GÜNDEM
Avrupa, Trump’ın politikaları nedeniyle ABD’yi terk edecek bilim insanlarına kucak açmak istiyor
Avrupa ülkeleri, ABD’nin Donald Trump yönetiminin bazı bilimsel araştırma alanlarındaki kısıtlamaları ve fon kesintileri nedeniyle işinden olan “altın beyinleri” karşılamaya hazırlanıyor.
ABD’de Cumhuriyetçi Donald Trump’ın başkanlık koltuğuna oturduğu ocak ayından bu yana keskin değişiklikleri de beraberinde getiren politik adımları, bilim çevrelerinde korku ve tedirginlik yarattı.
Trump yönetiminin aldığı kararlarla ülkedeki bazı laboratuvarlar kapatıldı ve bazı araştırma alanlarında fon kesintilerine gidildi.
Fon kesintilerinden etkilenen iklim, biyolojik çeşitlilik, kirlilik ve kadın çalışmaları gibi araştırma alanlarında çalışan yüzlerce kişi ise toplu olarak işten çıkarıldı.
İşten çıkarılanların arasında ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) bünyesinde bir yıldan daha kısa süredir çalışan ve deneme sürecinde bulunan yaklaşık 800 ve Çevre Koruma Ajansı (EPA) bünyesinde görev yapan yaklaşık 400 personel de yer aldı.
ABD Savunma Bakanlığı da mart ayında aralarında iklim değişikliğinin etkileriyle ilgili araştırmaların da yer aldığı portföyündeki 90’dan fazla çalışmada kesintiye gittiğini duyurdu.
Ayrıca ABD Ticaret Bakanlığı, Princeton Üniversitesinin, Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresinin (NOAA) hedefleriyle uyuşmadığı gerekçesiyle iklimle ilişkili 3 araştırma projesine sağlanan yaklaşık 4 milyon dolar değerindeki fonun kesileceğini açıkladı.
İklim araştırmaları konusunda ortaya koydukları verilerle alanda yapılan araştırmalara katkı sunan en kritik kurumlar arasında yer alan NOAA ve EPA da dahil araştırmacıların toplu işten çıkarılmaları, bazı laboratuvarlarının kapatılması, bilimsel araştırma yürütülen alanlarının kısıtlanması, sadece ABD’de değil aynı zamanda ABD’deki kurumlarla çalışan küresel işbirlikçileri için de belirsizlik oluşturdu.
– Çok sayıda araştırmacı ABD’den gitmek istiyor
Bilimsel araştırma dergisi Nature’un anketine göre, ABD’de 4 araştırmacıdan 3’ü, hükümetin kısıtlayıcı tedbirlerinin ardından ülkeyi terk etmeyi düşünüyor.
1650 kişinin yanıtladığı ankette katılımcıların 1200’den fazlası Kanada, Avrupa ya da Avustralya’ya gitmeyi düşündüğünü söyledi.
Öte yandan ABD’nin önde gelen üniversitelerinde profesör ya da kıdemli akademisyen olarak görev yapan isimlerin de farklı bir ülkede çalışmak için başvuruda bulundukları yönündeki haberler basına yansıdı.
2025’in ilk 3 ayında İngiltere’de iş başvurusunda bulunan yabancıların arasında Amerikalıların oranı geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 2,5 artarak yüzde 8,5 oldu.
– Avrupa, ABD’nin beyin göçünü fırsata çevirmek istiyor
Düzensizlik, belirsizlik, fon kesintileri, göç kısıtlamaları ve Trump yönetiminin azalan uluslararası işbirliği, ülkedeki bilim insanları için olumsuz hava yaratırken Avrupa, ABD’yi terk edecek beyinlere kapılarını açmak için kolları sıvadı.
Alman Der Spiegel dergisinde 8 Alman profesör ve araştırmacı yayımladıkları ortak açıklamada, “Almanya için 100 parlak beyin” çağrısı yaptı. Akademisyenler, Albert Einstein ve Lise Meitner gibi bilim insanlarının Nazi Almanyası’ndan kaçarak göç ettiklerini hatırlatarak, Almanya’nın ABD’li araştırmacılara kucak açarak o dönem yaşadığı beyin göçünü tersine çevirme fırsatı yakalayabileceğini belirtti.
Öte yandan Almanya, Fransa ve İspanya dahil bazı Avrupa hükümetleri, ABD’de işinden olan ve yeni fırsatlar arayan akademik personeli çekmek için Avrupa Komisyonunu hızla harekete geçmeye çağırdı.
AB Komisyonunun “Startup, Araştırma ve İnovasyon”dan sorumlu üyesi Ekaterina Zaharieva, ABD’de hükümetin politikalarından etkilenen araştırmacılara ilişkin, “Bu küresel manzara, Avrupa’nın bilim ve araştırma için güvenli bir yer olmaya devam edeceğini dünyaya göstermek için bir fırsat.” dedi.
Avrupa’nın hem uluslararası hem Avrupalı araştırmacıları çeken bilim için en iyi yer olması gerektiğini vurgulayan Zaharieva, ABD’li bilim insanlarını çekmek için birliğin bilimsel araştırma kuruluşu olan Avrupa Araştırma Konseyi tarafından sunulan mali desteği artıracaklarını duyurdu.
Zaharieva, 13 AB ülkesinin Brüksel yönetimini ABD’nin beyin göçü için harekete geçmeye çağırdığı mektup yazdığını, Avrupa Komisyonunun ABD’nin “en yeteneklileri” için özel vize sağlama konusunda çalıştığını kaydederek, Avrupa’nın akademik özgürlüğü savunmada tarihi sorumluluğunun bulunduğunu vurguladı.
– Avrupa’da Amerikalı araştırmacıları çekecek bazı girişimler
Uzun yıllardır yükseköğretime yatırım konusunda ABD’nin gerisinde kalan Avrupa’nın, Amerikalı araştırmacılara kapılarını açması için bu sektörde ciddi yatırım yapması ve fon artışına gitmesi gerekiyor.
Fransız ulusal basınında yer alan haberlere göre Marsilya da Donald Trump’ın politikaları sonrası “susturulan, sansürlenen ve fonları kesilen” onlarca bilim insanına ev sahipliği yapmaya hazırlanan şehirler arasında yer alıyor.
Bu kapsamda Aix-Marseille Üniversitesinde “Bilim İçin Güvenli Yer” platformu kuruldu. Üniversite Başkanı Eric Berton, 120’si NASA ve Stanford dahil olmak üzere ABD’deki kurumlarda çalışan 300’ü aşkın Amerikalı araştırmacının 7 Mart’ta başlatılan 15 milyon avroluk platforma ilgi gösterdiğini söyledi.
Breton, Trump’ın politikalarından etkilenen sağlık, LGBT, tıp, epidemiyoloji ve iklim değişikliği gibi alanlarda çalışan Amerikalı bilim insanlarını Marsilya’ya çekmeyi hedeflediklerini kaydetti.
Trump’ın politikalarından etkilenerek ABD’den ilk araştırmacıların haziran ayında geleceğini belirten Berton, araştırmacıların ailelerinin de Avrupa’ya göç etmesini kolaylaştırmak için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
Berton, ayrıca 10 Avrupa üniversitesinin benzer programlar başlatmak için kendisiyle iletişime geçtiklerini anlattı.
Benzer şekilde Belçika’daki Vrije Universiteit Brussel (VUB) da ABD politikalarının “kurbanı” olan araştırmacıları çekmek için fon ayırdığını ve karşılama merkezi oluşturduğunu duyurdu.
Üniversitelerin yanı sıra yerel yönetimler de ABD’nin “parlak beyinleri” için harekete geçti. ABD’den göç edecek bilim insanları için şehrin güçlü bir alternatif olmasını sağlamak isteyen Berlin Belediyesi, bunun için özel fon ayıracağını duyurdu.
Hollanda Eğitim Bakanı Eppo Bruins ise Avrupa ve Hollanda için altın değerindeki uluslararası bilim insanları için özel fon ayırmanın hükümetin önceliği olması gerektiğini vurguladı.
GÜNDEM
Şans oyunları sektörünün ekonomideki yeri tartışılacak
Akdeniz Karpaz Üniversitesi’nda 20 Haziran (yarın) düzenlenecek panelle şans oyunları sektörünün turizm ve ekonomideki yeri tartışılacak.
Üniversite, 20 Nisan tarihinde saat 17.30’da ülkemiz turizm destinasyonunda en önemli tamamlayıcı sektörü olan şans oyunları sektörünün ilk kez bir üniversite tarafından ele alınacağını ve şans oyunları sektörünün KKTC turizm ekonomisine olan etkileri isimli bir panel gerçekleşeceğini duyurdu.
Panelde destinasyon marka etkisi üzerine şans oyunlarının potansiyeli hakkında Doç. Dr. Nimet Harmancı’nın sunumunun yanı sıra , Casino İşletmecileri Birliği Genel sekreteri Ayhan Sarıçiçek, “Kuzey Kıbrıs’ta şans oyunları sektörünün geçmişi ve günümüz” isimli başlığı hakkında sunum yapacak..
Casino İşletmecileri Birliği yönetim kurulu üyesi Gürdal Büyükgüngör “casino operasyonlarının ve yaratığı devasa istihdamın Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’ne etkileri isimli sunumunu gerçekleştirecek.
Yine aynı şekilde Merit Park Casino ve otel koordinatörü Selen Günay’ın casino ve otel işletmeciliğin Kuzey Kıbrıs’taki başarısının en önemli anahtarlarından biri olan CRM ve misafir memnuniyeti üzerine konuşmasını gerçekleştirecek.
Son olarak da iletişim ve dijital medya uzmanı Aziz Korkmaz‘ın gerçekleştireceği “şans oyunları sektöründe sanal bahis ve tehlikeleri üzerine” bir konuşma gerçekleştirecek.
Moderatörünü rektör vekili Prof. Dr. İsmet Esenyel‘in gerçekleştirceği panel; tüm halkımızın öğretim üyelerinin ve öğrencilerin katılımına açık olduğunu, artık şans oyunları sektörünün akademik ve bilimsel olarak rasyonel bir şekilde bu kadar istihdam ve gelir yaratan tamamlayıcı sektörü artık ele alınması gerektiğini bildirdi.

GÜNDEM
Erhürman “Eşit egemenlikten asla vazgeçmeyiz”
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya’da Antalya Diploması Forumu’ndaki Talks Paneli’nde konuştu. Etkinlik yoğun katılımla gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a yoğun ilgi gösterildi. Erhürman etkinlikte yaptığı konuşma sonrası ayakta alkışladı.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya’da Antalya Diploması Forumu’ndaki Talks Paneli’nde yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:
“Siyasetin içinden geldim. Cumhurbaşkanlığı bağımsız ve tarafsız bir makam. Dolayısıyla şu anda kendimi güncel siyasetin içinde tanımlamıyorum. Ama güncel siyasetin cilvelerini de bilmeyenlerden değilim. Gerek Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında gerek seçimin bitmesinden ve sonuçlarının açıklanmasından sonra yaptığım açıklamalarda hep şunu söyledim; Bugüne kadar Kıbrıs’ta bütün Cumhurbaşkanları, bütün liderler Kıbrıs sorununu ve Kıbrıs’ın dış politikasını elbette Türkiye Cumhuriyeti’yle yakın istişare ve koordinasyon içerisinde yürüttüler. Ben de bunu bu şekilde yürütecek olan liderlerden biriyim dedim.
Ve altı aylık süre içerisinde de zaten bu böyle oldu. Birbirimizi daha da yakından tanıyacağımızdan eminim. şüphe olarak dile getirilen şeylerin hiçbirinin gerçekle bağdaşmadığını bir genelleme olarak söyleyeyim.
Kıbrıs sorunuyla ilgili soru üzerine Cumhurbaşkanı Erhürman,
“Az önce kendimi anlatırken söylediğim gibi ben bir hukukçuyum. Ömrümün de önemli bir kısmını hukukla uğraşarak ve hukukla ilgili dersler vererek geçirdim. Hukukta kavramlar çok önemlidir. Ama kavramlardan daha önemli bir şey vardır. Bütün hukukçular bunu bilir. O hukuki niteliktir.Yani içerik meselesidir. Hatta bizde şöyle bir şey vardır. Yapılan bir sözleşme varsa onun hukuki niteliğine mahkeme karar verir. Siz adını ne koyarsanız koyun, onun hukuki niteliği hukuken belirlenir, içeriğine bakarak belirlenir. Dolayısıyla ben göreve gelmeden önce de bunu söyledim, göreve geldikten sonra da bunu izledim. Şu anda Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığımız görüşme sürecinde de hep aynı şeyi söylüyorum. Kıbrıs Türk halkı bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biridir. Kimsenin değiştiremeyeceği bir hukuki statüdür bu. Ve bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olarak Kıbrıs Türk halkının aynen Kıbrıs Rum halkı gibi egemenlik hakları vardır.
Kıbrıslı Rumlar hangi konularda egemenlik hakkı iddia edebiliyorlarsa aynı konularda Kıbrıs Türk halkının da egemenlik hakları vardır. Ve bunlar eşit egemenlik haklarıdır. Dolayısıyla benim şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak ve ondan önceki siyasi hayatımda asla kabul edemeyeceğim şey şudur; Kıbrıslı Türkleri hiç kimse bu adada yok sayamaz. Hiç kimse Kıbrıslı Türkler yokmuş gibi karar üretemez, uluslararası ilişki kuramaz, uluslararası anlaşma imzalayamaz. Benim iddiam çok net. Adada hidrokarbonlar meselesi var. Enerji, bugün uluslararası ilişkilerin en temel meselelerinden biridir. Enerjiyle ilgili bir mesele varsa güvenlik gene en temel meselelerden biridir. Böyle bir mesele varsa deniz yetki alanları meselesi varsa bu alanlarda Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıslı Türklerin iradesi olmaksızın anlaşma imzalama ve uluslararası ittifaka girme hakkına sahip değildir. Bunu nereden hareketle söylüyorum? Bunu böyle bir siyasi argüman olarak ortaya koymuyorum. Bu tabii ki bir siyasi argümandır ama hukuki temelleri vardır.
Düşünün ki 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda dahi adadaki güvenlikle ilgili bir karar alınacağında bizim sadece Cumhurbaşkan Muavinimiz, rahmetli doktor Fazıl Küçük’ün veto hakkı vardı. Yani orada Kıbrıs Rumlar Bakanlar Kurulu’nda çoğunlukta da olsa sayısal anlamda, başkanlık Kıbrıs Rumlarda da olsa dahi bizim Cumhurbaşkanı Muavinimizin güvenlikle ilgili herhangi bir kararı sadece kendi parmağını kaldırmasıyla veto etme etkisi vardı.
Şimdi bir bakıyorsunuz, son yaşananlara, Amerika Birleşik Devletleriyle de, Fransa’yla da imzaladığı bir takım güvenlikle ilgili, enerjiyle ilgili, doğal gazla ilgili, deniz yetki alanlarına ilgili bir takım anlaşmalar var. Bu anlaşmaların hiçbirinde Kıbrıs Türk Halkı’nın iradesi yok. Bunun uluslararası toplum tarafından da bilinmesi gerekir ve buna göre muamele gerçekleştirilmesi gerekir. Ama şu andaki Kıbrıs Rum tarafı bu konularda bizi, adada yok gerekçesine indirgemeye çalışırken, bizim yapmaya çalıştığımız şey, ‘hayır bunlar bu adada ortak yetki alanlarıdır’ üslubunun kabul edilmesini sağlamaktır. Bu aynı zamanda hukuki temelleri olan bir siyasi argümandır.
Dolayısıyla adada bulunacak herhangi bir çözümde, Kıbrıs Türk halkının bu saydığım egemenlik alanlarındaki haklarının ihlal edilmediği bir yapıyı bizim sağlama hedefimiz var. Şunu da çok açık söylüyorum. Mesela bazı üniter devletler, bazı konfederasyonlar, bazı federasyonlar, bazı iki devletli çözümler. Bakın bakalım hangisidir diğerine ne kadar benziyor. Yani mesela Bosna Hersek’te de federasyon var, Amerika Birleşik Devletleri’nde de federasyon var.
Bu işi bilen hiçbir insan bakıp da ikisinin aynı olduğunu söyleyemez. İsviçre’nin kuruluşundaki adı konfederasyondur. Ama bugün literatürde federasyon olarak konuşulur.
Bazı yerlerde mesela üniter devletlere bakalım. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devleti, İspanya’daki üniter devleti, İspanya’da bölge yönetimleri var. İspanya’daki bölge yönetimlerine Türkiye’deki üniter devleti benzetebilir misiniz? O yüzden bu isimlere takılmaktan ziyade ben halkımın haklarının peşindeyim.
Kıbrıs Türk halkının hakları nedir? Şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargısı olan, meclisi olan, yürütmesi olan, Cumhurbaşkanlığı olan bir devlet mi? Evet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından tanınması dışında başka yerlerde tanınmıyor oluşu devlet niteliğini ortadan kaldırır mı? Hayır. Ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’nin halkını oluşturan, Kıbrıs Türk halkının adadaki egemenlik hakları, ihlal ediliyor şu anda.
Biz bu hakları söke söke almanın peşindeyiz. Bunu başaralım, akabinde akademisyenler otursun bunun ismi üzerine, kitaplarını yazsınlar.
Annan Planı tecrübemiz var. Annan Planı’na; iki devlet de diyen var, konfederasyon diyen de var, gevşek federasyon diyen de var. Ama sonuçta kararımız şudur.
Kıbrıs’ın neresinden hidrokarbon çıktıysa, ister güneyinden ister kuzeyinden, ben onun eşit ortağıyım.
Çocukları öldüren bir devletle yapılacak bir anlaşmada ve üstüne üstlük o anlaşma Kıbrıs Türk halkının güvenliğini de iradesini de riske edecek bir anlaşmaysa Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın böyle bir anlaşmanın imzalanmasını benim halkım içine sindirmez. İsrail’den bahsediyorum.
Çocukları öldüren bir devletle kurulacak ittifak Kıbrıs Türk halkının iradesini ve egemenliğini ihlal ederek gerçekleştirilirse ben uluslararası toplumun her tarafına bunu anlatırım. Bu benim egemenlik haklarımın eşit egemenlik haklarımın içerisinde gerçekleşen bir ihlaldir. Dolayısıyla bir kez daha dediğim gibi kavramlar üzerinde konuşmaktansa kavramların altını doldurarak konuşursak, birbirimizi çok daha rahat anlayacağız. Ama ben şu anda içerikteyim, kendi halkımın tarihsel olarak var olan haklarının söke söke alınmasının peşindeyim ve bu mücadeleden de Kıbrıs Türk halkı asla vazgeçmez. Kıbrıs Türk halkına neden şüphe duyuldu bilmiyorum.
Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesi bizim için asla vazgeçilmesi mümkün olmayan bir şeydir. Çok önemsediğim için bir kez daha söylemek istiyorum.
Kıbrıs Türk halkının kimlik oluşum sürecinin, yani 1878’den bugüne kadar olan sürecinin doğru değerlendirilmesi herkese şunu gösterir. Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Bütün mücadelesi de bunun üstüne yürümüştür.
Dolayısıyla bugün itibariyle de böyle bir ihtimal Kıbrıs Türk halkı için yok hükmündedir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı siyasi anlamda eşit ve egemenlik haklarının peşinde olan bir haktır. Ve çözüm iradesi de olan bir haktır.
Kıbrıs Türk halkı 2004’te çözüm iradesini ortaya koydu. 2017’de çözüm iradesini ortaya koydu. Ve bu çözüm iradesini yalnız başına ortaya koymadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile birlikte ortaya koydu. Sayın Cumhurbaşkanı’nın, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın iki gün önce yaptığı konuşmada söyledikleri son derece açıklayıcıdır. Ve herkesin de bunu fark etmesi gerekir.
Ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı? Biz adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün artık bu adada gerçekleşmesinin yanındayız. İzolasyonlar, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonlar haksızdır. Asla kabul edilmesi mümkün değildir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin 2004 referandumlarından sonra yayınlamış olduğu raporda ‘bu izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi yoktur ibaresi vardır. Avrupa Birliği’nin kendi konseyinin raporlarında bu izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi olmadığı’ yazılıdır. Ama hala Kıbrıs Türk halkı temel egemenlik hakları ihlal edilen, temiz izolasyonlara tabi tutulan, hem de adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olma statüsü ihlal edilen bir halk konumundadır.
Dolayısıyla buna rağmen de çözüm iradesini sürdüren bir halk konumundadır. Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte çözüm iradesini sürdüren bir halk konumundadır.
Dolayısıyla biz ne söylediğimizi de ne yaptığımızı da Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir koordinasyon içerisinde çok iyi biliyoruz. Bunun da dünya tarafından anlaşılması gerektiğini biliyoruz.
Dünya bugün yeni bir evreye girdi diyorlar. Diyorlar ki dünya artık kurallar üzerinden değil, ilkeler üzerinden değil, güç ilişkileri üzerinden yönetiliyor. Şahsi kanaatimi söylemek isterim. Kurallı yaşam medeniyetin göstergesidir.
Kurallı yaşamda sorunların çözülmesinin diplomasi ve diyalogla gerçekleştirilmesi, medeniyetin göstergesidir. Medeniyetin rafa kaldırılmaya çalışıldığı çok dönemler yaşadığı insanlık bütün o dönemler aşıldı, tekrar kurallı yaşama dönüldü. Diyalog ve istişare çözüm yöntemi olarak tekrar benimsendi. En çarpıcı örneği İkinci Dünya Savaşı sonrasıdır. Bir daha öyle şeyler yaşanmasın ama medeniyet tekrardan kurallı yaşama, tekrardan diyalogun diplomasinin sorun çözme mekanizması olarak öne çıktığı dönemleri kısa bir süre sonra gösterecektir ve bu da haklı konumdaki Kıbrıs Türk halkının haklarını gerektiği gibi almasını sağlayacaktır. Bundan en ufak bir kuşkum yok.”
Birleşmiş Milliyetler Genel Sekreteri Antonio Guterres gerçekleşen görüşme hakkında sorulan bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Erhürman:
” Sayın Guterres ile bir ay kadar önce görüştük. Bu sabah da Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Müsteşarı Rosemary A. DiCarlo ile bir görüşme gerçekleştirdik. Arada Maria Angela Holguin Cuellar ile de görüşmelerimiz oldu. Hepsinde söylediğimiz şey şu. Sayın Guterres’in Crans Montana’dan sonra bir vurgusu vardı; ‘bunca yıldır bu sorun görüşülüyor. Bir çözüme ulaşamadık. Bir daha bir şey olacaksa bu defa farklı olmalı’. Aşamalı bir yaklaşımla buraya gidilmeli diyen de Sayın Guterres’in kendisidir.
Dolayısıyla ben arkadaşlarımla birlikte elbette bu süreci böyle okuduğumuz için seçimden önceden itibaren peki bu defa farklı olacaksa farklı olacak olan nedir? Çalışmasını yaptık. Ve o şekilde göreve geldik.
Sahaya çıkmadan önce, oyun başlamadan önce oyunun kuralları belli olmalı. Ve bu kuralları biz nereden devşirmeliyiz? Bugüne kadarki müzakere tecrübesinden o kuralları devşirmek durumundayız. Sorun neredeydi tespit etmek ve bunun çözümlerini üretmek zorundayız.
Herkes biliyor, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan açıklamalarda da bizim tarafımızdan yapılan açıklamalarda da ortak bir nokta var. Sorunun kaynağı nedir veya 60 yıldır süren görüşmelerde neden biz çözüme ulaşamadık? Sorunun kaynağı ve çözüme ulaşamama sebebimiz net. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti’nin ve bizim açıklamalarımız da aynı.
Sorunun kaynağı şu; Kıbrıs Rum liderlikleri Kıbrıs’ta doğal zenginlikleri, doğal kaynakları ve tabii ki iktidarı Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemiyor. Ortak hareket noktası bu.
Şimdi bunu eğer yine paylaşmak istemeyeceklerse bilecekler ki çözüm olmayacak. Dolayısıyla bizim dört maddelik metodolojimizin bir numaralı maddesi siyasi anlamdaki eşitliğin daha müzakere başlamadan önce tescil edilmesidir. Ve bu da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında olan bir şeydir.
Ve tabii ki Dönüşümlü Başkanlığı prensip olarak içerecek şekilde siyasi eşitliğin kabul edilmesinden bahsediyoruz. Ve dört maddemizin de birinci bitmeden ikinciye geçmeme gibi bir kendi içinde bir sıralaması var. İkinci nokta nedir? Eğer kabul ediyorsanız siyasi eşitliği onu hatırlatayım.
Niye siyasi eşitlik diye tutturduk? çünkü çok iyi biliyoruz. Crans Montana’da son geceden bir gece önce kategorik olarak Dönüşümlü Başkanlığı kabul etmiyorum dedi. Peki Dönüşümlü Başkanlık nedir? Adını koymuyorum. Biraz önce sözünü ettiğim o ortak egemenlik meseleleri orada yönetilecek ve biz bileceğiz ki tarih boyunca bir Kıbrıslı Türk o yapıyı asla Başkan olarak yönetemeyecek. Ben bunun bir hukukçu olarak siyasi eşitlik olarak kabul edilmesini mümkün görmem. Dolayısıyla bunu kabul edersen geçeriz.
Bugüne kadarki yakınlaşmaları da prensip olarak tescir edeceğiz. Bir zaman sınırlaması olacak. Biz on sene daha dirsek çürütmek niyetinde değiliz masada.
Bir şey daha var. Bu çok önemli. Yine Kıbrıs Rum tarafının ayak sürmesi dolayısıyla müzakereler çökerse bize baştan taahhüt verilecek ki Kıbrıs Türk halkı bugünkü statüye geri dönmeyecek.
Çünkü Sayın Annan 2004 referandumlarından sonra yayınladığı az önce sözünü ettiğim raporda Kıbrıslı Türklerin ‘evet’ iradesinden sonra izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi kalmamıştır denilmiş olmasına rağmen benim sporcularım hala uluslararası müsabakalarda yarışamıyor. Benim iş insanlarım, benim üniversite insanlarım hala bugün yurt dışına çıkışta bir yerlerde temsiliyette sorun yaşıyor. Benim arkeologlarımın yazdığı makalelerin uluslararası dergilerdeyayınlanması engelleniyor.
İzolasyonlar kalkacaktı Sayın Annan’ın söylediği bir şeydi. Doğrudan ticaret tüzüğü Avrupa Birliği’nin bize taahhüt ettiği üç tüzükten biriydi. İki tanesi gerçekleşti doğrudan ticaret tüzüğü Kıbrıs Rum tarafı Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra Yunanistan’la birlikte engellendiği Avrupa Birliği organlarında.
Şimdi biz bu tecrübelerin hepsine sahibiz. Bu tecrübelere sahibiz. Kimseyle kavgamız patırtımız yok.
Ama hakkımız oradadır. Ve hakkımızı yedirmeyiz. Dolayısıyla bu noktadan sonra metodoloji oradadır.
Aşamalı bir yaklaşım ortaya koyuyoruz. Diyoruz ki gelince sekiz yıl, dokuz yıl geçti Crans Montana’dan bugüne. . Dokuz yıldır anlamlı diyebileceğimiz bir müzakere süreci yok. Ama dahası var. Siz bu dokuz yıl içinde aklınıza gelen her ülkeyle bizi yok sayarak anlaşmalar imzadınız. Güvenlik konusunda, enerji konusunda, deniz yetki alanları konusunda. Güveni daha da azalttığını; dolayısıyla önce güveni yaratacak, artıracak bir takım mekanizmalara ihtiyacımız var.
Kullandığım cümlede şu; ‘Gel Lefkoşa’da da önce geçelim karşı karşıya ve biz hem Kıbrıs Türk halkının hem Kıbrıs Rum halkının hayatını kolaylaştıracak bir takım güven yaratıcı önlemlere dair kararları ikimiz alalım.’
Beş artı bir diyor. Çünkü şunun da altını çizmek istiyorum. Beş artı birden aslında anladığı şey şu; Üzgünüm, Kıbrıs Türk tarafını değil Türkiye Cumhuriyeti’ni muhatap alma çabası içerisinde oldu hep Kıbrıs Rum liderlikleri. Benzeri tekrar ediliyor. Ben de şunu söylüyorum; Lefkoşa’da bir tane yeni kapı, bir tane yeni geçiş noktası açabildiğini ispatlayamayan iki liderin, Kıbrıs sorunun kapsamlı çözümü gibi altmış senedir devam eden bir sorunu çözmesini hiç kimse bekleyemez.
Dolayısıyla birinci aşama Lefkoşa’ da güven yaratıcı önlemler konusunda bir takım adımlar yaparız. İkinci aşama dört maddelik metodoloji oradadır.
Burada uzlaşırız. Ve üçüncü aşama bunlar oluyorsa koşullar oluştuysa o zaman geçeriz ve müzakereye başlarız.”
“Seçilmeden çok önceden beri benim o zaman ana muhalefet partisi lideri sıfatıyla Kıbrıs Rum liderliğine gönderdiğim bir mesaj var; ‘Ne yaptığını ne yapmaya çalıştığını da doğrusu anlıyorum. Zannediyorsun ki silahlanma ve bazı büyük devletleri arkana almak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir askeri denge oluşturacaksın.
Çabanın bu olduğunu anlıyorum’. Bir kere şunu baştan söyleyeyim. Bu nafile bir çabadır. Realist değildir. Gerçekleşmesi zaten mümkün değildir. Ama bunun başka bir sonucu var. Başka sonucu şu biraz amiyane tabir kullanacağım özür dilerim son beş dakikanın anlayışına sığınıyorum. Hani büyük abiler arkama gelsin ben de önde kendimi güvende hissedeyim hayalindeysem bil ki hiçbir coğrafyada o büyük abiler arkada durmazlar. Senin önüne geçerler. Ve senin de iraden ciddi şekilde zedelenir. İki, o ‘büyük abiler’ oraya gelecek meselesi, bu adanın tamamını çünkü Kıbrıs adası küçücük bir ada. Bu adanın tamamını riske eder ve benim halkımın iradesi olmaksızın aldığın kararlar sadece senin halkını değil benim halkımı da risk altına sokar.
Benim halkım kendi iradesi olmadan alınan kararlar üzerinden risk altına sokulmayı kabul etmez. Bunu ben dört senedir açıklıyorum. Hani sonradan beni tanıdılar var ya. Önceye de bakarlarsa orada var bunlar. Dört sene, beş senedir anlatıyorum. Maalesef son dönemde realize oldu.
Ve ne oldu? İngiliz Üsler bölgesine bir saldırı oldu denildi. Ama dikkatinizi çekerim. Sayın Macron geldi adaya.
Sayın Miçotakis geldi adaya. Ve İngiliz Üsler Bölgesi’nin bulunduğu bölgeleri ziyaret etmediler. Baf’ı ziyaret ettiler.
Baf neresidir? Andreas Papandreou Hava Üssü’nün bulunduğu yerdir. Hava Üssü’nün bulunduğu yer neresidir? İsrail’e imtiyazlı olarak kullanma hakkı verilen havalimanından bahsediyorum. Dolayısıyla yapılan anlaşmalar sadece Kıbrıs Rum halkını değil Kıbrıs Türk halkını da riske sokmuştur.
Tabi ki bizim şöyle bir rahatlığımız var. Türk F -16 geldi. Bakın Fransa’dan Fırkateyn geldi. “Charles de Gaulle” geldi. Hollanda’dan geldi. İngilizler zaten Üsler Bölgesi dolayısıyla yığınak yaptı.
Başka ülkelerden geldi. Türkiye Cumhuriyeti’nden altı F-16 geldi. Ve Sayın Hristodulidis açıklama yaptı. Benden izin almadılar diye. Yani fıkra bu kadar.
Benim göreve gelmeden önce de göreve geldikten sonra da çok net söylediğim bir şey var. Biz çözüm isteyen bir halkız çözüm iradesi olan bir halkız. Türkiye Cumhuriyeti’yle koordinasyon içerisinde çözüm için çaba göstereceğiz. Müzakere masasına gidebilir miyiz? Biraz önce önünde koyduğum aşamaları saydım.
Müzakere masasına gidemezsek de görüşme masasındayız. Görüşmeye devam ederiz. Biz asla masadan kalkmayız. Kalkan kalksın. Ama şunu da hep söyleriz. Görüşme masası var ama görüşme masasının dışında da bir dünya var.
Biz görüşme masasına hapsolup da kalmak niyetinde asla değiliz. Biz 2010’dan önceden beri İslam İşbirliği Teşkilatı’nda gözlemci üyeyiz . Biz son dönemde Türk Devletleri Teşkilatı’nda gözlemci üyeyiz.
Dolayısıyla biz bu teşkilatlarda gözlemci olduğumuz gibi başka ikili ilişkilerimizi de geliştirmek için de çaba göstermeye devam edeceğiz. Bizim için gözlemci üye statüsüyle de olsa Türk Devletleri Teşkilatı’nda da İslam İşbirliği Teşkilatı’nda bulunan statümüz bizim için son derece kıymetlidir. Dolayısıyla bu statünün elde edilmesi için Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı katkılara da Türki Devletleri’nin temsilcilerine de İslam İşbirliği Teşkilatı’nın temsilcilerine de yürekten teşekkür ederiz ve biz bu bu ilişkilerin daha da gelişmesi için çaba göstermeye devam edeceğiz.
Yani görüşme masası var. Bütün samimiyetimizle oradayız. Ama bu arada görüşme masasının dışında başka bir dünya yok. Buraya hapsolalım. Geçmişte hiçbir liderimizi asla eleştirmeden söylüyorum. Geçmişte biz bunları yaşadık.
Bu tecrübelerden ders çıkardık. Bundan sonrasında da bu derslerin bilinciyle yolumuza devam edeceğiz.
Dolayısıyla Türk Devletleri Teşkilatı’yla ilişkilerin daha da geliştirilmesi İslam İşbirliği Teşkilatı’yla ilişkilerin daha da geliştirilmesi hedefindeyiz ve her türkü çabayı göstermeye devam edeceğiz.
Herkes şunu bilsin Kıbrıs Türk Halkı, en zor koşullarda Kıbrıs’ta varlığını sürdürdü. Hep vardır, bundan sonra da var olacaktır.”
GÜNDEM
Bugün yer yer sağanak yağmur bekleniyor
Meteoroloji Dairesi’ne göre bugün yer yer sağanak yağış görülecek, hava yarın parçalı ve çok bulutlu olacak.
-
GÜNDEM16 saat agoErhürman “Eşit egemenlikten asla vazgeçmeyiz”
-
GÜNDEM16 saat agoAlkol tesiri altındaki sürücüler 4 ayrı trafik kazasına sebep oldu: 4 kişi tutuklandı!
-
GÜNDEM11 saat agoŞans oyunları sektörünün ekonomideki yeri tartışılacak
-
GÜNDEM16 saat agoBugün yer yer sağanak yağmur bekleniyor
-
DÜNYA16 saat agoBM “Yaklaşık 18 milyon insan açlık sınırında”
-
GÜNDEM16 saat agoÖlümlü trafik kazası: Gazimağusa’da alkol tesiri altındaki sürücünün çarptığı yaya hayatını kaybetti
