Connect with us

GÜNDEM

TRİPOLİÇE’DEN KIBRIS’A AYNI ZİHNİYET

Published

on

İki asırdır unutturulmaya çalışılan Tripoliçe Katliamı, insanlık tarihinin yüz karalarından birisi ve Türklerin uğradığı en acımasız katliamlardan biridir.

204 yıl önce Tripoliçe’de neler yaşandı;

22 Şubat 1821’de Mora’da başlayan Rum isyanı, Osmanlı’nın zayıflayan yapısından faydalanarak etnik temizlik boyutuna ulaştı. Rumların isyanını papazlar da kutsayarak kışkırttı.
23 Eylül 1821’de Mora’ya bağlı Tripoliçe’ye giren Rumlar, üç gün boyunca 40 bine yakın Türk’ü, çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapmadan vahşice katletti ve Yunanistan’ın bağımsızlık sürecinde Mora Türkleri yok edildi.

Batılı tarihçiler, unutturulmaya çalışılan bu vahşeti “insanlığın yüz karası” olarak tanımlarken, isyancıların liderinden “Filiki Eterya” üyesi Theodoros Kolokotronis’in, “atımın ayağı cesetlerden yere değmedi” sözleri, katliamın korkunç boyutunu gözler önüne seriyor.

İngiliz yazar William St. Clair yayınlarında, katliamla ilgili şu tarihi bilgileri aktarıyor:
“Yunanistan’da Türkleri pek az bıraktılar. 1821 yılı ilkbaharında ani olarak tümüyle ve dünyanın haberi olmadan yok edildiler. 20 bini aşkın Türk erkek, kadın ve çocuk birkaç hafta süren boğazlamalar sırasında Rum komşuları tarafından katledildi. Onlar kasten ve vicdan azabı duyulmadan öldürüldüler…. Mora’nın her yanında sopa, orak ve tüfeklerle silahlı Rum asiler çevreyi dolaşarak öldürüyor, yağmalıyor ve ateşe veriyorlardı…”

ABD’li tarihçi Justin McCarthy ise Tripoliçe katliamıyla ilgili şu bilgiyi veriyor:
“Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler, bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ve ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar dahi öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler.

 

AYNI AKTÖRLER, AYNI SÖYLEMLER, AYNI HEDEFLER…

 

Tripoliçe’de 204 yıl önce yaşanan bu barbarlık, Rum-Yunan ikilisinin Türk varlığına karşı yürüttüğü sistematik yok etme politikasının ilk büyük halkasıdır.

Şu bir gerçek ki, bu zihniyet geçmişte kalmadı!

Bosnalı Bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in şu sözünü unutmayalım: “Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.” Tripoliçe’de yaşanan vahşetin benzeri, aynı yöntemlerle Girit’te ve Kıbrıs’ta da yaşandı. Aynı aktörler, aynı söylemler, aynı hedefler…

Rumların1955’de kurduğu EOKA terör örgütü, Enosis hedefiyle Kıbrıs Türklerini hedef aldı. Ayvasıl, Geçitkale, Kumsal, Muratağa, Atlılar, Sandallar, Taşkent ve Aleminyo köyleri ile birçok yerde EOKA’nın Kıbrıs Türklerine yaptığı katliamlar, savaş suçu niteliğindedir. Ancak bugüne dek bu suçların hesabı sorulmadı, sorumlular cezasını çekmedi.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimi, tarihsel gerçekleri ters yüz eden propaganda ile Tripoliçe katliamını “kahramanlık” olarak sunuyor, anıtlaştırarak gelecek kuşaklara aktarıyor.

Bu kapsamda, Kıbrıs Rum yönetimi geçen yıl; 12 Ekim 2024’te Baf’ta “1821 Yunan Devrimi” anıtını açarak, iki asırdır unutturmaya çalıştıkları bir vahşeti, sözde bağımsızlık söylemiyle kutsallaştırdı. Aslında, söz konusu o anıtla, Rum-Yunan zihniyetinin karanlık yüzü de sembolize edildi.

Baf’ta dikilen o anıt, bir utanç abidesidir ve aynı zihniyetin sürdüğünü göstermektedir.

 

ÜSLER VE SİLAH SİSTEMLERİYLE YENİDEN ŞEKİLLENEN O ZİHNİYET

 

Bugün ise bu zihniyet, askeri üsler ve silah sistemleriyle yeniden şekilleniyor.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in bugün hâlâ, EOKA’yı “şerefli kahramanlar” olarak tanımlaması, bu zihniyetin sürdüğünü açıkça gösteriyor.

Hristodulidis’in, Rum çocuklarına bu zihniyeti aktarma çağrısı yapması ve bunu yapmalarının tarihi görevleri olduğunu vurgulaması barışa değil, düşmanlığa hizmet etmektedir.

Kıbrıs Rum tarafının bu zihniyetinin sadece söylemle değil, fiili adımlarla da sürdürdüğü görülüyor. Rumlar, özellikle son yıllarda ABD, Fransa ve İsrail gibi ülkelerle kurduğu askeri iş birlikleri ve ittifaklarla silahlanma faaliyetlerini hızla artırıyor. İsrail’in hava savunma sistemlerinin Güney Kıbrıs’a entegre etme çabaları ve yeni üs inşaları, bölgedeki hassas dengeleri bozarken, Kıbrıs Türkleri için doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşturuyor.

Katliamları öven, katil sürüsünü “kahraman” gören, Kıbrıs Türklerini yok sayan bir anlayışla nasıl uzlaşılabilir! “Sıfır asker sıfır garanti” diye ısrar eden ve geçmişte yaptıkları katliamları anıtlaştırarak gelecekteki niyetlerini ortaya koyan böyle bir zihniyet karşısında, garantör Türkiye’nin etkin ve fiili güvencesinden ve Kıbrıs’ta iki ayrı egemen devlet tezinden nasıl vazgeçilebilir!

Tüm bu tarihsel gerçekler iyi bilinmeli, hatırlanmalı ve doğru bir şekilde yeni kuşaklara aktarılmalı.

Geleceği korumak için tarihsel hafızayı diri tutmalı!

**

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNDEM

Cenevre’de “Kıbrıs” konulu konferans düzenlendi

Published

on

Türkiye’nin Cenevre Başkonsolosluğunun ev sahipliğinde “Kıbrıs” konulu konferans düzenlendi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cenevre Temsilcisi Kemal Köprülü, Cenevre Başkonsolosluğunca düzenlenen konferansta “Kıbrıs” meselesine dair değerlendirmelerde bulundu.

Konferansın açılışında konuşan Türkiye’nin Cenevre Başkonsolosu Salih Boğaç Güldere, Kıbrıs meselesinin Türk milleti için milli bir dava olduğunu belirtti.

Güldere, katılımcıların konferans sonrasında Kıbrıs meselesine dair birçok detaya vakıf olacağını söyleyerek, Köprülü’nün Kıbrıs konusunu anlatacak en önemli isimlerden biri olduğunu da söyledi.

-Köprülü

KKTC Cenevre Temsilcisi Köprülü ise kapsamlı bir sunum yaparak, Kıbrıs Adası’nın tarihi önemine işaret etti ve Kıbrıs Türkünün Ada’nın uzun yıllara dayanan geçmişi olduğunu aktardı.

Uzun yıllar Osmanlı’nın hükmettiği Ada’nın 1878’de İngiltere’ye kiralandığını hatırlatan Köprülü, Ada’nın daha sonra İngilizler tarafından ilhak edildiğini, 1960’ta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğunu anımsattı.

Köprülü, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1963’te Kıbrıslı Rumların, Türkleri devlet kurumlarından dışlaması ve Kıbrıs Türkünü yok etmek amacıyla silahlı saldırılar başlatması sonucu bozulduğunun altını çizerek, “Kıbrıs Türkleri 1963’ten 1974’e kadar Rumların acımasız saldırılarına maruz kaldı. Birçok Kıbrıs Türkü katledildi, evlerini terk etmek zorunda kaldı ve insanlık dışı koşullarda yaşamak zorunda kaldı. Türkiye’nin 1974’te garantör ülke sıfatıyla Kıbrıs Türkünü kurtarmak amacıyla gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı ile bu zulüm son buldu.” dedi.

Harekat sonrasında Kıbrıs’a barışın hakim olduğuna işaret eden Köprülü, uzun yıllar federasyon temelinde yapılan müzakerelerin Rum kesiminin uzlaşmaz tavrı nedeniyle başarıya ulaşamadığını söyledi.

Köprülü, son olarak 2017 yılında İsviçre’nin Crans Montana kasabasında yapılan müzakerelerin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin devam eden uzlaşmaz tavrı yüzünden çöktüğünü anlattı.

Daha sonra Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in “yeni fikirlerle” gelme çağrısında bulunduğunu hatırlatan Köprülü, anavatan Türkiye’nin de desteğiyle Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde bir anlaşma önerisi ortaya koyduğunu, Kıbrıs Rum kesiminin buna yanıt vermeyerek, maksimalist ve vadesi dolmuş taleplerini sürdürdüğünü kaydetti.

– “Kıbrıs Türk halkı her zaman Türkiye’nin sonsuz desteğiyle bugünlere geldi”

Mevcut durumda resmi müzakerelere başlamak için taraflar arasında ortak zeminin bulunmadığının altını çizen Köprülü, Kıbrıs Rum tarafının Ada’da bir anlaşmaya niyeti olmadığını ifade etti.

Köprülü, “Kıbrıs Türk halkı her zaman Türkiye’nin sonsuz desteğiyle bugünlere geldi.” dedi.

Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının, KKTC’ye yönelik haksız ambargoların son bulması ve Kıbrıs Türk halkının uluslararası arenada hak ettiği yeri alması için faaliyetlerine devam ettiğini vurgulayan Köprülü, Kıbrıs Türklerinin anavatan Türkiye’nin de desteğiyle hak ettiği yerlere geleceğinden şüphe duymadıklarına değindi.

Köprülü, 2004’te yapılan Annan Planı referandumunda da Kıbrıs Rum tarafının çözüm planını büyük çoğunlukla reddettiğini detaylarıyla anlattı.

Konferansa, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde Daimi Temsilci Büyükelçi Hakan Çakıl ve Cenevre’deki Türk toplumundan davetliler katıldı.

Continue Reading

GÜNDEM

Güney Kıbrıs’ta iki mandırada daha şap tespit edildi!

Published

on

Şap hastalığı ile mücadele eden Güney Kıbrıs’ta hastalık tespit edilen mandıra sayısı 110’dan 112’ye yükseldi.

Şap önlemleri sebebiyle küçükbaş hayvan sütü üretiminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 düşüş yaşanmasına rağmen hellim ihracının normal şekilde devam ettiği bildirildi.

Politis ve diğer gazeteler, dün “Kokkinotrimithia”daki (Kırmızıköyler) 34 baş küçükbaş hayvan ve “Paliometoho”daki 160 sığır beslenen iki mandırada şap saptandığını belirtti. Her iki mandıranın da, batı Lefkoşa’da AB’nin sıkı önlem talimatlarının uygulandığı karantina-önlem bölgesi ilan edilen bölgede yer aldığı kaydedildi.

Gazete “Köfünye”deki (Geçitkale) bir mandırada şap taraması yapan Kıbrıs Rum Veteriner Dairesi mensuplarından birinin, 43 yaşındaki bir besicinin saldırısına uğradığını yazdı.

Habere göre, psikolojisi bozulan besici, tarama işleminin sonuna doğru VeterinerDairesi yetkilisinin bacağına tekme attı, şikayet üzerine polis tarafından tutuklandı.

Gazeteye göre, bugüne kadar şap hastalığı sebebiyle 89 bin 900 küçükbaş, 2 bin 247 büyükbaş hayvan ile 21 bin 500 domuz itlaf edildi. Bu rakam, toplam erişkin küçükbaş hayvan popülasyonunun yüzde 10’una, büyükbaş hayvan popülasyonunun yüzde 3’üne ve domuz popülasyonunun yüzde 8’ine denk geliyor.

Küçükbaş yayvan popülasyonunda ve küçükbaş hayvan sütü üretiminde geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 10 azalma olduğunu açıklayan Kıbrıs Rum Tarım Bakanlığı Genel Müdürü Andreas Grigoriu, yüzde 3’ü itlaf edilen inek sütü üretiminin düşmediğini belirtti.

Menşe ismi korumalı ürün hellim konusunda hedeflerinin bu ürünü ve ihracatını korumak olduğunu söyleyen Grigoriu, “Hellim olarak isimlendirilen ürün sadece Kıbrıs’ta üretilir. Hellim üretim değerinin günlük 1 milyon eurodur. İhracat normal şekilde devam ediyor, virüsten etkilenmedi.” dedi.

Continue Reading

GÜNDEM

Burak Maviş: Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın ortaya koyduğu çabayı olumlu değerlendiriyoruz

Published

on

KTÖS Genel Sekreteri Burak Maviş, Türkiye’ye giriş yasaklarının kaldırılmasına yönelik adımları ve Erhürman-Hristodulidis görüşmesinde sağlanan ilerlemeleri olumlu değerlendirdiklerini açıkladı.

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, Türkiye’ye giriş yasakları ve liderler görüşmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Maviş, Kıbrıs’ta diyalog ve temasın yeniden güçlenmesi adına önemli gelişmeler yaşandığını belirtti.

 

Sayın Ersin Tatar’ın görevde bulunduğu beş yıllık dönemde, Kıbrıslı Türk aydınlara yönelik sistemli bir baskı aracına dönüşen Türkiye’ye giriş yasakları konusunda olumlu adımlar atıldığını ifade eden Maviş, 15’ten fazla Kıbrıslı Türk hakkındaki tahditlerin kaldırılmasının ifade özgürlüğü, demokratik haklar ve toplumsal ilişkiler açısından önemli ve umut verici bir gelişme olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın süreçte ortaya koyduğu çabayı olumlu değerlendirdiklerini kaydeden Maviş, Erhürman ile Rum Lider Nikos Hristodulidis arasında gerçekleştirilen görüşmede sivil toplum, ibadet özgürlüğü, sağlık, ekonomi ve ticaret alanlarında atılan ortak adımların iki toplum arasında güvenin ve iş birliğinin geliştirilmesi açısından önemli olduğunu belirtti.

“Kıbrıs’ın ihtiyaç duyduğu şey; gerilim değil diyalogun, yasaklar değil temasın, ayrışma değil ortak geleceğin güçlenmesidir” diyen Maviş, sendikanın çözüm sürecine sivil toplumun katılımı konusunda sorumluluk almaya ve katkı koymaya devam edeceğini ifade etti.

Continue Reading