilmiş ve önleyici tıbba geçiş anlamına geliyor.

KENDİ DİJİTAL BEYNİMİZ

Duñabeitia, “Bugün cebimizde bir bilgisayar taşımanın sıradan olduğu bir çağdayız. Birkaç yıl içinde, her birimizin dijital bir zihinsel ikizi bizi tanıyan, bizi izleyen ve sağlığımızı korumaya yardımcı olan bir yol arkadaşı haline gelebilir” diyor.

“Sonuçta, bizi bizden daha iyi anlayabilecek kim olabilir ki? Kendi dijital ikizimizden başka…”

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK

Bilinçsiz bitkisel ürün kullanımı ciddi sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor!

Published

on

Lokman Hekim Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, bitkisel ürünlerin bilinçsiz kullanımının ciddi sağlık riskleri doğurabileceğini belirtti.

Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Orhan, Türkiye’nin yaklaşık 12 bin bitki türüyle dünyanın en zengin floralarından birine sahip olduğunu ve bu zenginliğin yüzyıllar boyunca “Anadolu halk tababeti”nin oluşmasına katkı sağladığını kaydetti.

Orhan, “doğala dönüş” eğilimiyle bitkisel ürünlere olan ilginin hızla arttığını ve modern fitoterapiyle geleneksel uygulamaların sıklıkla birbirine karıştırıldığını anlattı.

Fitoterapinin bilimsel bir tedavi yöntemi olduğuna dikkati çeken Orhan, bu alanın “bitkisel ilaçlarla tedavi” anlamına geldiğini ve kullanılan ürünlerin belirli standartlara sahip olması gerektiğini vurguladı.

Orhan, bu ürünlerin, etki mekanizması belirlenmiş, güvenilirlik sınırları tanımlanmış, yan etkileri ve etkileşimleri bilinen, farmasötik kaliteye sahip preparatlar olması gerektiğini aktardı.

Bitkisel ilaçların üretim sürecinin konvansiyonel ilaçlarla aynı kalite anlayışına sahip olması gerektiğini belirten Orhan, “Eczaneden alınan bir ağrı kesici ile bitkisel ilaç arasında üretim ve kalite açısından fark olmamalıdır. Her iki ürün de aynı güvenilirlik ve etkililik standartlarını karşılamalıdır.” ifadelerini kullandı.

Orhan, piyasada yer alan bazı bitkisel ürünlerin bu standartlara uygun olmadığının altını çizerek, yeterli denetimden geçmeyen ürünlerin sağlık açısından risk oluşturabileceğine işaret etti.

Vatandaşların Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış ürünleri tercih etmeleri gerektiğini belirten Orhan, bu ürünlerin mutlaka hekim veya eczacı danışmanlığında kullanılması gerektiğini vurguladı.

Orhan, toplumda “bitkisel ürünler zararsızdır” şeklinde yaygın bir algı bulunduğunu anlatarak, bu yaklaşımın yanlış olduğunu, bitkisel ilaçların, ilaçlar ve gıdalarla etkileşime girebileceğini, bilinçsiz kullanımın beklenmeyen yan etkilere yol açabileceğini kaydetti.

Fitoterapi ürünlerine karşı dünyada farklı yaklaşımlar bulunduğunu vurgulayan Orhan, “Avrupa’da bu ürünler çoğunlukla ilaç kategorisinde değerlendirilerek sıkı denetimlere tabi tutulur, buna karşın ABD’de büyük oranda “gıda takviyesi” olarak piyasaya sunulur. Avrupa’daki yaklaşım hasta güvenliği açısından daha kontrollü bir sistem sunar.” değerlendirmelerinde bulundu.

– Bitkisel tedavide bilimsel yaklaşım ve doğru bilgiye erişim

Orhan, bitkisel ilaçlar konusunda en yetkin meslek grubunun eczacılar olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Bu alanda yaşanan bilgi kirliliğine karşı toplumun doğru bilgilendirilmesinde eczacı ve hekimler kritik rol üstleniyor. Özellikle medyada yer alan ve bilimsel temele dayanmayan öneriler vatandaşları yanlış yönlendirebiliyor. Bitkisel ilaçlar aktarlardan temin edilen ve rastgele hazırlanan karışımlarla karıştırılmamalıdır.

Fitoterapi, bilimsel araştırmalar ve klinik çalışmalarla desteklenen bir alandır. Bu nedenle bitkisel ilaçlar yalnızca uzman yönlendirmesiyle kullanılmalıdır. Toplum sağlığının korunması açısından bilinçli kullanım büyük önem arz eder. Vatandaşların kulaktan dolma bilgiler yerine sağlık profesyonellerinin yönlendirmelerine göre hareket etmeleri gerekir.”

Continue Reading

SAĞLIK

Kalp krizi aylar öncesinden belirti verebilir!

Published

on

Kalp krizi her ne kadar aniden gelişen bir durum olarak bilinse de aslında aylar öncesinden vücutta çeşitli belirtilerle sinyal verebiliyor.

Uzmanlara göre, özellikle eforla gelen göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çabuk yorulma gibi “geliyorum” diyen uyarıların erken fark edilmesi hayati önem taşıyor.

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Okay Abacı, kalp krizinin çoğu zaman aniden gelişen bir durum gibi algılansa da bazı hastalarda aylar öncesinden çeşitli belirtilerle kendini gösterebildiğini belirtti.

Hastaneden yapılan açıklamaya göre, kalp ve damar hastalıklarının dünyada ve Türkiye’de en önemli ölüm nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Abacı, kalp krizinin çoğu zaman kalbi besleyen koroner damarların ani tıkanmasıyla ortaya çıktığını kaydetti.

Kalp krizinin bazı hastalarda önceden çeşitli belirtilerle kendini gösterebildiğini vurgulayan Abacı, özellikle eforla ortaya çıkan göğüs ağrılarının önemli bir uyarı olabileceğini anlattı.

Abacı, kalp krizinin en önemli belirtilerinden birinin göğüs ağrısı olduğunu belirterek, “Bu ağrı çoğu zaman göğsün ortasında baskı ya da sıkışma şeklinde hissedilir. Özellikle eforla ortaya çıkıp dinlenmekle geçen göğüs ağrıları kalp damarlarında darlık olabileceğinin önemli bir göstergesidir.” değerlendirmelerinde bulundu.

Bazı hastalarda ağrının çeneye, sol kola, omuza ya da sırta yayılabildiğine dikkati çeken Abacı, “Bununla birlikte nefes darlığı, çabuk yorulma, terleme ve mide bulantısı gibi belirtiler de kalp damar hastalıklarının habercisi olabilir.” ifadelerini kullandı.

Kalp krizinin her zaman belirgin belirtilerle ortaya çıkmayabileceğine işaret eden Abacı, özellikle diyabet hastalarında “sessiz kalp krizi” olarak adlandırılan durumun görülebildiğini kaydetti.

Abacı, diyabeti olan bazı kişilerde kalp krizinin belirgin göğüs ağrısı olmadan da gelişebildiğini aktararak, bu nedenle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli kardiyoloji kontrollerini yaptırmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.

Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde bazı risk faktörlerinin önemli rol oynadığını belirten Abacı, “Sigara kullanımı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, hareketsiz yaşam ve aşırı kilo kalp krizi riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması kalp sağlığını korumada oldukça önemlidir.” değerlendirmelerini yaptı.

Abacı, göğüs ağrısı gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini kaydederek, özellikle eforla ortaya çıkan ve tekrarlayan şikayetlerde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.

Continue Reading

SAĞLIK

İnsan hayatında zorluk çıkaran kişiler daha hızlı yaşlanmaya yol açabiliyor

Published

on

Araştırmaya göre insan hayatında “zorluk çıkaran kişilerin” daha hızlı yaşlanmaya yol açabildiği ve insanların yaklaşık yüzde 30’unun çevresinde en az bir “zorluk çıkaran” kişi bulunduğu saptandı.

ABD Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri (PNAS) isimli dergide yayınlanan araştırmada, “sorun oluşturan veya hayatı daha zor hale getirenler” olarak tanımlanan kişilerin, insan hayatı ve sağlığı üzerindeki etkileri incelendi.

Kısaca “zorluk çıkaran” şeklinde tanımlanan bu kişilerin, insanın biyolojik yaşlanmasına muhtemel etkilerinin de ölçüldüğü araştırmaya 2 binden fazla kişi katıldı. Katılımcıların son 6 ay içindeki sosyal ilişkileri kayda geçirildi.

Araştırmaya katılanların DNA değişikliklerinin analizi için tükürük örneklerinin de dahil edildiği araştırmada, katılımcıların düzenli olarak etkileşimde bulundukları “her yeni rahatsız edici kişi için yaşlanma hızlarının yüzde 1,5 arttığı” saptandı.

İnsanların yaklaşık yüzde 30’unun çevresinde “en az bir zorluk çıkaran” kişi bulunduğu tespit edilen araştırmada, “zorlu sosyal etkileşimlerin fiziksel sağlık üzerinde olumsuz bir etkiye ve daha hızlı yaşlanmaya” yol açabileceği vurgulandı.

İnsan hayatında “kronik stres faktörü”

Araştırmanın baş yazarı ve New York Üniversitesi’nde sosyoloji alanında yardımcı doçent olan Byungkyu Lee, açıklamasında, “Gözlemlediğimiz şey, sorun çıkaran kişilere sahip olmak ile yaşlanma hızı arasında bir tür ilişki.” ifadesini kullandı.

Lee, araştırma sonuçları doğrultusunda, daha az olumlu ilişkilerin “kronik stres faktörleri olarak işlev görebileceği, bu nedenle çevrede bu kişilerin varlığının insan hayatını gerçekten zorlaştırabildiğinin” ortaya çıktığını belirtti.

Continue Reading