Connect with us

GÜNDEM

Cansu Nazlı: Okullarda alınmak istenen ücret anayasaya ve hukuka aykırı

Published

on

Bağımsızlık Yolu Parti Meclis Üyesi Cansu N. Nazlı, her okul kayıt dönemi okul kayıt harcı adı altında alınmak istenen ücretin anayasaya ve hukuka aykırı olduğunu söyledi.

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Umut Ersoy, Mali Sekreteri Münür Rahvancıoğlu ve Parti Meclis Üyesi Cansu N. Nazlı, “Emeğin Gündemi” programına katılarak, halkın kamusal hakları ve okul kayıt ücretleri konularını değerlendirdiler.

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Umut Ersoy programda yaptığı açıklamada, okul aile birliklerinin okul yönetimi ile birlikte velilerden talep ettikleri kayıt parasını okullardaki eksiklikler sebebiyle istediğini söyledi. Kamu okullarının atıl durumda olduğunu, tuvalet kağıdının bile olmadığını belirten Ersoy, Eğitim Bakanlığı’nın kamu okullarına bütçe ayırmadığını vurguladı. Okul yönetiminin de zaman içinde pratik çözüm olarak velilerden okul harcı istediğini belirten Ersoy, fiili olarak yasadışı olan bu durumun artık normalmiş gibi kabul edildiğini anlattı. Bağımsızlık Yolu’nun yıllardır okulların önünde yaptığı eylemlerde hedeflerinin öğretmenler, okul yönetimi veya okul aile birlikleri olmadığını belirten Ersoy, bakanlığa da sorumluluklarının hatırlatıldığını ancak mevcut fiili devam ettirmenin de bakanlığın işine geldiğini kaydetti.

“EMEKÇİ HALKTAN ALINACAK HARÇ DA ÇÖZÜM OLMAYACAK”

Ersoy, durumu olmayan bir ailenin 4.800 TL olan okul üniformasını set olarak almaya zorlandığını, velinin tek pantolon ve t-shirt alma talebinde bulunduğunu ancak set faturası getirenlerin kaydının yapılacağı cevabını aldığını söyledi. Meselenin okullarda sabun ve tuvalet kağıdı alacak para yoktan, set üniforma alma zorunluluğuna kadar geldiğini aktardı. Başka bir okulda ise 8.285 TL üniforma parası talep edildiğini ifade eden Ersoy, meselenin sadece okul harcıyla bitmediğini vurguladı. Üniforma alım faturanı getirmezsen, okul harcını yatırmazsan kaydını yapmayız denildiğini aktaran Ersoy, çocuğun sınıfını değiştiririz tehdidinin de yapıldığını ekledi. Ahlaki anlamda açıklanamayacak uygulamalara gidilmekte olduğunu vurgulayan Ersoy, okulların rezalet durumda olduğunu bildiklerini ancak zor durumda olan emekçi halktan alınacak harcın da çözüm olmayacağını anlattı. Ersoy, çözümün, öğretmen, veli ve öğretmenlerin örgütlü oldukları sendikalarla birlikte Eğitim Bakanlığı’na dayanmak olduğunu vurguladı.

“SOSYAL DEVLET TASFİYE EDİLDİ, ÖZEL EĞİTİM SEKTÖRÜ SEMİRTİLDİ”

Ersoy, sosyal devletin tasfiye edilip, sorumluluklarından yavaş yavaş geri çekilmesinin, özel okulların açılmasına olanak sağladığını söyledi. Eğitim Bakanlığına ve eğitime ayrılması gereken bütçenin hibe, teşvik, muafiyet gibi yollarla özel okullara akıtıldığını ve bir sektör olarak özel eğitim sektörünün semirtildiğini kaydetti. Bu politikanın bilinçli yürütüldüğüne dikkat çeken Ersoy, döviz bazında özel okul fiyatlarının da iki katına çıktığını belirtti. Ersoy, “Neoliberal politikalar sonucu bir tarafta örgütsüz ve güvencesiz, maaşını almadan çalışan özel okul öğretmenleri ve döviz bazında iki katına çıkmış okul ücretleri, bir diğer tarafta yıkılan dökülen, neredeyse sabun parasını bile veliden alan kamusal okullar, işte bu tablo içerisinde yaşamaktayız” ifadelerini kullandı.

“EĞİTİM, SAĞLIK, ULAŞIM, BARINMA VE ENERJİ HAKKINI ÜCRETSİZ, KALİTELİ VE NİTELİKLİ ELDE ETMENİN YOLU KAMUSAL OLMASINDAN GEÇİYOR”

Halkın geniş bir kesiminin çıkarının ortak olduğunu belirten Ersoy, sırtımızdan semiren kesimin ise sermaye kesimi olduğunu söyledi. Nüfusun günden güne değiştiğini bunun da sermayenin çıkarına değiştiğini anlatan Ersoy, değişen kimliklerle bile çıkarlarımızın ortak olduğunu vurguladı. Eğitim, sağlık, ulaşım, barınma ve enerji hakkını ücretsiz, kaliteli ve nitelikli elde etmenin yolunun kamusal olmasında yattığını belirten Ersoy, bu hakları hep beraber mücadele edersek kazanabileceğimizi vurguladı.

NAZLI: OKULLARDA ALINMAK İSTENEN ÜCRET ANAYASAYA VE HUKUKA AYKIRI

Bağımsızlık Yolu Parti Meclis Üyesi Cansu N. Nazlı da, Bağımsızlık Yolu’nun her okul kayıt dönemi okul kayıt harcı adı altında alınan ücreti gündem yapmaya çalıştığını söyledi. Bildiri dağıtımlarıyla farkındalık yaratmaya çalıştıklarını ifade eden Nazlı, genel anlamda alınmak istenen ücretin anayasaya ve hukuka aykırı olduğunu ortaya koymaya çalıştıklarını belirtti. Eğitimin Anayasal hak olması yanında, eğitimin 15 yaşına kadar zorunlu olduğunu belirten Nazlı, devlet tarafından zorunlu kılınan hizmetin para karşılığı olmasını sıkıntılı bir durum olarak değerlendirdi ve devletin yasa dışı bir şekilde para aldığının altını çizdi. Anayasa’nın Milli Eğitim Yasası’nın 51. maddesinde, okul aile birliklerinin okulun ihtiyaçları için her türlü zorlayıcılıktan uzak kalınma koşuluyla gönüllü olarak bağış toplanabileceğinin yazıldığını ifade eden Nazlı, okula kayıt yaptırırken verilen paranın da bağış adı altında alındığını, okul adına kesilmiş bir tahsilat makbuzunun olmadığını kaydetti. Bağışın sözlük anlamının gönüllülük üzerinden yorumlandığını aktaran Nazlı, alınan ücretin hem Anayasa’ya aykırı hem de bağış adı altında toplandığı için zorunlu kılınamayacağını vurguladı.

Yasal ve hukuki olarak hiçbir boşluğun olmadığını, yasanın net olduğunu ancak temel bir hak ihlalinin yapıldığını vurgulayan Nazlı, yasanın uygulanabilmesi için yasaya bir yaptırımın eklenebileceği fikrini paylaştı. Maddi durumu iyi olan ailelerin harçları öderken “ne olmuş okula bağış olur” diye düşünebileceklerini, ancak ödeyemeyecek durumda olan aileleri de düşünmeleri gerektiğini söyleyen Nazlı, isteyen ailelerin daha sonra okula bağış yapabileceğini, dar geliri ailelerin çocuklarını en temel hakkından mahrum bırakmamış olacaklarını belirtti. Eğitim sendikalarının başka konularla ilgili çeşitli eylemler ve grevler ortaya koyduğunu ifade eden Nazlı, sözlü olarak açıklama yaptıklarını ancak eylem ve grev de yapılabileceğini iletti.

“ÜNİFORMADA AYRI BİR RANT DÜZENİ OLUŞTURDULAR”

Üniformayı set olarak alma zorunluluğunun sıkıntılı olduğunun altını çizen Nazlı, okulların belli yerlerle anlaşıp oradan satın alma dayatmasının da kabul edilemez olduğunu kaydetti. Buradan ayrı bir rant düzeninin oluştuğunu söyleyen Nazlı, bu şirketlerin normalden çok daha fazla pahalıya ve kalitesiz sattığını anlattı. Bağımsızlık Yolu olarak hem okul önünde hem de Eğitim Bakanlığında eylemler düzenlediklerini ifade eden Nazlı, dertlerinin sadece insanlar okula para ödemesin olmadığını ayrıca amaçlarının farkındalık yaratmak olduğunu aktardı.

Devletin eğitime bütçe ayırmamasının sebebinin iş bilmezlik veya yönetme beceriksizliği olmadığını vurgulayan Nazlı, bilerek ve isteyerek kamusal olanı geriletmeye, özel eğitim sektörünü de semirtmeye çalıştıklarını belirtti. İdeolojik bir tercihin sonuçlarını yaşıyoruz diyen Nazlı, bu duruma karşı mücadele etmenin değerini vurguladı.

“ÜCRETSİZ, NİTELİKLİ KAMUSAL KREŞLERİN VE ETÜT MERKEZLERİN AÇILMASI GEREKİYOR”

Eğitim Bakanlığı’nın bu kadar az bütçesi varsa neden özel okullara teşvik hibe ve muafiyet veriyor sorusunu soran Nazlı, ihtiyacımız yokmuş gibi paranın sermayeye aktarıldığını, bunun siyasi bir tercih olan neoliberal politikaların sonucu olduğunu anlattı. Bu durumun gelmiş geçmiş tüm hükümetler döneminde bu şekilde işlediğini belirten Nazlı, tüm rejim partilerinin bu durumdan sorumlu olduğunu söyledi.

Ücretsiz, nitelikli kamusal kreşlerin ve etüt merkezlerin açılması gerektiğine de dikkat çeken Nazlı, çocukların okul sonrası bilimsel, sanatsal ve spor ile ilgili faaliyetlerde bulunabilecekleri merkezlerin önemini vurguladı. Baraka Kültür Merkezi’nin on yıllardır gönüllü olarak gerçekleştirdiği ücretsiz Baraka Yaz Kursları’nın, bunu yapmakla yükümlü Eğitim Bakanlığı tarafından engellenmeye çalışıldığını belirtti.

RAHVANCIOĞLU: ZORUNLU EĞİTİM DEVLET TARAFINDAN ADİ BİR ŞEKİLDE İSTİSMAR EDİLİYOR

Bağımsızlık Yolu Mali Sekreteri Münür Rahvancıoğlu, zorunlu eğitimin devlet tarafından adi bir şekilde istismar edildiğini söyledi. Anayasal hak olan ücretsiz eğitimin ihlal edildiğini de ekledi. Milli Eğitim Yasası’nın 51. maddesinin değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Rahvancıoğlu, okul aile birliklerinin kayıt dönemlerinde bağış toplayabilmesi ile ilgili bu maddenin, okul kayıt dönemlerinde ve kayıt esnasında bağış toplanması yasaktır şeklinde bir düzenlemenin ortaya konulabileceğini belirtti.  Rahvancıoğlu, hükümet tarafından ortaya konulan, meclis tarafından onaylanan bütçede, eğitime ayrılan bütçenin yeterli olmadığının altını çizdi.

“HİÇKİMSE ÇOCUĞUNUN VE ÖĞRETMENLERİN ÖNÜNDE BEN BU HARCI ÖDEYEMEM DEMEK ZORUNDA BIRAKILMAMALI”

Rahvancıoğlu, hiçkimse çocuğunun ve öğretmenlerin önünde ben bu harcı ödeyemem demek zorunda bırakılmamalı dedi. Öğretmenlerin bunu çok iyi bilmesi gerekir diyen Rahvancıoğlu, sorunun bütçeden, eğitim bakanlığından ve okuldan kaynaklı olduğunu bildiklerini ancak günün sonunda sıradan, bu konuyla ilgili yükümlülüğü olmayan insanların bu durum altında ezildiğini söyledi. İlk ve orta öğretimde okul harcı almayı reddeden öğretmenlerin olduğunu bildiklerini ifade eden Rahvancıoğlu, tam tersi okul harcı ödemezseniz çocuğunuzu kaydetmeyiz diyen öğretmenlerin de olduğunu söyledi. Tüccar gibi davranmak öğretmenliğin neresine sığar diyen Rahvancıoğlu, ezilen insanların feryadı söz konusuysa ve bu feryat anayasal temele sahipse velilere kulak verilmesi gerektiğini kaydetti. Rahvancıoğlu, Eğitim Bakanlığı’na veya müdüriyete empati yapanların, hak mücadelesini velilerle birlikte veren devrimcilere de empati yapmasını talep etti. Öğretmen sendikalarının konuyla ilgili tutum alması gerektiğini söyleyen Rahvancıoğlu, ilerde öğretmenlerin hakları için mücadele edildiğinde velileri yanlarında bulamayacaklar ifadelerini kullandı. Bağımsızlık Yolu’nun yaptığı çağrının “kurtulmak yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” çağrısı olduğunu söyleyen Rahvancıoğlu, “Öğretmenler, veliler, öğrenciler, emekçiler ve ezilenler olarak ya hep beraber batacağız ya da hep beraber kazanacağız” dedi.

“EĞİTİMCİ DEĞİL TÜCCAR”

Rahvancıoğlu, okullarda üniforma zorunluluğu fikrinin temelinde, zengin fakir ayrımının yapılmaması, yoksul çocuğun zengin çocuğun yanında kendini kötü hissetmemesi olduğunu söyleyen Rahvancıoğlu, bunu ticarete çevirirseniz bu güzel fikri istismar etmiş olursunuz dedi ve istismar edenlerin eğitimci değil tüccar olduğunu ekledi.

Eğitimde de sağlıkta da ulaşımda da kamuculuk vurgusu yapan Rahvancıoğlu, bir yaşamın devam ettirilmesi için gerekli olan tüm yaşamsal meselelerde çözümün kamuculuk olduğunu ifade etti. Şu an bağış adı altında toplanan paraların teşvik ve hibe olarak özel sektöre aktarıldığını belirten Rahvancıoğlu, Bağımsızlık Yolu’nun önerisinin onlardan alıp, halka vermek olduğunu adının da servet vergisi olduğunu söyledi. Servet vergisi yoluyla bugüne kadar vergiden kaçarak, üstüne teşvikle, hibeyle ve muafiyetle semirtilmiş sermayenin tıraşlanacağını ve ortaya çıkacak olan bütçe ile de kamuya, halkın yaşamsal ihtiyaçlarını gidereceği alanlara yatırım yapılacağını kaydetti.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNDEM

Kamuda yetkili 5 sendika Maliye Bakanlığı’nda eyleme gitti: “Game Over” istifa edin

Published

on

KAMUSEN, KTAMS, KTÖS, KTOEÖS ve KAMU-İŞ, ekonomik ve sosyal haklara ilişkin taleplerinin hükümet tarafından reddedildiğini açıkladı. 2008 ve 2011 sonrası kayıplar, vergi adaletsizliği ve hayat pahalılığına yönelik hiçbir adım atılmadığını belirten sendikalar, bugün saat 10.00’da Maliye Bakanlığı önünde eylem düzenledi, eylemin sonunda bakanlık önünde lastik yakıldı.

Kamuda örgütlü beş sendika, ekonomik ve sosyal haklara ilişkin taleplerine olumlu yanıt verilmediği gerekçesiyle Maliye Bakanlığı önünde eylem yaptı.

KAMUSEN, KTAMS, KTÖS, KTOEÖS ve KAMU-İŞ, hükümetin çalışanlara yönelik beklentileri karşılamadığı ve ekonomik koşulların giderek ağırlaştığı gerekçesiyle bugün Maliye Bakanlığı önünde bir araya gelerek protesto düzenledi.

Sendikalar “Yeter” yazılı pankart açtı.

BURAK MAVİŞ: İSTATİSTİK KURUMU VERİLERİNE GÜVENMİYORUZ

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, üzerinde “İstatistik Kurumu” yazılı içinde marul olan bir sepet taşıdı.

İlk konuşmayı yapan KTÖS Genel Sekreteri Burak Maviş, Maliye Bakanlığı önünde yaptığı basın açıklamasında, İstatistik Kurumunun açıkladığı bir aylık Hayat Pahalılığı hesaplamalarının gerçek hayat pahalılığını yansıtmadığını ve bunun “halktan çalmak” anlamına geldiğini savunarak, kurumun verilerine güvenmediklerini dile getirdi.

Maviş, Türkiye’deki TÜİK’in de Hayat Pahalılığını 0.87 olarak açıklamasının “tesadüf” olduğunu dile getirerek, Türkiye’deki pahalılıkla paralel gidildiğini fakat halkın cebinden çıkanın 0.81 olduğunu kimsenin düşünmediğini ileri sürdü.

İstatistik Kurumunun sepetinde marulun fiyatının düşmesinden dolayı enflasyonun düşmüş gösterildiğini iddia eden Maviş, “Peki, günde üç öğün marul mu yiyoruz?” diye sordu.

Kurumun sepetinde temel gıda maddelerinin bulunmadığını iddia eden Maviş, Kurumun sepetinde yumurta, et, balık ve tavuk gibi temel gıdaların olmadığını söyledi ve haktan ve vatandaştan çalanın da suçu olmadı gerektiğini belirtti.

“İstatistik Kurumu’nun yaptığı hesaplar vicdanımıza sığmıyor. Halktan, vatandaştan, asgari ücretliden çalınıyor. İstatistik Kurumunun verilerine siyaset bulaştı.” ifadelerini kullanan Maviş, Kurumun, ülkenin neresinde ucuzluk olduğunu açıklaması gerektiğini kaydetti.

“VERİLERİ PROTESTO EDİYORUZ”

KTÖS Genel Sekreteri Maviş, konuşmasını sendikanın net tutumunu bildirerek sonlandırdı: “İstatistik Kurumu yaptığı hesaplamaları bir kez daha gözden geçirsin. İnanmadığımız yerde ya yalan vardır ya da ahlaki bir bozulma. Bu noktada, Kurumun hesaplamalarını bir kez daha protesto ediyor ve bundan sonra açıklayacağı rakamlara güvenmiyoruz.”

METİN ATAM: BU GEMİ ARTIK BU LİMANA DAYANDI, KAPTAN DEĞİŞMELİ

Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMUSEN) Başkanı Metin Atam da konuşmasında, Maliye Bakanlığının kendilerinin önerilerine karşı öneri vermesini eleştirerek, “bizi akılsız ve aptal mı zannediyorlar” dedi.

Atam, yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına yönelik açıklama yaparak, “ülke yangın yeri” olduğunu ve “gemiyi yönetemeyen kaptanın değişmesi” gerektiğini söyledi.

“Artık bu kadar yolsuzluk, bu kadar hırsızlık yeter” ifadelerini kullanan Atam, “Bu gemi artık bu limana dayandı. Bu kaptan bu gemiyi yönetemiyor. O kaptan değişecek” diyerek, açık bir şekilde hükümet ve üst düzey yöneticilere yönelik eleştirilerini sıraladı.

“ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ”

Atam, yolsuzluk soruşturmalarına değinerek, mali polis teşkilatına teşekkür etti ve “Kimsenin gözünün yaşına bakmayacak. Yolsuzluk, usulsüzlük, hırsızlık hep bunların üzerindedir” dedi.

Koalisyon ortaklarına da seslenen Atam, “Bir tanesi pusulaya yapmış. Her konuda yanımızda olan, cevap veren adam şu an suspus bekliyor. Çünkü çember daraldı arkadaşlar” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında İstatistik Kurumuna da seslenen Atam, “İstatistik Kurumu, yazıklar olsun! Neye göre hesaplıyorsunuz bunları? Herhalde talimat alıyorsunuz” dedi.

Vatandaşın günlük hayatta karşılaştığı zamlara dikkat çeken Atam, “Akaryakıta geçen ay 6 TL zam geldi. Siz 0.81 mi diyorsunuz? Bakın, bu ülkenin hakkını yiyorsunuz, çaldınız çırptınız. Vicdanınız rahtsa göreceğiz” şeklinde konuştu.

“ERKEN SEÇİM ŞART, HALK GEREKEN CEZAYI KESER”

Atam, halkla dalga geçilmemesi gerektiğini dile getirerek, “Bir an evvel erken seçime gidilmesi lazım. Halk istedikten sonra gereken cezayı keser ve kesecek. Çünkü yeter artık! Bizlerden çalıyorlar, vatandaştan çalıyorlar, kurumları peşkeş çektiler. Yazıklar olsun.” ifadelerini kullandı.

AHMET SERDAROĞLU: BU HÜKÜMET ‘GAME OVER’ İSTİFA EDİN

Kamu-İş Başkanı Ahmet Serdaroğlu da konuşmasında, sendikaların önerilerini kabul edilmemesinden dolayı burada bulunduklarını kaydetti.

Hükümetin artık gitmesi gerektiğini dile getiren Serdaroğlu, “bunlardan bir şey bekleyen artık ölüden gözyaşı bekler” ifadelerini kullandı.

Toplumun her kesiminin hükümetten rahatsız olduğunu dile getiren Serdaroğlu, hükümet ortaklarına da seslenerek “ ne oldu ya efendiler …hiç mi haberiniz yoktu bunlar olurken” dedi.

Hükümeti ve koalisyon ortaklarını “devekuşu” olmakla suçlayarak son dönemdeki yolsuzluk iddiaları ve görevden almalara tepki gösteren Serdaroğlu, “Bu hükümet Game Over. Bitti. İstifa edin” dedi.

Yaşanan olaylar karşısında tek suçlunun Maliye Bakanı ve Bakanlar Kurulunun her bir bireyi olduğunu dile getiren Serdaroğlu, “bugün bu hükumete baston değneği olanlar da hepsi suçludur ve hepsinin isimleri altın harflerle tarihe yazılması lazım. Çünkü milletin vekili olduklarını unuttular ve sessizliğe büründüler” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanlığına da seslenen Serdaroğlu, Cumhurbaşkanının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müsteşarının görevden neden alındığını sormasını beklediğini söyledi.

Maliyenin bu kadar zor durumda olduğunun bilinmesine rağmen neden bir müdürden bir müsteşar daha yaratıldığının açıklanması gerektiğini dile getiren Serdaroğlu, “bu atamalar bize ileride külfet olarak gelecek. Hepsi müsteşarlıktan mı emekli olacak…” dedi.”

Ülke yönetiminde artık şeffaflık beklediklerini söyleyen Serdaroğlu, “Sayın cumhurbaşkanım onayladığınızı öğrendik… keşke onaylamasaydın.. keşke sorsaydın” ifadelerini kullandı.

“ÇALIŞMA BAKANLIĞI MÜSTEŞARININ GÖREVDEN ALINMASI TESADÜF DEĞİL”

Serdaroğlu, “Başbakanlık müsteşarı içeri alınmışken, ertesi gün Çalışma Bakanlığı müsteşarının görevden alınması hiç tesadüf değildir. Buna kimse sessiz kalamaz. Bu görevden almanın nedeni açıklanacak” dedi ve Sendika olarak bu atamayı kabul etmediklerini ve şeffaflık beklediklerini kaydetti.

GÜVEN BENGİHAN: MEMLEKET YANIYOR, TEK UMURSAMAYAN BAŞBAKAN VE ORTAKLARI”

Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) Başkanı Güven Bengihan, Maliye Bakanlığı önünde yaptığı basın açıklamasında, hükümetin taleplerinin tümüne “ret” verdiğini belirterek, hükümetin yangın yerine döndüğünü söyledi.

Açıklamasına Nazım Hikmet’in “Karanlığa karşı” dizeleriyle başlayan Bengihan, “Bizim memlekette hem emekçiler yanıyor, hem siyaset yerlerde sürünüyor, hem kurumlar yanıp tutuşuyor. Bir tek bundan rahatsız olmayan Başbakan ve ortakları, saz arkadaşları Fikri Ataoğlu ile Erhan Arıklı” ifadelerini kullandı.

Bengihan, son beş yılın, ülke tarihinde görülmemiş bir “rezillik, yalan dolan ve çürümüşlük dönemi” olduğunu savundu. Siyasi ve ahlaki değerlerde çürümüşlük olduğunu ileri süren Bengihan, “hırsızlığın” sıradanlaştığı günlerden geçildiğini iddia etti.

“YOLSUZLUK ALGISINDA 180 ÜLKE ARASINDA 140. SIRADAYIZ”

Bengihan, iddialarını uluslararası bir rapora dayandırarak sözlerine söyle devam etti:

“2024 yılı yolsuzluk algısı raporunda 180 ülke içinde 140. sıradayız. İş insanlarının yüzde 40’ı ‘rüşvet vermeden işlerimiz dönmüyor’ diyor. İzin almak için bakan, bürokrat kapısında iki sene bekleyenler var. Rüşvet, hırsızlık normalleşti. Bu, bu hükümetin yarattığı siyasi ve ahlaki bir çürümedir.”

Bengihan, “Hükümet suçlu değil. Bu hükümeti bize dayatan AKP de suçludur. Teknik ve stratejik dairelere, AKP’lilerden talimat alan müdürler atandı. Bu düzeni onlar kurdular” dedi.

“İSTİFA EDİN, HALK SİZDEN NEFRET EDİYOR”

Hükümete istifa çağrısı yapan Bengihan, “Biraz utanıp istifa edin. İnsanlar size kinleniyor, nefret ediyor. Tarihe nefret ve kin duyulan bir hükümet olarak geçeceksiniz çünkü ahlakımızı, değerlerimizi yok ediyorsunuz.” ifadelerini kullandı.

Hükümete eleştiri yapan sendikalara, “Rumcu, din düşmanı” gibi yakıştırmalara karışıklık veren Bengihan, “sizin dinci dedikleriniz böyleyse vallahi ben din düşmanı olmayı kabul ederim. Sizin sevdikleriniz ve destekledikleriniz bunları yapıyorsa, ben muhalefet veya ötekileştiren biri olmaya razıyım” şeklinde konuştu.

Bengihan, “artık bitti. Game Over. The End. Buraya kadar” dedi.

Bakanlık çalışanları ve polisler ile kendilerini karşı karşıya getirmeye çalıştıklarını dil getiren Bengihan, “insanlar sizden nefret ediyor. Tarihe kin ve nefret duyulan hükümet olarak geçeceksiniz. Ahlakımızı, değerlerimizi giderek yok ediyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Bakanlık önünde lastik yakacaklarını da söyleyen Bengihan, “üzerimizdeki kara bulut olan hükümeti gönderme” yaptı.

SELMA EYLEM: KUKLALAR TALİMATI YERİNE GETİRMEK İÇİN DAMA TAŞI GİBİ OYNATILIYOR”

Kıbrıs Türk Orta Öğretim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Başkanı Selma Eylem de yaptığı konuşmada, hükümeti “talimatlarla kuklalar belirlenmiştir. Bu kuklalar talimatları yerine getirmek için dama taşı gibi oynatılıyor” dedi.

Eylem, hükümetin amacının halkı “fakirleştirerek ve cahil bırakarak, diktatörlükle yönetmek” olduğunu öne sürdü.

Sendikaların her yıl aynı taleplerle burada olduğunu dile getiren Eylem, “Özellikle 2008 ve 2011 sonrası, asgari ücretle çalışanlar ve tüm halk yararına talepler ortaya koyuyoruz. Ancak bu hükümet, aldığı talimatlar uyarınca hareket ediyor” dedi.

Eylem, bu talimatların, yerel ve “yeşil sermaye”yi nemalandırmak için ülke kaynaklarını halka değil, sermayeye peşkeş çekmek olduğunu iddia etti.

“SAHTE DİPLOMALILAR MECLİSTE, MÜCADELE EDEN ÖĞRETMENLERE SORUŞTURMA”

Eylem, “Doğum izni gibi maddi boyutu olmayan taleplerimiz bile yapılmıyor. Ancak baktığımızda mecliste, sahtekârlık, rüşvet ve torpille nemalananlar, hiç utanmadan oturuyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık toplumsal meseleler ve eğitim için mücadele eden öğretmenlere soruşturma açıldığını söyleyen Eylem, “2 bin öğretmenden 33’ünü seçip hakkında soruşturma açıyorlar. Amacı bölerek yönetmek. Ama yağma yok, hepimiz buradayız. Mücadeleye hep birlikte devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından Maliye Bakanlığını önünde lastik yakıldı.

SENDİKALAR EYLEM ÖNCESİ NE DEMİŞTİ?

Kamuda yetkili beş sendika (KAMUSEN, KTAMS, KTÖS, KTOEÖS, KAMU-İŞ), ekonomik ve sosyal haklara ilişkin taleplerinin hükümet tarafından yok sayıldığını belirterek “Çalışanları köle yapmanıza izin vermeyeceğiz” açıklamasında bulunmuştu. Sendikalar, hükümetin tutumunu protesto etmek için bugün saat 10.00’da Maliye Bakanlığı önünde eylem gerçekleştireceklerini duyurmuştu.

Sendikal platformun açıklamasında, yasa gereği her yıl yapılması gereken toplu görüşmeler için Maliye Bakanı ile uzun süredir girişim yapıldığı ancak sürecin başlatılmadığı ifade edildi. Sendikalar, özellikle 2008 sonrası göreve başlayan kamu çalışanlarının yaşadığı sorunlara ilişkin hükümetle mutabakat sağlandığını ve protokol imzalandığını, ancak verilen sözlerin hayata geçirilmediğini belirtti.

Açıklamada, eşel mobil uygulamasının iki aydan altı aya çıkarılması, hayat pahalılığı hesaplamalarının güncellenmemesi, vergi matrahlarının adaletli bir yapıya kavuşturulmaması, TL’nin değer kaybı, enflasyon ve fahiş fiyat artışlarının çalışanlar üzerinde yarattığı tahribata dikkati çekildi. Bu konularda bir dizi öneri sunulduğu ancak Maliye Bakanlığı ile yapılan görüşmelerden sonuç alınamadığı kaydedildi.

Sendikalar, 10 Kasım 2025’te Maliye Bakanlığı Müsteşarı ile yaptıkları teknik toplantıda tüm önerileri sözlü ve yazılı olarak ilettiklerini, önerilerin hükümete götürülüp kısa sürede yanıt verileceğinin söylendiğini hatırlattı.

Açıklamada, UBP-DP-YDP hükümetinin 27 Kasım 2025 tarihli yazılı cevabının “çalışanlarla dalga geçme niteliği taşıdığı” ifade edildi. Sendikalara göre hükümet, önerilen hiçbir maddeye olumlu yaklaşmazken, vergi adaletsizliği, 2008 ve 2011 sonrası kayıplar, hayat pahalılığı etkisi ve kadın çalışanların doğum iznindeki anomaliler gibi konularda da hiçbir düzenleme yapılmayacağını bildirdi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Ülkemizi yolsuzluk, usulsüzlük, kaçakçılık, torpil ve rüşvetle anılır hale getiren; çalışanları yoksulluğa ve açlığa iten bu tutum kabul edilemez. Kamuda yetkili sendikalar olarak, bu vurdumduymaz hükümet anlayışına karşı bugün saat 10.00’da Maliye Bakanlığı önünde olacağız ve protesto ateşine start vereceğiz. Çalışma barışı için hükümet, bir an önce sorumluluklarını yerine getirmelidir.”

Continue Reading

GÜNDEM

Cafer Gürcaferden sert değerlendirme: Çete yapıları sarsılıyor, belgeler elimizde, izleyeceğiz…

Published

on

Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, Kanal T’de katıldığı programda bürokrasideki görevden almalar ve yürütülen soruşturmaları değerlendirdi. Gürcafer, “Sorun bireylerde değil, sistemde. Temiz eller operasyonuna ihtiyaç varsa toplum olarak birlikte ses vermeliyiz” dedi.

Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, bu sabah Kanal T’de yayınlanan Güne Dair programında Nazar Erişkin’in sorularını yanıtladı. Gürcafer, birkaç gün önce dile getirdiği “temiz eller operasyonu” çağrısını yinelerken, son dönemde bürokraside yaşanan görevden almalar ve tutuklamalarla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Gürcafer, Tahir Serhat’ın görevden alınmasının zamanlamasına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Doğrusu bu zamanlamaya anlam veremiyorum. Evrak, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde hazırlanmıştı. Ersin Bey’in cumhurbaşkanlığı döneminde evrak imzalanmıştı ancak kendisi imzalamadı. Neden görevden alındı, tutuklama olur mu bilmiyorum ama konuya vakıfım.”

EKONOMİK ÖRGÜTLER BU KONUYU HÜKÜMETE İLETMİŞTİ

Ekonomik örgütlerin uzun süredir bürokraside yaşanan sorunları hükümete aktardığını söyleyen Gürcafer, şunları kaydetti:

“Ekonomik örgütlerin başkanları, Başbakan ile görüştü. Bu bürokrattan kaynaklanan sıkıntıları, yaşanan bazı olaylar ile ilgili hoş olmayan davranışları biz gündeme getirmiştik. Son bir yıl içinde birkaç kez dile getirdik.”

Görevden alınan Gardiyanoğlu’nun da polise yönelik şikâyetlerin bulunduğunu söylediğini hatırlatan Gürcafer, “Ersin Bey, ‘Seçimde zarar görürüm’ gerekçesiyle imzalamadı” dedi.

Gürcafer, iş dünyasının ortak görüşünü şöyle aktardı:

“Ekonomiyi ilgilendiren bazı noktalardaki rahatsızlıklarımızı hükümetle paylaştık ve ivedi olarak görevden alınması gerektiğini söyledik. Fakat bekletildi seçim geçsin. Çünkü Tahir Serhat’ın eşi muhtardır, örgüt başkanıdır. Son bize söylenen, bütçeden sonra alınacağıydı. Belli ki başka bir şey oldu.”

“SORUN BİREYLERDE DEĞİL SİSTEMDE”

Gürcafer, sorunun kişisel değil sistemsel olduğunu vurguladı:

“Sorun sistemdedir. Bütünlüklü olarak ele almadığımız, açıkları kapatmadığımız ve sızmaları engellemediğimiz sürece bu devam edecektir. Değişim ile gelecek olan yeni hükümet, sistemi bütünüyle gözden geçirmeli.

İHALE SİSTEMİNE ELEŞTİRİ: “İNİSİYATİF KALKMALI”

İhale komisyonlarına yönelik eleştirilerini yineleyen Gürcafer, şu değerlendirmede bulundu:

“Siz ihale komisyonunda bireylerin inisiyatifini ortadan kaldıracak sistemi kurarsanız bunlar olmaz. Yalnız ben değil, toplumun tüm kesimleri aynı sesi çıkarmalı. Bir temiz eller operasyonuna ihtiyaç varsa buna hepimiz ses vereceğiz.”

“ÜLKEYİ SARAN BİR KİRLENME VAR”

İşçi getirme sistemiyle ilgili de konuşan Gürcafer, detay vermekten kaçınarak şu mesajı verdi:

“Ülkeyi sarmış bir kirlenme vardır. Sisteme, kirlenmeye karşı bir mücadele gerekir. Sistemi sorgulayan bir yapı oluşmalı. İşçi getirme olayını oturup seyretmeyelim; polis soruşturması var. Ben aklanacağımı zaten söyledim, sonuna gelindi.”

“BÜYÜK BİR ÇETE SARSILIYOR”

Gürcafer, mevcut soruşturmaların çete yapılanmalarına uzandığını söyleyerek iddialarını şöyle sürdürdü:

“Kurulan komplonun bir bacağı da Tahir Serhat’tı. Bu hususta birkaç çete var ama bir tanesi çok büyük bir çete ve şu anda sarsılıyor. Elimde ilgili makamlara iletilmiş belgeler vardır.”

Continue Reading

GÜNDEM

Rum Meclisi yatırım yoluyla alınan “Altın pasaport” vatandaşlığını kesin olarak kaldırdı

Published

on

Rum Meclisi, “Kıbrıs Yatırım Programı” kapsamında verilen ve “altın pasaportlar” olarak bilinen yatırım maksatlı vatandaşlığı tamamen sona erdiren yasa tasarısını onayladı. Düzenleme, Avrupa Komisyonu’nun 2020’den beri süren ihlal prosedürünü kapatmayı hedeflerken, Meclis ayrıca Bakanlar Kurulu’na fahri vatandaşlık verme yetkisini genişleten ikinci tasarıyı da ilerletti.

Rum Meclisi’nin, yatırım maksatlı Kıbrıs vatandaşlığı verilmesine son veren yasa tasarısını onayladığı belirtildi.

Haravgi gazetesi “Altın Pasaportlar Başlığı Kesin Olarak Kapandı” başlıklı haberinde, Rum Meclisi’nin, dünkü oturumunda, yatırım aracılığıyla Kıbrıs vatandaşlığının verilmesine kesin son veren yasa tasarısını onayladığını yazdı.

İlgili değişikliğin, gerekli addedildiğini yazan gazete onaylanan yasa tasarısının, Rum Yönetimi’nin, “Kıbrıs Yatırım Programı” ile devam eden ihlal prosedürünün sonlandırılması açısından önemli olduğunu da belirtti.

Gazete haberinde, Avrupa Komisyonu’nun, altın pasaportlar olarak da bilinen yatırım programından kaynaklanan skandallara ilişkin prosedürü 2020 yılından itibaren başlattığını anımsattı.

Gazete haberinde, birçok uyarıya karşın hükümetin, o dönemlerde, özlü olarak tedbir almadığına da dikkati çekti.

Rum Meclisi’nin bunun paralelinde, Bakanlar Kurulu’na fahri vatandaşlıkla “Kıbrıs vatandaşlığı” verme olanağı veren ikinci yasa tasarısını da ileriye götürdüğünü yazan gazete, bu düzenlemenin, 1974 yılında “Türk işgali” sırasında hayatını kaybeden Yunan askerlerinin çocuklarını ve Güney Kıbrıs’ın tanıtımına ve güçlendirilmesine önemli katkılarda bulunan sanat ve kültür dünyasından kişileri ilgilendirdiğini belirtti.

Continue Reading