Connect with us

DÜNYA

IMF, küresel ekonomik büyüme tahmininde aşağı yönlü revizyonun sinyalini verdi

Published

on

IMF Başkanı Georgieva, Orta Doğu’daki savaşın ardından en umut verici senaryonun bile küresel ekonomik büyüme tahminlerinde aşağı yönlü bir revizyonu içerdiğini belirterek, “yeni barış kalıcı olsa bile” büyümenin daha yavaş olacağını ifade etti.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, 13-18 Nisan’da düzenlenecek IMF-Dünya Bankası Bahar Toplantıları öncesi “Orta Doğu Savaşı Şokunu Hafifletmek” başlıklı bir konuşma yaptı.

Dayanıklı dünya ekonomisinin Orta Doğu’da şu an duraklamış olan savaşla yeniden sınandığını dile getiren Georgieva, çatışmanın dünya genelinde ciddi zorluklara neden olduğunu söyledi.

Georgieva, “Gelecek hafta bahar toplantılarımızda bakanları ve merkez bankası başkanlarını ağırladığımızda, odak noktamız bu son şoku en iyi nasıl atlatacağımız ve ekonomiler ile insanlar üzerindeki acıyı nasıl hafifleteceğimiz üzerine olacak.” dedi.

BÜYÜK, KÜRESEL VE ASİMETRİK BİR ARZ ŞOKU

Arz şokunun büyük, küresel ve asimetrik olduğuna işaret eden Georgieva, dünyanın günlük petrol akışının yaklaşık yüzde 13, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) akışının ise yüzde 20 kesintiye uğradığını, enerji maliyetlerinin arttığını ve tedarik zincirlerinin dünya genelinde bozulduğunu aktardı.

Georgieva, şokun etkisinin çatışmaya yakınlığa, enerji ihracatçısı mı yoksa ithalatçısı mı olunduğuna ve politika alanına bağlı olarak değiştiğini kaydetti.

Her zaman olduğu gibi negatif bir arz şokunun fiyatları yukarı çektiğini belirten Georgieva, brent petrolün çatışmalar başlamadan önce varil başına 72 dolardan 120 dolarlık zirveye fırladığını anımsattı.

Georgieva, petrol fiyatlarının düştüğünü ancak hala savaştan önceki seviyelerin çok üzerinde olduğunu, birçok ülkenin kıymetli kaynaklara erişim için yüksek primler ödediğini ifade etti.

ARZ KESİNTİLERİ DALGA ETKİSİ YARATMAYA DEVAM EDECEK

Arz kesintilerinin dalga etkisi yarattığını ve bir süre daha yaratmaya devam edeceğini anlatan Georgieva, minimum akış seviyelerinin korunamaması nedeniyle bazı petrol rafinerilerinde kapanmalar yaşandığını, rafine ürünlerde, özellikle dizel ve jet yakıtı arzında yaşanan sıkıntıların ulaşım, ticaret ve turizm faaliyetlerini sekteye uğrattığını anlattı.

Georgieva, taşımacılıkta yaşanan sorunların gıda güvenliğini de tehdit ettiğine işaret ederek, bu durumun en az 45 milyon kişinin daha gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalmasına yol açabileceğini ve dünya genelinde açlık çekenlerin sayısını 360 milyonun üzerine çıkarabileceğini ifade etti. IMF Başkanı Georgieva, yüksek gübre fiyatlarının bu tabloyu daha da ağırlaştırabileceğini belirtti.

Georgieva, kükürt, helyum ve nafta gibi kritik girdilere bağımlılığın, çip üretimi, tıbbi görüntüleme ve plastik sanayi gibi alanlarda tedarik zinciri aksaklıklarına yol açtığına dikkati çekti.

DÜNYA EKONOMİK GÖRÜNÜM RAPORU BİR DİZİ SENARYOYU İÇERECEK

Şokun fiyat etkisi ve arz kıtlığı, enflasyon beklentileri ile finansal koşullar aracılığıyla etkisini gösterebileceğini anlatan Georgieva, dünyanın buna yanıt verirken, kolektif enerji verimliliği ve enerji çeşitlendirme arayışını sürdürmesinin önemini vurguladı.

Georgieva, şunları kaydetti:

“Etkisi ne kadar büyük? Bunun yanıtı, ateşkesin sürüp sürmeyeceğine, kalıcı barışa yol açıp açmayacağına ve savaşın ardında ne kadar hasar bırakacağına bağlı. Belirsizlikler göz önüne alındığında, gelecek hafta yayımlanacak Dünya Ekonomik Görünüm raporumuz, nispeten hızlı bir normalleşmeden, orta düzeyli bir senaryoya ve petrol ile gaz fiyatlarının çok daha uzun süre çok daha yüksek kaldığı ve ikinci tur etkilerinin belirginleştiği bir senaryoya kadar uzanan bir dizi senaryoyu içerecek.”

IMF Başkanı Georgieva, “Aslında bu şok olmasaydı, küresel büyüme tahminlerini yukarı yönlü revize ediyor olacaktık. Ancak şimdi, en umut verici senaryomuz bile büyümede aşağı yönlü bir revizyonu içeriyor. Neden? Altyapı hasarı, arz kesintileri, güven kaybı ve diğer kalıcı etkiler.” diye konuştu.

Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin geleceğinin ne olacağını veya bölgesel hava trafiğinin toparlanmasının nasıl gerçekleşeceğini bilmediklerin belirten Georgieva, “Bildiğimiz şey, yeni barış kalıcı olsa bile büyümenin daha yavaş olacağıdır.” dedi.

ETKİNİN NE KADAR KÖTÜ OLACAĞI ÜLKELERİN POLİTİKA ALANINA BAĞLI

Ayrıca dünya genelinde önemli farklılıklar olduğunu aktaran Georgieva, petrol ve gazı kesintisiz ihraç edebilen ülkelerin en az etkilenenler olduğunu kaydetti.

Georgieva, buna karşılık, abluka yaşayan petrol ve gaz ihracatçıları dahil olmak üzere savaştan doğrudan etkilenen ülkeler ve ithal petrol ile gaza bağımlı olan ülkelerin etkinin yükünü omuzladığını ifade etti.

IMF Başkanı Georgieva, Körfez’deki tanker trafiğinde yaşanan beş haftalık boşluk göz önüne alındığında, bu etkinin ne kadar kötü olacağının ülkelerin stratejik petrol ve gaz rezervleri dahil olmak üzere ne kadar politika alanına sahip olduklarına önemli ölçüde bağlı olacağını dile getirdi.

IMF DESTEĞİNE YÖNELİK TALEBİN KISA VADEDE 20 İLE 50 MİLYAR DOLAR ARASINDA OLABİLECEĞİ BEKLENTİSİ

Politika yapıcıların durumu daha da kötüleştirmemeye dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Georgieva, ülkelere ihracat ve fiyat kontrolleri gibi tek taraflı eylemlerden kaçınmaları çağrısında bulundu.

Georgieva, mevcut koşullarda bekle-gör yaklaşımının uygun olduğunu, enflasyon beklentilerinin bozulma ve maliyetli bir enflasyon sarmalını tetikleme tehdidi oluşturması halinde ise merkez bankaları faiz artırımlarıyla kararlı bir şekilde müdahale etmesi gerektiğini dile getirdi.

Maliye politikası tarafında ise desteğin hedefli ve geçici olması gerektiğini belirten Georgieva, para ve maliye politikalarının uyum içinde yürütülmesinin önemine işaret etti.

Georgieva, IMF’nin ülkelere destek vermeye hazır olduğunu belirterek, Orta Doğu’daki savaşın etkileri dikkate alındığında Fon’un ödemeler dengesi desteğine yönelik talebin kısa vadede 20 ile 50 milyar dolar arasına çıkmasının beklendiğini kaydetti.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DÜNYA

Tom Barrack: Türkiye ile ilişkiler hiç olmadığı kadar iyi, S-400’e çözüm yakın olabilir

Published

on

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamada Türkiye-ABD ilişkilerinin son dönemde önemli ilerleme kaydettiğini belirterek, S-400 meselesinde yakında çözüm bulunabileceğini söyledi.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD ile Türkiye ilişkileri hakkında, “İki ülke arasındaki ilişkiler hiç olmadığı kadar iyi. Bence S-400 meselesine yakında bir çözüm bulunacak.” ifadelerini kullandı.

Barrack, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2026 kapsamında moderatörlüğünü TRT World kıdemli sunucusu Andrea Sanke’nin yaptığı programda konuştu.

Suriye’deki dönüşüme değinen Barrack, Washington yönetiminin Suriye politikası kapsamında bölgedeki askeri varlığını azaltarak farklı bir yaklaşım benimsediğine dikkati çekerek, “Biz, asker göndermedik, askerlerimizi çektik. Yüz yıldır yapılanların tam tersini yaptık. Dün, ondan önceki gün, son üssümüzdeki son askerlerimizi çektik. Bu, olağanüstü. ABD’nin uzun yıllar DEAŞ ile mücadele yürüttüğü önemli ülkelerden birindeki son üssümüzden son birliklerimizi de çektik.” ifadelerini kullandı.

Barrack, geçmişte Kürtler ve Dürzilerle sorun yaşayan, İran’la yakınlığı bulunan ve dünya ile uzun süre çatışma halinde olan Suriye’nin bugün bölgedeki en istikrarlı yerlerden birine dönüştüğünü vurguladı.

“ŞARA, DEFALARCA İSRAİL İLE SORUN İSTEMEDİKLERİNİ SÖYLEDİ”

İsrail’in aksine Suriye’nin İsrail’e yönelik askeri faaliyetlerde bulunmamasına rağmen ortada herhangi bir anlaşma olmamasına ilişkin soruyu yanıtlayan Barrack, “8 Aralık’tan bu yana Suriye, (Cumhurbaşkanı) Şara yönetimi altında İsrail’e tek bir kurşun bile sıkmadı. Aksine Cumhurbaşkanı Şara, defalarca İsrail ile sorun istemediklerini, düşmanlık aramadıklarını, bir saldırmazlık ve normalleşme anlaşmasına açık olduklarını söyledi.” diye konuştu.

Barrack, İsrail’in güneydeki Dürzileri kendi akrabaları olarak gördüğünü ve Süveyda’daki olayların ardından İsraillilerin sınırı geçerek “Dürzileri koruduğunu” savunarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“(İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu, 7 Ekim’den sonra her şeyin değiştiğini açıkça söyledi. Sınırları umursamıyor, hatları umursamıyor, 1967 sınırını umursamıyor, 1974 sınırını umursamıyor, 8 Aralık hattını umursamıyor. Suriye, bu çatışmaya girmeyerek akıllıca davrandı. Bu nedenle ihlaller, sürekli devam ediyor. İsrail, bir konvoy gördüğü her seferinde bu hatları geçiyor çünkü iki taraf arasında hala güven yok.”

Barrack, Suriye’nin “defalarca görüşmeye hazır olduklarını” dile getirdiğini ve İsrail’e karşı “hasmane bir tutum sergilemeyerek çok akıllıca davrandığı” ve “Suriye ile normalleşmeye Lübnan’dan daha önce varılacağı” yorumunu yaptı.

“TÜRKİYE, BÖLGEDEKİ EN GÜÇLÜ VE İŞLEYEN EKONOMİLERDEN BİRİ”

Düşmanı askeri yöntemlerle ortadan kaldırmaya yönelik yaklaşımın kalıcı çözüm üretmediğini belirten Barrack, bu yöntemin, nesiller boyu süren nefret döngüsünü beslediğini söyledi.

Barrack, İsrail’in 1948’den bu yana benimsediği yaklaşımın bölgedeki genel eğilimle örtüşmediğini, savaşların çözüm üretmediğini vurguladı.

Lübnan örneğine işaret eden Barrack, 1949’daki ateşkes anlaşması, 15 yıllık iç savaş ve Taif Anlaşması’nın kalıcı istikrar sağlamadığını dile getirdi.

Taif Anlaşması’nın bugünkü ateşkes ve barış arayışlarına benzer şekilde mezhepsel dengelerin yeniden düzenlenmesini hedeflediğini belirten Barrack, Hizbullah’ı kapsam dışında bıraktığını ifade etti.

Barrack, İsrail’in saldırılarının Hizbullah’ın varlık gerekçesini güçlendirdiğini savunarak, İran gibi egemen devletlerin desteklediği milis yapıların yalnızca askeri yöntemlerle ortadan kaldırılamayacağını belirtti.

Kalıcı çözümün, refahın sağlanmasından geçtiğini vurgulayan Barrack, bireyden aileye, topluluktan devlete uzanan bir kalkınma yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini dile getirdi.

Bölgesel sorunların çözümünün yine bölge ülkeleri tarafından bulunması gerektiğinin altını çizen Barrack, bu çerçevede Abraham Anlaşması’nın uzun vadede çözümün parçası olabileceğini iddia etti.

Barrack, Suriye’de yürütülen sürecin Türkiye ile birlikte şekillenen bir “deney” niteliği taşıdığını belirterek, Türkiye’nin bölgedeki en güçlü ve işleyen ekonomilerden biri olduğunu söyledi.

Türkiye’nin yalnızca NATO’nun en büyük ikinci gücü olmadığını, aynı zamanda nüfusu, kaynakları ve askeri kapasitesiyle bölgedeki en önemli ve etkili aktörlerden biri olduğunu ifade etti.

BARRACK’A GÖRE ÇÖZÜME GİDEN YOL REFAHTAN GEÇİYOR

Barrack, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “etkili bir lider” olarak nitelendirerek, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun da ülkesinin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini söyledi.

Orta Doğu’da güç unsurunun belirleyici olduğunu vurgulayan Barrack, zayıflık algısının ülkeleri “dezavantajlı konuma” sürüklediğini ifade etti.

Suriye’deki gelişmeleri örnek gösteren Barrack, güçlü liderliklerin bölgedeki dönüşüm süreçlerinde etkili olduğunu, Türkiye’nin de bu çerçevede önemli rol oynadığını dile getirdi.

Barrack, “İsrail, Abu Dabi ile ittifak kurduğu gibi Türkiye ile de ittifak kurabilir, Suudi Arabistan da İsrail ile ittifak kurabilir. İsrail halkının refahı için bence çözüm bu. Bu yüzden bu tür söylemlerin ortadan kalkacağını düşünüyorum. Türkiye, hafife alınacak bir ülke değil.” ifadelerini kullandı.

Suriye’nin tarihsel bakımdan farklı din ve etnik grupların bir arada yaşadığı köklü bir medeniyet olduğunu anlatan Barrack, bölgede kalıcı çözümün işbirliği ve ekonomik kalkınmadan geçtiğini ifade etti.

Ateşkes anlaşmalarına da değinen Barrack, bazı düzenlemelerin taraflara tek taraflı hareket alanı bıraktığını, bu durumun kalıcı barışı zorlaştırdığını belirtti.

Barrack, ABD’nin önceki yönetim dönemlerinde yapılan bazı anlaşmaların sahada etkili olmadığını savunarak, çözümün bölgesel uyum ve refahın artırılmasından geçtiğini ifade etti.

TÜRKİYE’NİN BÖLGEDEKİ ARABULUCULUK ROLÜNÜN ÖNEMİ

Barrack, Gazze’de ateşkes ihlallerinin sürdüğü dönemde Türkiye’nin bölgedeki arabuluculuk rolünün önemine işaret ederek, “İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey, Türkiye’yi tam da sizin dediğiniz gibi bu sürece dahil etmeye teşvik etmek ve bunu benimsemektir.” diye konuştu.

Türkiye ile Katar’ın Hamas’ı “terör örgütü olarak kabul etmediği için yıllarca eleştirildiğini” savunan Barrack, “Eğer Hamas’ı yabancı bir terör örgütü olarak kabul etme konusunda bizimle aynı fikirde olsalardı bu, asla yaşanmazdı. Onları dışlamanız gerekir. Türkiye’yi o sürece dahil etseydiniz şu anda yaşananları yani vahşetleri ve ihlalleri önlemede yardımcı olabilirdi çünkü onlar o dili konuşabiliyorlar.” dedi.

Uzun vadeli çözümün “kapsayıcılıktan” geçtiğine işaret eden Barrack, dışlayıcı yaklaşımların yalnızca kısa vadeli sonuçlar doğurduğunu belirtti.

ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrine ilişkin soruyu yanıtlayan Barrack, son 16 ayda ABD ile Türkiye ilişkilerinde son 15 yıldan daha fazla ilerleme kaydedildiğini vurguladı.

Barrack, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişki başta olmak üzere dışişleri, istihbarat, askeri ve ticari alanlarda gelişme olduğuna dikkati çekti.

Türkiye’nin F-35 programından çıkarıldığını ancak ilişkilerin tamamen kopmadığını belirten Barrack, Boeing anlaşmaları, Halkbank gibi konularda ilerleme sağlandığını ve F-16 sürecinin de yeniden gündemde olduğunu söyledi.

Barrack, “Ülkeler arasındaki ittifak yeniden şekilleniyor. Suriye’de olanlar ise büyük ölçüde Türkiye’nin lehine oldu. Türkiye ve Suudi Arabistan, bazı kusurları olsa da bu ‘filizlenen yapıyı’ destekledikleri için büyük övgüyü hak ediyor, aslında bu süreçte belirleyici olan Türkiye’ydi. İki ülke arasındaki ilişkiler ise hiç olmadığı kadar iyi. Bence S-400 meselesine yakında bir çözüm bulunacak. Benim temsil ettiğim taraf açısından, F-35 programına yeniden kabul edilmek de mümkün.” diye konuştu.

İSRAİL İLE LÜBNAN ARASINDA SAĞLANAN ATEŞKES

İsrail ile Lübnan arasında sağlanan ateşkesin en önemli yönünün “anlamsız öldürmeleri durdurmuş olması” görüşünü dile getiren Barrack, ateşkesin tüm detaylarının net şekilde tanımlanmasından ziyade sahada eksik aktörlere dikkati çekerek, “O masada eksik olan iki taraf var: Hizbullah ve İran. Yani olan şey, doğru yönde atılmış bir adımdı. Asıl iş şimdi başlıyor.” ifadelerini kullandı.

Hizbullah ile bir çözüm bulunması gerektiğini vurgulayan Barrack, bu sürecin “Hizbullah’ı yok etmek üzerine kurulu olmaması gerektiğini” söyledi.

Barrack, ayrıca 2024’te neyin işe yaramadığının görüldüğünü, halihazırda yürürlükte olan ve taraflardan gelen taleplere yanıt veren çok taraflı bir mekanizmanın bulunduğunu ifade etti.

Continue Reading

DÜNYA

Çin’den Hürmüz Boğazı için “serbest geçiş” çağrısı

Published

on

Çin, Orta Doğu’da artan çatışmalar nedeniyle gemi trafiğinin aksadığı Hürmüz Boğazı için serbest ve güvenli seyrüsefer çağrısı yaparken, krizin çözümü için diplomatik çabaların süreceğini açıkladı.

Çin, ABD ile İsrail’in saldırıları ve İran’ın misillemeleriyle Orta Doğu’da tırmanan çatışma nedeniyle gemi trafiğinin büyük ölçüde kesildiği Hürmüz Boğazı’ndan serbest ve güvenli geçişin sağlanması için çağrıda bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Vang Yi, İranlı mevkidaşı Abbas Erakçi ile gece telefonda görüştü.

Görüşmede Hürmüz Boğazı’na kıyıdaş ülke olarak İran’ın egemenliği, güvenliği, meşru hakları ve çıkarlarına saygı gösterilmesi gerektiğini ifade eden Vang, aynı zamanda uluslararası boğazda seyrüsefer serbestisi ve güvenliğin sağlanması gerektiğini, bunun uluslararası toplumun ortak çağrısı olduğunu vurguladı.

Vang, Çin’in bölgedeki durum ve bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi için çalışmayı ve Orta Doğu’da nihai olarak kalıcı barış ve istikrarın sağlanması amacıyla yapıcı rol oynamayı sürdüreceğinin altını çizdi.

İranlı Bakan Erakçi de Çin’in çatışmanın sonlandırılması ve barışın teşvik edilmesi için yapıcı rol oynamasını memnuniyetle karşıladıklarını, çatışmaya barışçı müzakerelerle akılcı ve gerçekçi çözüm aramayı sürdüreceklerini belirtti.

ABD’NİN HÜRMÜZ BOĞAZI ABLUKASI

ABD Başkanı Donald Trump, İran’la Pakistan’da düzenlenen müzakere sürecinin başarısızlığa uğramasının ardından sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alma sürecini başlatacaklarını duyurmuştu.

Bu açıklamanın hemen ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, 13 Nisan’da Türkiye saatiyle 17.00’de İran limanlarına giren veya bu limanlardan çıkan tüm gemilere yönelik deniz ablukasının başlatacağını açıklamıştı.

Trump, İran’ın elinde kalan gemilerin Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alan ABD Deniz Kuvvetlerine yaklaşması halinde “etkisiz hale getirileceği” tehdidinde bulunmuştu.

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDAKİ GEMİ TRAFİĞİ, SAVAŞ NDENİYLE KESİLMİŞTİ

ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları ve İran’ın misillemeleri ile Basra Körfezi’nde tırmanan çatışma nedeniyle, küresel mal ve enerji ticareti açısından kritik geçiş hattı olan Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği büyük ölçüde kesilmişti.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar, Irak ve İran’ın hidrokarbon kaynaklarını dünya pazarlarına ulaştıran Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin, sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin ve gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 30’unun ana güzergahı konumunda bulunuyor.

Çin’in ithal ettiği petrolün yaklaşık yüzde 45’i, sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 30’u Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndan geçerek ülkeye ulaşıyor.

Boğazdaki tanker trafiğindeki kesintiler, küresel petrol tedarikinde aksamalara, petrol fiyatlarında artışa yol açmış durumda.

Continue Reading

DÜNYA

Papa “Trump yönetiminden korkmuyorum”

Published

on

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo, kendisine sert eleştirilerde bulunan ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminden korkmadığını belirterek, “Savaşa karşı yüksek sesle konuşmaya devam edeceğim.” dedi.

Tarihte ABD’li ilk Papa olan 14. Leo, ABD Başkanı Trump’ın kendisine yönelik dünkü eleştirilerini yanıtladı.

Papa 14. Leo, 11 gün sürecek ve 4 ülkeyi kapsayan Afrika turunun ilk ayağı için Roma’dan Cezayir’e uçtuğu sırada, seyahatini takip eden gazetecilere Trump’ın sözlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.

İtalyan ANSA ajansının haberine göre Papa 14. Leo, “Trump yönetiminden korkmuyorum. Ben siyasetçi değilim. Ben İncil’den bahsediyorum. Bu nedenle savaşa karşı yüksek sesle konuşmaya devam edeceğim. Onunla bir tartışmaya girmeye niyetim yok.” diye konuştu.

“Bazı insanların yaptığı gibi İncil’in istismar edilebileceğini düşünmüyorum.” ifadelerini kullanan Papa, ABD Başkanı’nın mesajına atıf yaparak, bu mesajı okuyan insanların kendi sonuçlarını çıkarabileceklerini düşündüğünü kaydetti.

Papa, savaşların son bulması, diyalog ve sorunlara adil çözümler bulmak için uluslar arasında çok taraflı ilişkiler üzerinde durulması gerektiğini vurguladı.

Papa 14. Leo, “Çok fazla insan acı çekiyor, çok fazla masum öldürüldü ve bence birilerinin ayağa kalkıp daha iyi bir yol olduğunu söylemesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.

– Vatikan ve ABD ilişkilerinde tansiyon son dönemde yükseldi

Vatikan-ABD ilişkilerinin gerildiğine dair ilk sinyal, ay başında çıkan bir haberle gündeme gelmişti.

ABD merkezli yayın organı “The Free Press”in 6 Nisan’daki haberinde, Papa 14. Leo’nun, ocak ayındaki bir konuşmasında, “güce dayalı diplomasiyi” eleştirmesi nedeniyle, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Müsteşarı Elbridge Colby’nin, o tarihte Vatikan Büyükelçisi olarak görev yapan Kardinal Christophe Pierre’i sert şekilde uyardığı ileri sürülmüştü.

Bu haber, geçen hafta her iki ülke tarafından yalanlansa da ABD-Vatikan ilişkilerinde “tansiyonun yükseldiği” şeklinde yorumlanmıştı.

Bunun üzerinden çok geçmeden Papa 14. Leo’nun, 11 Nisan’da ABD ile İran heyetleri arasında Pakistan’daki görüşmeler sürerken Aziz Petrus Bazilikası’ndaki dünya barışı etkinliğinde, “Artık kendine ve paraya tapınmaya son. Güç gösterisine son. Savaşa son. Gerçek güç, hayata hizmet etmekte kendini gösterir” ifadelerini kullanması dikkati çekmişti.

Basında, Papa’nın bu sözlerinin, hiç isim vermemesine karşın Trump’a yönelik olduğu yorumlarına yer verilmişti.

Papa’nın sözlerinin ardından ABD Başkanı Trump da dün sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımlarda, Papa 14. Leo’nun “suç ve nükleer silahlar konusunda zayıf” ve “dış politikada berbat” olduğunu savunmuş ve Papa 14. Leo’nun bu göreve sırf ABD’li olduğu ve kendisi Beyaz Saray’da bulunduğu için Kilise tarafından “onunla başa çıkmak” amacıyla getirildiğini iddia etmişti.

Trump, basına yaptığı açıklamada da şu ifadeleri kullanmıştı:

“İran’ın nükleer silaha sahip olmasının sorun olmadığını düşünen bir Papa istemiyorum. Amerika’nın, ABD’ye büyük miktarda uyuşturucu gönderen ve daha da kötüsü katiller ve uyuşturucu satıcıları dahil hapishanelerini ülkemize boşaltan Venezuela’ya saldırmasının kötü bir şey olduğunu düşünen bir Papa istemiyorum ve ben, ezici bir çoğunlukla seçildiğim şeyi tam olarak yaptığım için ABD Başkanı’nı eleştiren bir Papa istemiyorum. Leo, Papa olarak kendine çekidüzen vermeli, sağduyulu davranmalı, radikal solun isteklerine boyun eğmeyi bırakmalı ve siyasetçi değil de büyük bir Papa olmaya odaklanmalı.”

Trump, eleştirilerinin ardından kendisini Hazreti İsa gibi tasvir eden bir görseli paylaşmıştı.

Continue Reading