Connect with us

GÜNDEM

KKTC 41 yaşında: Kıbrıs Türkü, yarım asra yakın bir süredir KKTC adıyla varlığını sürdürüyor

Published

on

KKTC, 41’inci yılında Kıbrıs Türk halkının self-determinasyon hakkıyla kurduğu, bağımsızlık mücadelesinin en uzun soluklu yönetimi olarak tarih sahnesinde yerini koruyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 41 yaşında… KKTC, Kıbrıs’ta yüzyıllardır yaşam süren Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlarla kurduğu ortaklık cumhuriyetinden dışlandıktan sonra oluşturduğu yönetimlerin en uzun ömürlüsü…

1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti’nin trajik sonuyla başlayan süreçte Genel Komite, Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi ve Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ardından self determinasyon hakkını kullanan Kıbrıslı Türkler, 15 Kasım 1983’te KKTC’yi ilan etti.

 

Sadece Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınan KKTC, kurulduğu günden bu yana uluslararası toplum tarafından konulan ekonomi, ulaşım ve spor alanlardaki ambargolara karşı mücadele veriyor.

KIBRIS TÜRKÜ İLK KEZ BÜTÜNLÜKLÜ BİR COĞRAFYAYA SAHİP OLDU

Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlarla 1960’ta ortaklaşa kurduğu Kıbrıs Cumhuriyeti, toplumlar arası çatışmaların patlak vermesiyle sadece üç yıl yaşayabildi. Özellikle Kıbrıslı Türkler için acılarla dolu geçen 11 yılın ardından 15 Temmuz 1974’te Yunan cuntasının darbesine sahne olan Ada, 20 Temmuz 1974’te ise garantörlük hakkını kullanan Türkiye’nin askeri müdahalesiyle yeni bir döneme girdi.

Adada yeni bir sayfa açan bu müdahaleyle Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, coğrafik olarak bölündü; Kıbrıslı Türkler, adanın kuzeyinde, Kıbrıslı Rumlar ise güneyinde toplandı.

O güne kadar ada geneline yayılan Kıbrıslı Türk nüfusu, 1974’le birlikte bütünlüklü bir coğrafyaya sahip oldu ve bunun sonucunda da bir devlet ihtiyacı doğdu.

ÖNCE TÜRKİYE’YE BAĞLANMAK İSTENDİ

Kıbrıslı Türkler, çatışmaların başladığı 1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti’nden koparak, yasama ve yürütme görevini yürüten Kıbrıs Türk Genel Yönetimi’ni, daha sonra Kıbrıs Türk Geçici Türk Yönetimi’ni ve Barış Harekatı’ndan sonra Kıbrıs Türk Otonom Yönetimi’ni kurdu.

Otonom Türk Yönetimi Meclisi, Barış Harekatı’nın mimarı Bülent Ecevit’in 1975’in başında adaya yaptığı ziyarette kendilerine yönelttiği “Nasıl bir anayasal yapı istiyorsunuz?” sorusu üzerine başlayan tartışmalar sonunda Türkiye’ye bağlanmayı öngören bir tasarıyı kabul etti.

4 Ocak 1975 tarihli özel meclis oturumuna getirilen öneride “yeni düzende iki ayrı bölgeye dayalı bir federal devlet şekli oluşturulması ve siyasi bir çözüm geciktiği takdirde Kıbrıs Türk devletinin ilanı zorunludur” deniliyordu. Uzun tartışmalar sonunda, nihai çözüm şekli olarak “Anavatan’la birleşme ve bütünleşme” benimsenirken, asgari çözüm şekli olarak “coğrafi ayrılığa dayalı çözüm yolu” kabul edildi. Yeni anayasal düzen getirilmesi gereği konusunda da hemfikir olundu ve “siyasi bir çözüm gerektiği takdirde Kıbrıs Türk devletinin ilanı” gerekli görüldü.

KTFD’den KKTC’ye uzanan yıllar

Otonom Türk Yönetimi Meclisi’nin Anavatan’la birleşme ve bütünleşme önerisi hayata geçmese de 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu.

KTFD bildirgesinde, gelecekteki bağımsız Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasına yol açacak düzenin hukuki esasının yaratılması göz önünde bulunduruldu ve iki bölgeli bir federasyon çerçevesinde Kıbrıs Rum toplumuyla birleşilmesi halinde anayasanın Kıbrıs Federal Cumhuriyeti’nin anayasası olarak değiştirilebileceği vurgulandı.

Kıbrıs müzakerelerine de açık olmasından dolayı toplumlar arası müzakerelerin devam ettiği KTFD günleri, Birleşmiş Milletler’in 13 Mayıs 1983’te Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri varlığını “işgalci güç” olarak gösteren 37/253 sayılı kararıyla sona yaklaştı.

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, 1974’ten beri hayalini kurduğu ancak uluslararası konjonktürden dolayı Türkiye’ye kabul ettiremediği bağımsız Kıbrıs Türk devleti, KKTC, 15 Kasım 1983’te ilan edildi.

 

KRİPTO GELDİ, DENKTAŞ KARARI AÇIKLADI… O GECE DÜNYAYLA İLETİŞİM KESİLDİ

14 Kasım 1983 gecesi dönemin KTFD Başkanı Rauf R. Denktaş, KTFD Meclisi’ndeki 40 milletvekilini Cumhurbaşkanlığı’nda yemeğe davet etti ve Türkiye’den beklediği kriptonun gelmesinden sonra tarihi kararı açıkladı.

Denktaş, bu karara destek vermekte tereddüt edip “Ankara ne diyor?” diye soranlara, “Gidip Büyükelçiliğe sorun’”derken, hayır diyenlerin yeni dönemde mecliste yeri olmayacağı anlamına gelen sözleri de geceye damgasını vurdu. “O gece”den, KKTC’nin ilan edildiği ertesi sabaha kadar, ülkenin dünyayla her türlü iletişimi kesilmişti.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi, 15 Kasım 1983 Salı sabahı saat 09.00’da yaptığı olağanüstü toplantıda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş kararını ve Bağımsızlık Bildirgesi’ni oy birliğiyle onayladı ve KKTC’nin kurulduğunu tüm dünyaya ilan etti.

KKTC’nin ilan edildiği 15 Kasım 1983’te KTFD Meclisi’nde yer alan 40 milletvekili daha sonra KKTC Kurucu Meclisi’nde de yer alır. O mecliste, UBP’den Salih Coşar, Kenan Atakol, Hakkı Atun, Olgun Paşalar, Nazif Borman, İrsen Küçük, Enver Emin ve Özel Tahsin, Derviş Eroğlu, Mustafa Karpaslı, Orhan Zihni Bilgehan, Eşber Serakıncı, Ali Atun, Mehmet Bayram, Taşkent Atasayan, Mustafa Hacahmetoğlu, Mustafa Çağatay, Oğuz Ramadan Korhan; TKP’den Alpay Durduran, Ekrem Ural, Fuat Veziroğlu, Ali Volkan, Erdal Süreç ve İbrahim Koreli, Mehmet Altınay, İsmail Bozkurt, Çetin Veziroğlu, Hüseyin Angolemli, Hasan Özbaflı, Esat Varoğlu, Gözel Halim; CTP’den Özker Özgür, Mehmet Civa, Ergün Vehbi, Naci Talat, Hüseyin Celal, Fadıl Çağda; DHP’den Nejat Konuk, İsmet Kotak; TBP’den İsmail Tezer görev yapıyordu.

FEDERASYON TEZİ MUHAFAZA EDİLDİ

Avukat Fuat Veziroğlu tarafından kaleme alınan Bağımsızlık Bildirgesi, Türkiye’nin yolladığı tanınmış akademisyen ve siyasetçi Turhan Feyzioğlu tarafından büyük ölçüde değiştirilerek son halini aldı.

KKTC ilanına rağmen bildirgede federasyon tezi muhafaza edildi ve Rum tarafına barış ve çözüm çağrısında bulunuldu. Bağımsızlık Bildirgesi’nde, KKTC’nin ilanının, iki eşit halkın ve onların kurdukları yönetimlerin, gerçek bir federasyon çatısı altında yeniden bir ortaklık kurmalarını engellemediği; tam aksine bir federasyonun kurulabilmesi için gerekli ön şartları tamamlayarak bu yoldaki samimi çabaları kolaylaştırdığı kaydedildi.

“BU ESER HEPİNİZİNDİR… DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR”

Tarihi günde, sınav döneminde olan okullar tatil edildi, öğrenci ve öğretmenler yanında halkın diğer kesimleri Meclis önünde toplandı. Devlet Başkanı Denktaş Meclis’in ardından buradaki coşkulu kalabalığa da hitap etti. Özellikle gençlere hitap eden Denktaş konuşmasını “Bu eser hepinizindir. Dağ başını duman almış yürüyelim arkadaşlar” ifadeleriyle tamamladı.

Denktaş’ın Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesi lideri Dr. Fazıl Küçük ve KTFD eski Meclis Başkanlarından ve Başbakanlardan Osman Örek’le birlikte halkı selamladığı fotoğraf, Kıbrıs tarihinde önemli bir enstantane olarak yer aldı.

KKTC’nin ilanından tam iki ay sonra hayatını kaybeden Dr. Küçük, kendisine uzatılan mikrofonlara zorluklara konuşarak o tarihi günü ölmeden görebildiği için duyduğu mutluluğu ifade etti.

“TARİHİMİZDE YENİ BİR SAYFA AÇILDI”

Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK), haberi “Flaş Flaş Flaş Tarihi Adım Atıldı.. Bağımsız Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kuruldu” ifadesiyle duyurdu. Kıbrıs Postası gazetesi tarihinde ilk kez ikinci baskı yaparak KKTC’nin ilanını “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İlan Edildi” sürmanşeti ve “Tarihimizde Yeni Bir Sayfa Açıldı” manşetini kullandı. Bozkurt gazetesi 16 Kasım sayısında Bağımsızlık Bildirgesi’ni okurlarına ek olarak dağıttı. Birçok kurum ve kuruluş gazetelere ilanlar vererek minnet ve şükranlarını ifade etti.

KKTC Meclis Başkanlığı, 24 Kasım 1983 tarihli gazetelerde KKTC’nin bayrağı için öneri çağrısı ilanı yayımladı. Beyaz zemin üzerine kırmızı renkli ay-yıldız ve yatay iki şeritten oluşan KKTC Bayrağı, Kurucu Meclis’in 7 Mart 1984 tarihli olağanüstü birleşiminde kabul edildi.

Mevcut 40 kişilik meclise kurum ve kuruluşlardan 30 kişinin daha atanmasıyla 6 Aralık 1983’te 70 kişilik bir Kurucu Meclis oluşturularak Anayasa hazırlıklarına başlandı. Anayasa 12 Mart 1985 tarihinde Meclis’te kabul edildikten sonra, 5 Mayıs 1985’te halk oylamasına sunuldu.

Sol partilerin karşı çıkmasına rağmen halkın yüzde 70’inin onayını alan anayasa yürürlüğe girdi ve bugüne kadar hiç değişmedi. 29 Haziran 2014’te 11 Ekim 2020’de referanduma sunulan bazı değişiklikler halktan kabul görmedi.

TÜRKİYE HEMEN TANIDI

KKTC’yi hemen tanıyan Türkiye, kararını BM’ye bildirdi. Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki büyükelçiler düzeyindeki ilişkiler 17 Nisan 1984’ten itibaren başladı. KKTC’nin Ankara Büyükelçisi Peker Turgud, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e; Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi İnal Batu da Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a güven mektubu takdim etti.

Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve Başbakan Bülend Ulusu, bağımsızlık ilânı üzerine Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a birer kutlama mesajı gönderdi. Bülent Ecevit, Kıbrıs Türk Meclisi’nin bağımsız devlet ilânını kaçınılmaz saydığını belirterek, “Bu karar, Kıbrıs gerçeğine Rum tarafınca yıllardır göz yumulmuş olmasının doğal sonucudur” dedi. “Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kendi geleceği ile ilgili alacağı kararlara saygılıyız ve destekleriz” diye açıklama yapan Anavatan Partisi Genel Başkanı Turgut Özal ise, “Kıbrıs’ta bağımsızlık ilânı konusundaki düşünceniz nedir?” sorusuna “Kıbrıs’ta bağımsızlık ilânı için referanduma gidilmesi gerekirdi” yanıtını verdi.

Haber, Türkiye’de yayınlanan gazetelerden Cumhuriyet’te “Çözüm İçin Zorunlu Karar…”, Hürriyet’te “Gurur Günü”, Günaydın’da “Ankara, Denktaş’ın Yanında Yer Aldı”, Milliyet ve Tercüman’da ise “Kutlu Olsun” başlığı altında yayımlandı.

 

GÜNEY KIBRIS’IN İLK TEPKİSİ

Türkiye’nin kısa sürede tanıdığı KKTC’yi Bangladeş de tanıdı ancak uluslararası tepkiler nedeniyle kararını birkaç saat içinde geri çekti.

KKTC’nin ilanı Güney Kıbrıs’ta, dünyada ve BM’de tepkiyle karşılandı. Spiros Kiprianu başkanlığında olağanüstü toplanan Kıbrıs Rum yönetimi BM Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırma kararı aldı. Rum Ulusal Muhafız birlikleri ve polis alarma geçirildi.

Yunan Başbakanı Andreas Papandreu, Ortak Pazar ve NATO ülkelerine gönderdiği mesajlarda KKTC’nin ilânını kabul edilemez olarak nitelendirdi ve bağımsızlık kararını toplumlar arası görüşmelerin dinamitlenmesi ve BM Genel Sekreteri’nin girişimlerinin kundaklanması olarak değerlendirdi.

AET çevrelerinde karar “üzüntü ve kaygı verici” diye nitelendirildi ve bu siyasal adımın “Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini dolaylı yoldan gerginleştirebileceği” ileri sürüldü. AET ayrıca Kıbrıs’ta bağımsız bir Türk Cumhuriyeti ilânını reddettiğini söylerken; NATO, konunun yetki alanına girmediğini bildirdi. İngiltere de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilânını kınadı ve çözüm yolları getirebilecek bir öneri paketi sundu.

VE GÜVENLİK KONSEYİ KARARLARI

BM Güvenlik Konseyi 17-18 Kasım tarihleri arasında KKTC’nin bağımsızlık ilânı konusunu ele aldığı bir toplantı yaparak 541 sayılı kararı kabul etti. Kararda, 15 Kasım 1983 tarihli bağımsızlık ilânından duyulan endişe dile getirilerek, bu ilânın 1960 Kurucu ve Garanti Antlaşmalarına aykırı olduğu, KKTC’yi kurma girişiminin yasa dışı olduğu ve bunun Ada’daki durumun kötüleşmesine katkıda bulunacağı belirtildi. Konsey ayrıca bağımsızlık ilanının yasa dışı olması gerekçesiyle geri çekilmesini istedi, 365 ve 367 sayılı kararların acilen ve etkili biçimde uygulanması çağrısında bulundu, tüm devletleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve tarafsızlığına saygı göstermeye çağırdı.

BM Güvenlik Konseyi 13 Mayıs 1984 tarihinde aldığı 550 sayılı kararla da 541 sayılı kararın uygulanmasını yeniden talep ederek, tüm ülkelere “ayrılıkçı” olduğu gerekçesiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmaması çağrısını tekrarladı.

DENKTAŞ BM GENEL KURULU’NDA KONUŞTU

BM Genel Kurulu’nda çok coşkulu ve tarihi bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Rauf  Denktaş ise bağımsızlık konusundaki kararın geri alınmasının söz konusu olamayacağını vurguladı.

Konuşmada Cumhuriyet ilânı aşamasına nasıl gelindiğini anlatan Denktaş, “Bu noktaya geldik, çünkü iki topluma dayalı Kıbrıs’ta büyük bir yanlışlık yapılmıştır. Ortaklığı yıkan Rum tarafına meşru hükümet muamelesi yapılmıştır ve bu nedenle Kıbrıs meselesi halledilemez bir duruma getirilmiştir” şeklinde konuştu.

ABAD KARARI VE AMBARGOLAR

Türkiye dışında tanınmayan KKTC’de, yıllar geçtikçe bağımsız devlet ilanına karşı çıkanların argümanı gerçek oldu ve ambargolar başladı. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın aldığı kararla, Kıbrıslı Türkler ürünlerini ihraç edemez oldu.

ABAD’ın 5 Temmuz 1994’te aldığı karar uyarınca, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yetkili makamlarınca tasdik edilmiş belgelere dayandırılmayan KKTC menşeli tarım ürünlerinin AB ülkelerine ithali yasaklandı, diğer ürünlerde ise vergi uygulaması getirildi. Böylece ihracatının büyük bir bölümünü AB ülkelerine gerçekleştiren KKTC önemli bir darboğaz içine girdi.  Bu sıkıntıların etkilerini azaltmak amacıyla Şubat 1998’de Türkiye ile KKTC arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması imzalandı.

KKTC’NİN İLANINDAKİ HÜKÜMET

KKTC ilan edildiğinde 3. Çağatay Hükümeti görev başındaydı. 15 Mart 1982’den 13 Aralık 1983’e kadar iş başında kalan bu hükümette Dışişleri ve Savunma Bakanı Kenan Atakol, Sanayi ve Kooperatifler Bakanı İsmet Kotak, Ekonomi ve Maliye Bakanı Salih Coşar, Tarım, Doğal Kaynaklar ve Enerji Bakanı İrsen Küçük, Eğitim, Gençlik, Kültür ve Spor Bakanı Ahmet Atamsoy, Ticaret ve Turizm Bakanı Nazif Borman, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Mehmet Bayram, Sağlık ve Çalışma Bakanı Özel Tahsin, İçişleri ve İskan Bakanı Eşber Serakıncı ve Devlet ve Sosyal Hizmetler Bakanı İsmail Tezer yer aldı.

GEÇİCİ HÜKÜMET

KKTC ilanı sonrası Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından görevlendirilen Nejat Konuk, “tarafsız ve yansız bir yönetim altında halkı seçimlere hazırlamak ve genel seçimleri olanaklar ölçüsünde en kısa zamanda gerçekleştirmek” amacıyla geçici hükümeti kurdu.

UBP ağırlıklı olan ve tarihe II. Konuk Hükümeti olarak geçen hükümette, Dışişleri ve Savunma Bakanı Necati Münir Ertegün, İçişleri ve Sağlık Bakanı Oktay Feridun, Ekonomi ve Maliye Bakanı Salih Coşar, Tarım, Doğal Kaynaklar ve Enerji Bakanı Nazif Borman, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Bakanı Orhan Zihni Bilgehan, Sanayi ve Ticaret Bakan Fuat Veziroğlu, İskân Bakanı Hakkı Atun, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Mehmet Bayram, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hasan Özbaflı, Turizm ve Sosyal Yardım Bakanı Aytaç Beşeşler yer aldı.

KKTC’NİN CUMHURBAŞKANLARI

KKTC’de ilk cumhurbaşkanlığı seçimi 1985’te yapıldı. Önce UBP adayı, ardından bağımsız aday olan Rauf Denktaş 1985 ile 2005 yılları arasında dört dönem cumhurbaşkanı seçildi.

Annan Planı referandumu ertesinde Denktaş adaylığını koymadı. 2005’teki cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan CTP adayı Mehmet Ali Talat, KKTC’nin İkinci Cumhurbaşkanı oldu. 2010’daki seçimde UBP adayı Derviş Eroğlu Üçüncü Cumhurbaşkanı seçildi. 2015’teki cumhurbaşkanlığı seçiminin galibi ise bağımsız aday Mustafa Akıncı oldu. Akıncı, KKTC’nin dördüncü cumhurbaşkanı olarak görev süresini, Covid-19 pandemisi nedeniyle 26 Nisan 2020 yerine 11 Ekim 2020’de ikinci turu da 18 Ekim 2020’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimine kadar sürdürdü. İkinci turda Akıncı ile yarışan UBP adayı Ersin Tatar, KKTC’nin beşinci cumhurbaşkanı seçildi.

Görevini halen sürdüren Tatar dönemine Kıbrıs sorunuyla ilgili politikadaki değişiklik damgasını vurdu.

 

“İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM” POLİTİKASI

2017’de Crans Montana’daki zirvenin sonuçsuz kalmasıyla Kıbrıs sorununa çözüm çabaları yeni bir tıkanıklık yaşarken, Ersin Tatar’ın Ekim 2020’de cumhurbaşkanı seçilmesiyle “eşit haklara sahip iki egemen devlete” dayalı bir çözüm politikası resmileşti.

ERDOĞAN’DAN KKTC’Yİ TANIYIN ÇAĞRISI 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son üç yıldır Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmalarında Kıbrıs konusuna geniş yer ayırarak dünyaya “KKTC’yi tanıyın” çağrısı yaptı.

BM öncülüğünde, 27-29 Nisan’da İsviçre’nin Cenevre kentindeki BM Cenevre Ofisi’nde düzenlen 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konulu konferansta, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar‘ın, Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için sunduğu 6 maddeden oluşan öneri gündem oldu. Cumhurbaşkanı Tatar ve heyeti, başta BM yetkilileri olmak üzere, bir araya geldikleri tüm muhataplarına iki devletli çözüm politikasını anlattı.

Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, konferans öncesinde belirledikleri ve tüm muhataplarına da ilettikleri yeni vizyonu (iki devletli çözüm) Cenevre’de BM Genel Sekreteri Guterres’e de sundu. Ancak Cenevre’de yürütülen gayriresmi Kıbrıs görüşmeleri, resmi bir müzakereye dönüşemedi. Birlemiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres “Kıbrıs sorunun çözümü için resmi görüşmelerin başlaması için yeterli ortak zemin bulamadık” dedi.

MARAŞ

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turundan 3 gün önce, 8 Ekim 2020’de, 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı’ndan bu yana kapalı olan Maraş bölgesinin bir kısmı halka açıldı.

Maraş’ın eski sakinlerinin de başvuru yapıp KKTC egemenliği altında bölgeye dönebileceği yeni bir süreç başlatıldı.

MÜLKİYET SORUNU YENİDEN GÜNDEM OLDU

Kıbrıs müzakerelerinin ana konularından mülkiyet sorunu, KKTC’de yatırım yapan yabancıların son yıllarda Güney Kıbrıs’ta tutuklanmasıyla yeniden gündem oldu. 2005’te KKTC’de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce iç hukuk yolu kabul edilmesi sonucunda mülkiyet konusunu uluslararası mahkemelere taşıyamayan Rum Yönetimi, KKTC’deki yabancı yatırımcıları kokutarak kaçırmayı denemeye başladı.

11 Kasım 2024 itibariyle, komisyona toplam 7 bin 817 Rum başvuru yaptı. Bunlardan 1,880’i sonuçlandırıldı. Komisyon, şu ana kadar başvuranlara mallarının bedeli olarak 484 milyon 864 bin 621 Sterlin tazminata karar verildi. Komisyonun kararları arasında iade ve takas da bulunuyor.

TDT GÖZLEMCİ ÜYELİĞİ

Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları 9’uncu Zirvesi, Özbekistan’ın Semerkant şehrinde 11 Kasım 2022’de gerçekleştirildi. Zirvede, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgili tarihi karar alındı. KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye olması kabul edildi.

KKTC, 2023’te TDT’nin birçok toplantısında cumhurbaşkanı, bakan, bürokrat ve sivil toplum örgütleriyle yer aldı.

Cumhuriyet Meclisi, Türk Devletleri Parlamenterler Asamblesine (TÜRKPA) gözlemci üye oldu.

NEW YORK’TA GAYRİRESMİ YEMEK

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in ev sahipliğinde bu yıl 16 Ekim’de New York’ta Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’le gayriresmi yemekte bir araya geldi.

Tatar, yemekten sonra, bir sonraki görüşmenin Türkiye ve Yunanistan’ın katılımıyla gerçekleşmesi konusunda mutabık kalındığını açıkladı.

KKTC’nin tutumunun değişmediğine işaret eden Tatar, “Ben yeni bir vizyon sundum, çünkü 50 yıl boyunca federal çözüm çabaları başarısız oldu.” ifadesini kullandı.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNDEM

Kamuda yetkili 5 sendika Maliye Bakanlığı’nda eyleme gitti: “Game Over” istifa edin

Published

on

KAMUSEN, KTAMS, KTÖS, KTOEÖS ve KAMU-İŞ, ekonomik ve sosyal haklara ilişkin taleplerinin hükümet tarafından reddedildiğini açıkladı. 2008 ve 2011 sonrası kayıplar, vergi adaletsizliği ve hayat pahalılığına yönelik hiçbir adım atılmadığını belirten sendikalar, bugün saat 10.00’da Maliye Bakanlığı önünde eylem düzenledi, eylemin sonunda bakanlık önünde lastik yakıldı.

Kamuda örgütlü beş sendika, ekonomik ve sosyal haklara ilişkin taleplerine olumlu yanıt verilmediği gerekçesiyle Maliye Bakanlığı önünde eylem yaptı.

KAMUSEN, KTAMS, KTÖS, KTOEÖS ve KAMU-İŞ, hükümetin çalışanlara yönelik beklentileri karşılamadığı ve ekonomik koşulların giderek ağırlaştığı gerekçesiyle bugün Maliye Bakanlığı önünde bir araya gelerek protesto düzenledi.

Sendikalar “Yeter” yazılı pankart açtı.

BURAK MAVİŞ: İSTATİSTİK KURUMU VERİLERİNE GÜVENMİYORUZ

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, üzerinde “İstatistik Kurumu” yazılı içinde marul olan bir sepet taşıdı.

İlk konuşmayı yapan KTÖS Genel Sekreteri Burak Maviş, Maliye Bakanlığı önünde yaptığı basın açıklamasında, İstatistik Kurumunun açıkladığı bir aylık Hayat Pahalılığı hesaplamalarının gerçek hayat pahalılığını yansıtmadığını ve bunun “halktan çalmak” anlamına geldiğini savunarak, kurumun verilerine güvenmediklerini dile getirdi.

Maviş, Türkiye’deki TÜİK’in de Hayat Pahalılığını 0.87 olarak açıklamasının “tesadüf” olduğunu dile getirerek, Türkiye’deki pahalılıkla paralel gidildiğini fakat halkın cebinden çıkanın 0.81 olduğunu kimsenin düşünmediğini ileri sürdü.

İstatistik Kurumunun sepetinde marulun fiyatının düşmesinden dolayı enflasyonun düşmüş gösterildiğini iddia eden Maviş, “Peki, günde üç öğün marul mu yiyoruz?” diye sordu.

Kurumun sepetinde temel gıda maddelerinin bulunmadığını iddia eden Maviş, Kurumun sepetinde yumurta, et, balık ve tavuk gibi temel gıdaların olmadığını söyledi ve haktan ve vatandaştan çalanın da suçu olmadı gerektiğini belirtti.

“İstatistik Kurumu’nun yaptığı hesaplar vicdanımıza sığmıyor. Halktan, vatandaştan, asgari ücretliden çalınıyor. İstatistik Kurumunun verilerine siyaset bulaştı.” ifadelerini kullanan Maviş, Kurumun, ülkenin neresinde ucuzluk olduğunu açıklaması gerektiğini kaydetti.

“VERİLERİ PROTESTO EDİYORUZ”

KTÖS Genel Sekreteri Maviş, konuşmasını sendikanın net tutumunu bildirerek sonlandırdı: “İstatistik Kurumu yaptığı hesaplamaları bir kez daha gözden geçirsin. İnanmadığımız yerde ya yalan vardır ya da ahlaki bir bozulma. Bu noktada, Kurumun hesaplamalarını bir kez daha protesto ediyor ve bundan sonra açıklayacağı rakamlara güvenmiyoruz.”

METİN ATAM: BU GEMİ ARTIK BU LİMANA DAYANDI, KAPTAN DEĞİŞMELİ

Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMUSEN) Başkanı Metin Atam da konuşmasında, Maliye Bakanlığının kendilerinin önerilerine karşı öneri vermesini eleştirerek, “bizi akılsız ve aptal mı zannediyorlar” dedi.

Atam, yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına yönelik açıklama yaparak, “ülke yangın yeri” olduğunu ve “gemiyi yönetemeyen kaptanın değişmesi” gerektiğini söyledi.

“Artık bu kadar yolsuzluk, bu kadar hırsızlık yeter” ifadelerini kullanan Atam, “Bu gemi artık bu limana dayandı. Bu kaptan bu gemiyi yönetemiyor. O kaptan değişecek” diyerek, açık bir şekilde hükümet ve üst düzey yöneticilere yönelik eleştirilerini sıraladı.

“ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ”

Atam, yolsuzluk soruşturmalarına değinerek, mali polis teşkilatına teşekkür etti ve “Kimsenin gözünün yaşına bakmayacak. Yolsuzluk, usulsüzlük, hırsızlık hep bunların üzerindedir” dedi.

Koalisyon ortaklarına da seslenen Atam, “Bir tanesi pusulaya yapmış. Her konuda yanımızda olan, cevap veren adam şu an suspus bekliyor. Çünkü çember daraldı arkadaşlar” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında İstatistik Kurumuna da seslenen Atam, “İstatistik Kurumu, yazıklar olsun! Neye göre hesaplıyorsunuz bunları? Herhalde talimat alıyorsunuz” dedi.

Vatandaşın günlük hayatta karşılaştığı zamlara dikkat çeken Atam, “Akaryakıta geçen ay 6 TL zam geldi. Siz 0.81 mi diyorsunuz? Bakın, bu ülkenin hakkını yiyorsunuz, çaldınız çırptınız. Vicdanınız rahtsa göreceğiz” şeklinde konuştu.

“ERKEN SEÇİM ŞART, HALK GEREKEN CEZAYI KESER”

Atam, halkla dalga geçilmemesi gerektiğini dile getirerek, “Bir an evvel erken seçime gidilmesi lazım. Halk istedikten sonra gereken cezayı keser ve kesecek. Çünkü yeter artık! Bizlerden çalıyorlar, vatandaştan çalıyorlar, kurumları peşkeş çektiler. Yazıklar olsun.” ifadelerini kullandı.

AHMET SERDAROĞLU: BU HÜKÜMET ‘GAME OVER’ İSTİFA EDİN

Kamu-İş Başkanı Ahmet Serdaroğlu da konuşmasında, sendikaların önerilerini kabul edilmemesinden dolayı burada bulunduklarını kaydetti.

Hükümetin artık gitmesi gerektiğini dile getiren Serdaroğlu, “bunlardan bir şey bekleyen artık ölüden gözyaşı bekler” ifadelerini kullandı.

Toplumun her kesiminin hükümetten rahatsız olduğunu dile getiren Serdaroğlu, hükümet ortaklarına da seslenerek “ ne oldu ya efendiler …hiç mi haberiniz yoktu bunlar olurken” dedi.

Hükümeti ve koalisyon ortaklarını “devekuşu” olmakla suçlayarak son dönemdeki yolsuzluk iddiaları ve görevden almalara tepki gösteren Serdaroğlu, “Bu hükümet Game Over. Bitti. İstifa edin” dedi.

Yaşanan olaylar karşısında tek suçlunun Maliye Bakanı ve Bakanlar Kurulunun her bir bireyi olduğunu dile getiren Serdaroğlu, “bugün bu hükumete baston değneği olanlar da hepsi suçludur ve hepsinin isimleri altın harflerle tarihe yazılması lazım. Çünkü milletin vekili olduklarını unuttular ve sessizliğe büründüler” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanlığına da seslenen Serdaroğlu, Cumhurbaşkanının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müsteşarının görevden neden alındığını sormasını beklediğini söyledi.

Maliyenin bu kadar zor durumda olduğunun bilinmesine rağmen neden bir müdürden bir müsteşar daha yaratıldığının açıklanması gerektiğini dile getiren Serdaroğlu, “bu atamalar bize ileride külfet olarak gelecek. Hepsi müsteşarlıktan mı emekli olacak…” dedi.”

Ülke yönetiminde artık şeffaflık beklediklerini söyleyen Serdaroğlu, “Sayın cumhurbaşkanım onayladığınızı öğrendik… keşke onaylamasaydın.. keşke sorsaydın” ifadelerini kullandı.

“ÇALIŞMA BAKANLIĞI MÜSTEŞARININ GÖREVDEN ALINMASI TESADÜF DEĞİL”

Serdaroğlu, “Başbakanlık müsteşarı içeri alınmışken, ertesi gün Çalışma Bakanlığı müsteşarının görevden alınması hiç tesadüf değildir. Buna kimse sessiz kalamaz. Bu görevden almanın nedeni açıklanacak” dedi ve Sendika olarak bu atamayı kabul etmediklerini ve şeffaflık beklediklerini kaydetti.

GÜVEN BENGİHAN: MEMLEKET YANIYOR, TEK UMURSAMAYAN BAŞBAKAN VE ORTAKLARI”

Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) Başkanı Güven Bengihan, Maliye Bakanlığı önünde yaptığı basın açıklamasında, hükümetin taleplerinin tümüne “ret” verdiğini belirterek, hükümetin yangın yerine döndüğünü söyledi.

Açıklamasına Nazım Hikmet’in “Karanlığa karşı” dizeleriyle başlayan Bengihan, “Bizim memlekette hem emekçiler yanıyor, hem siyaset yerlerde sürünüyor, hem kurumlar yanıp tutuşuyor. Bir tek bundan rahatsız olmayan Başbakan ve ortakları, saz arkadaşları Fikri Ataoğlu ile Erhan Arıklı” ifadelerini kullandı.

Bengihan, son beş yılın, ülke tarihinde görülmemiş bir “rezillik, yalan dolan ve çürümüşlük dönemi” olduğunu savundu. Siyasi ve ahlaki değerlerde çürümüşlük olduğunu ileri süren Bengihan, “hırsızlığın” sıradanlaştığı günlerden geçildiğini iddia etti.

“YOLSUZLUK ALGISINDA 180 ÜLKE ARASINDA 140. SIRADAYIZ”

Bengihan, iddialarını uluslararası bir rapora dayandırarak sözlerine söyle devam etti:

“2024 yılı yolsuzluk algısı raporunda 180 ülke içinde 140. sıradayız. İş insanlarının yüzde 40’ı ‘rüşvet vermeden işlerimiz dönmüyor’ diyor. İzin almak için bakan, bürokrat kapısında iki sene bekleyenler var. Rüşvet, hırsızlık normalleşti. Bu, bu hükümetin yarattığı siyasi ve ahlaki bir çürümedir.”

Bengihan, “Hükümet suçlu değil. Bu hükümeti bize dayatan AKP de suçludur. Teknik ve stratejik dairelere, AKP’lilerden talimat alan müdürler atandı. Bu düzeni onlar kurdular” dedi.

“İSTİFA EDİN, HALK SİZDEN NEFRET EDİYOR”

Hükümete istifa çağrısı yapan Bengihan, “Biraz utanıp istifa edin. İnsanlar size kinleniyor, nefret ediyor. Tarihe nefret ve kin duyulan bir hükümet olarak geçeceksiniz çünkü ahlakımızı, değerlerimizi yok ediyorsunuz.” ifadelerini kullandı.

Hükümete eleştiri yapan sendikalara, “Rumcu, din düşmanı” gibi yakıştırmalara karışıklık veren Bengihan, “sizin dinci dedikleriniz böyleyse vallahi ben din düşmanı olmayı kabul ederim. Sizin sevdikleriniz ve destekledikleriniz bunları yapıyorsa, ben muhalefet veya ötekileştiren biri olmaya razıyım” şeklinde konuştu.

Bengihan, “artık bitti. Game Over. The End. Buraya kadar” dedi.

Bakanlık çalışanları ve polisler ile kendilerini karşı karşıya getirmeye çalıştıklarını dil getiren Bengihan, “insanlar sizden nefret ediyor. Tarihe kin ve nefret duyulan hükümet olarak geçeceksiniz. Ahlakımızı, değerlerimizi giderek yok ediyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Bakanlık önünde lastik yakacaklarını da söyleyen Bengihan, “üzerimizdeki kara bulut olan hükümeti gönderme” yaptı.

SELMA EYLEM: KUKLALAR TALİMATI YERİNE GETİRMEK İÇİN DAMA TAŞI GİBİ OYNATILIYOR”

Kıbrıs Türk Orta Öğretim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Başkanı Selma Eylem de yaptığı konuşmada, hükümeti “talimatlarla kuklalar belirlenmiştir. Bu kuklalar talimatları yerine getirmek için dama taşı gibi oynatılıyor” dedi.

Eylem, hükümetin amacının halkı “fakirleştirerek ve cahil bırakarak, diktatörlükle yönetmek” olduğunu öne sürdü.

Sendikaların her yıl aynı taleplerle burada olduğunu dile getiren Eylem, “Özellikle 2008 ve 2011 sonrası, asgari ücretle çalışanlar ve tüm halk yararına talepler ortaya koyuyoruz. Ancak bu hükümet, aldığı talimatlar uyarınca hareket ediyor” dedi.

Eylem, bu talimatların, yerel ve “yeşil sermaye”yi nemalandırmak için ülke kaynaklarını halka değil, sermayeye peşkeş çekmek olduğunu iddia etti.

“SAHTE DİPLOMALILAR MECLİSTE, MÜCADELE EDEN ÖĞRETMENLERE SORUŞTURMA”

Eylem, “Doğum izni gibi maddi boyutu olmayan taleplerimiz bile yapılmıyor. Ancak baktığımızda mecliste, sahtekârlık, rüşvet ve torpille nemalananlar, hiç utanmadan oturuyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık toplumsal meseleler ve eğitim için mücadele eden öğretmenlere soruşturma açıldığını söyleyen Eylem, “2 bin öğretmenden 33’ünü seçip hakkında soruşturma açıyorlar. Amacı bölerek yönetmek. Ama yağma yok, hepimiz buradayız. Mücadeleye hep birlikte devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından Maliye Bakanlığını önünde lastik yakıldı.

SENDİKALAR EYLEM ÖNCESİ NE DEMİŞTİ?

Kamuda yetkili beş sendika (KAMUSEN, KTAMS, KTÖS, KTOEÖS, KAMU-İŞ), ekonomik ve sosyal haklara ilişkin taleplerinin hükümet tarafından yok sayıldığını belirterek “Çalışanları köle yapmanıza izin vermeyeceğiz” açıklamasında bulunmuştu. Sendikalar, hükümetin tutumunu protesto etmek için bugün saat 10.00’da Maliye Bakanlığı önünde eylem gerçekleştireceklerini duyurmuştu.

Sendikal platformun açıklamasında, yasa gereği her yıl yapılması gereken toplu görüşmeler için Maliye Bakanı ile uzun süredir girişim yapıldığı ancak sürecin başlatılmadığı ifade edildi. Sendikalar, özellikle 2008 sonrası göreve başlayan kamu çalışanlarının yaşadığı sorunlara ilişkin hükümetle mutabakat sağlandığını ve protokol imzalandığını, ancak verilen sözlerin hayata geçirilmediğini belirtti.

Açıklamada, eşel mobil uygulamasının iki aydan altı aya çıkarılması, hayat pahalılığı hesaplamalarının güncellenmemesi, vergi matrahlarının adaletli bir yapıya kavuşturulmaması, TL’nin değer kaybı, enflasyon ve fahiş fiyat artışlarının çalışanlar üzerinde yarattığı tahribata dikkati çekildi. Bu konularda bir dizi öneri sunulduğu ancak Maliye Bakanlığı ile yapılan görüşmelerden sonuç alınamadığı kaydedildi.

Sendikalar, 10 Kasım 2025’te Maliye Bakanlığı Müsteşarı ile yaptıkları teknik toplantıda tüm önerileri sözlü ve yazılı olarak ilettiklerini, önerilerin hükümete götürülüp kısa sürede yanıt verileceğinin söylendiğini hatırlattı.

Açıklamada, UBP-DP-YDP hükümetinin 27 Kasım 2025 tarihli yazılı cevabının “çalışanlarla dalga geçme niteliği taşıdığı” ifade edildi. Sendikalara göre hükümet, önerilen hiçbir maddeye olumlu yaklaşmazken, vergi adaletsizliği, 2008 ve 2011 sonrası kayıplar, hayat pahalılığı etkisi ve kadın çalışanların doğum iznindeki anomaliler gibi konularda da hiçbir düzenleme yapılmayacağını bildirdi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Ülkemizi yolsuzluk, usulsüzlük, kaçakçılık, torpil ve rüşvetle anılır hale getiren; çalışanları yoksulluğa ve açlığa iten bu tutum kabul edilemez. Kamuda yetkili sendikalar olarak, bu vurdumduymaz hükümet anlayışına karşı bugün saat 10.00’da Maliye Bakanlığı önünde olacağız ve protesto ateşine start vereceğiz. Çalışma barışı için hükümet, bir an önce sorumluluklarını yerine getirmelidir.”

Continue Reading

GÜNDEM

Cafer Gürcaferden sert değerlendirme: Çete yapıları sarsılıyor, belgeler elimizde, izleyeceğiz…

Published

on

Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, Kanal T’de katıldığı programda bürokrasideki görevden almalar ve yürütülen soruşturmaları değerlendirdi. Gürcafer, “Sorun bireylerde değil, sistemde. Temiz eller operasyonuna ihtiyaç varsa toplum olarak birlikte ses vermeliyiz” dedi.

Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, bu sabah Kanal T’de yayınlanan Güne Dair programında Nazar Erişkin’in sorularını yanıtladı. Gürcafer, birkaç gün önce dile getirdiği “temiz eller operasyonu” çağrısını yinelerken, son dönemde bürokraside yaşanan görevden almalar ve tutuklamalarla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Gürcafer, Tahir Serhat’ın görevden alınmasının zamanlamasına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Doğrusu bu zamanlamaya anlam veremiyorum. Evrak, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde hazırlanmıştı. Ersin Bey’in cumhurbaşkanlığı döneminde evrak imzalanmıştı ancak kendisi imzalamadı. Neden görevden alındı, tutuklama olur mu bilmiyorum ama konuya vakıfım.”

EKONOMİK ÖRGÜTLER BU KONUYU HÜKÜMETE İLETMİŞTİ

Ekonomik örgütlerin uzun süredir bürokraside yaşanan sorunları hükümete aktardığını söyleyen Gürcafer, şunları kaydetti:

“Ekonomik örgütlerin başkanları, Başbakan ile görüştü. Bu bürokrattan kaynaklanan sıkıntıları, yaşanan bazı olaylar ile ilgili hoş olmayan davranışları biz gündeme getirmiştik. Son bir yıl içinde birkaç kez dile getirdik.”

Görevden alınan Gardiyanoğlu’nun da polise yönelik şikâyetlerin bulunduğunu söylediğini hatırlatan Gürcafer, “Ersin Bey, ‘Seçimde zarar görürüm’ gerekçesiyle imzalamadı” dedi.

Gürcafer, iş dünyasının ortak görüşünü şöyle aktardı:

“Ekonomiyi ilgilendiren bazı noktalardaki rahatsızlıklarımızı hükümetle paylaştık ve ivedi olarak görevden alınması gerektiğini söyledik. Fakat bekletildi seçim geçsin. Çünkü Tahir Serhat’ın eşi muhtardır, örgüt başkanıdır. Son bize söylenen, bütçeden sonra alınacağıydı. Belli ki başka bir şey oldu.”

“SORUN BİREYLERDE DEĞİL SİSTEMDE”

Gürcafer, sorunun kişisel değil sistemsel olduğunu vurguladı:

“Sorun sistemdedir. Bütünlüklü olarak ele almadığımız, açıkları kapatmadığımız ve sızmaları engellemediğimiz sürece bu devam edecektir. Değişim ile gelecek olan yeni hükümet, sistemi bütünüyle gözden geçirmeli.

İHALE SİSTEMİNE ELEŞTİRİ: “İNİSİYATİF KALKMALI”

İhale komisyonlarına yönelik eleştirilerini yineleyen Gürcafer, şu değerlendirmede bulundu:

“Siz ihale komisyonunda bireylerin inisiyatifini ortadan kaldıracak sistemi kurarsanız bunlar olmaz. Yalnız ben değil, toplumun tüm kesimleri aynı sesi çıkarmalı. Bir temiz eller operasyonuna ihtiyaç varsa buna hepimiz ses vereceğiz.”

“ÜLKEYİ SARAN BİR KİRLENME VAR”

İşçi getirme sistemiyle ilgili de konuşan Gürcafer, detay vermekten kaçınarak şu mesajı verdi:

“Ülkeyi sarmış bir kirlenme vardır. Sisteme, kirlenmeye karşı bir mücadele gerekir. Sistemi sorgulayan bir yapı oluşmalı. İşçi getirme olayını oturup seyretmeyelim; polis soruşturması var. Ben aklanacağımı zaten söyledim, sonuna gelindi.”

“BÜYÜK BİR ÇETE SARSILIYOR”

Gürcafer, mevcut soruşturmaların çete yapılanmalarına uzandığını söyleyerek iddialarını şöyle sürdürdü:

“Kurulan komplonun bir bacağı da Tahir Serhat’tı. Bu hususta birkaç çete var ama bir tanesi çok büyük bir çete ve şu anda sarsılıyor. Elimde ilgili makamlara iletilmiş belgeler vardır.”

Continue Reading

GÜNDEM

Rum Meclisi yatırım yoluyla alınan “Altın pasaport” vatandaşlığını kesin olarak kaldırdı

Published

on

Rum Meclisi, “Kıbrıs Yatırım Programı” kapsamında verilen ve “altın pasaportlar” olarak bilinen yatırım maksatlı vatandaşlığı tamamen sona erdiren yasa tasarısını onayladı. Düzenleme, Avrupa Komisyonu’nun 2020’den beri süren ihlal prosedürünü kapatmayı hedeflerken, Meclis ayrıca Bakanlar Kurulu’na fahri vatandaşlık verme yetkisini genişleten ikinci tasarıyı da ilerletti.

Rum Meclisi’nin, yatırım maksatlı Kıbrıs vatandaşlığı verilmesine son veren yasa tasarısını onayladığı belirtildi.

Haravgi gazetesi “Altın Pasaportlar Başlığı Kesin Olarak Kapandı” başlıklı haberinde, Rum Meclisi’nin, dünkü oturumunda, yatırım aracılığıyla Kıbrıs vatandaşlığının verilmesine kesin son veren yasa tasarısını onayladığını yazdı.

İlgili değişikliğin, gerekli addedildiğini yazan gazete onaylanan yasa tasarısının, Rum Yönetimi’nin, “Kıbrıs Yatırım Programı” ile devam eden ihlal prosedürünün sonlandırılması açısından önemli olduğunu da belirtti.

Gazete haberinde, Avrupa Komisyonu’nun, altın pasaportlar olarak da bilinen yatırım programından kaynaklanan skandallara ilişkin prosedürü 2020 yılından itibaren başlattığını anımsattı.

Gazete haberinde, birçok uyarıya karşın hükümetin, o dönemlerde, özlü olarak tedbir almadığına da dikkati çekti.

Rum Meclisi’nin bunun paralelinde, Bakanlar Kurulu’na fahri vatandaşlıkla “Kıbrıs vatandaşlığı” verme olanağı veren ikinci yasa tasarısını da ileriye götürdüğünü yazan gazete, bu düzenlemenin, 1974 yılında “Türk işgali” sırasında hayatını kaybeden Yunan askerlerinin çocuklarını ve Güney Kıbrıs’ın tanıtımına ve güçlendirilmesine önemli katkılarda bulunan sanat ve kültür dünyasından kişileri ilgilendirdiğini belirtti.

Continue Reading