Connect with us

GÜNDEM

İtalya’nın sosyal medya yasağının arkasındaki neden: Hikikomori sendromu

Published

on

İtalya, gençler arasında artan yalnızlık ve sosyal izolasyon vakaları nedeniyle sosyal medya ve mobil cihazlara yönelik bir yasak getirmeyi planlıyor.

Özellikle “Hikikomori sendromu” adı verilen, kişinin toplumsal hayattan tamamen çekildiği bu durum, Japonya’da başlayan bir sorun olarak bilinse de, dünya genelinde yayılmaya başladı.

İtalya’da bir pedagog ve psikoterapist çocukların aşırı ekran kullanımından kaynaklanan zararları bertaraf etmek üzere sosyal medya üzerinden bir imza kampanyası başlattı. Kampanya, kısa sürede büyük bir hareket haline geldi ve yüzbinlerce ebeveynin imza atmasıyla ciddi bir ses getirdi. Bu sayede bugün İtalya’da mobil telefon kullanımına yönelik sınırlamalar gündemde. Öyle ki, çocukların okullarda mobil telefon kullanımı, hükümetin öncelikleri arasında yer alıyor. Ülkede, okullarda telefon kullanımını tamamen yasaklamayı planlıyor. Bu kararın arkasında Hikikomori sendromu, önemli bir faktör olarak yer alıyor.

Hikikomori, bireylerin uzun süreli sosyal izolasyona girmesiyle karakterize edilen bir durum… Genellikle genç bireylerde görülüyor ve sosyal yaşamdan uzaklaşmaya yol açıyor. Dünya genelinde artan Hikikomori vakalarının, gençlerin dijital dünyada geçirdiği zamanın artmasıyla bağlantılı olduğu düşünülüyor. İtalya’daki bu yasak da, çocukların sosyal medya bağımlılığını azaltmayı ve dolayısıyla Hikikomori sendromunun yaygınlaşmasını önlemeyi hedefliyor.

Türkiye’de benzer bir düzenleme zaten yürürlükte. Okullarda cep telefonu kullanımına yasak… Düzenleme, öğrencilerin ders esnasında dikkatin dağılmaması ve sosyal medya bağımlılığının azaltılması amacıyla uygulanıyor. Diğer yandan, bazı ülkelerse bu konuda daha esnek davranıyor.

Haberimizde Hikokomori sendromunun dünyadaki artışı ile ülkelerin buna yönelik attığı adımlara biraz daha yakın baktık. Bilişim Hukuku Uzmanı Nazlı Turhan ise Türkiye’deki durumu TRT Haber için yorumladı.

Peki, ülkeler bu konuda ne gibi çalışmalar yapıyor? Gelin öne çıkan ülkelere yakından bakalım.

Avrupa ülkeleri de bu konuda adımlar atmaya başladı. Yani aslında İtalya, cep telefonu yasağında yalnız değil. Fransa, 2018 yılında okullarda cep telefonu kullanımını yasakladı. Bu yasağa göre, öğrenciler ders esnasında ve teneffüslerde cep telefonlarını kullanamıyorlar. Ülke son dönemde ise çocukların sosyal medya platformlarında aşırıya kaçan içeriklerden korunması amacıyla yeni düzenlemeler getiriyor.

Benzer şekilde, Almanya’da da sosyal medya şirketlerine çocukları koruyacak şekilde içerik düzenlemesi yapmaları için baskı uygulanıyor.

Finlandiya ise, cep telefonlarını eğitim amaçlı kullanıma sınırladı. Cep telefonları sınıf içinde öğretmen gözetiminde sadece eğitsel amaçlarla kullanılabiliyor. Finlandiya, teknolojiyi eğitim sistemine entegre eden bir ülke olsa da telefon kullanımını sınıf ortamında minimuma indiriyor.

Hollanda’da da okulların çoğu, sınıflarda cep telefonu kullanımını sınırlayan uygulamalar başlatmış durumda. Telefonlar, genellikle sadece öğretim materyali olarak kullanılıyor ve sosyal medya veya eğlence amaçlı kullanım derslerde yasaklanıyor.

İngiltere’de ise bazı okullar cep telefonu kullanımını tamamen yasakladı. Özellikle ilkokul ve ortaokul seviyesindeki okullar, cep telefonu kullanımını kaldırarak, çocukların sosyal etkileşimlerini artırmayı ve yüz yüze iletişimi teşvik etmeyi amaçlıyor​.

 

Çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince bu yasağın Avrupa başta olmak üzere diğer ülkelerde de kademeli olarak artacağını tahmin ediyoruz.

Bilişim Hukuku Uzmanı Av. Nazlı Turhan

 

Türkiye daha geniş bir yasağın ne kadar uzağında?

Türkiye’de, çocukların mobil telefon kullanımına yönelik düzenlemeler ciddi bir şekilde ele alınıyor. Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği, bilişim araçlarının eğitim ortamlarında kullanımını kısıtlayan maddeler içeriyor. Türkiye’deki durumu Bilişim Hukuku Uzmanı Av. Nazlı Turhan değerlendirdi.

“Son dönemde, MEB’in 2024-2025 Eğitim ve Öğretim Yılına ilişkin genelgesi, dijital bağımlılığın önlenmesi adına önemli adımlar atmayı amaçlıyor. Genelgede, ‘Öğrencilerin dijital imkanlardan doğru bir şekilde yararlanmasına yönelik rehberlik çalışmalarına ağırlık verilecektir’ ifadesiyle birlikte, öğrencilerin derslerini aksatacak şekilde cep telefonu kullanmalarına karşı önlemler alınacağı vurgulanıyor.”

Avukat Turhan, bu düzenlemelerin, çocukların eğitim süreçlerinde karşılaştıkları zorlukları en aza indirmek için tasarlandığını belirtiyor. Ancak sorumluluğun ebeveyn kısmına da değiniyor:

“Çocukların dijital güvenliğini sağlamak, yalnızca yasal düzenlemelere bağlı değil; ebeveynler ve eğitimciler de bu sorumluluğu üstleniyor. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin, çocukların dijital dünyadan kaynaklanan tehlikeleri anlaması ve bu konuda gerekli tedbirleri alması gerekiyor. Bu işbirliği, çocukların bilişim araçlarını sağlıklı bir şekilde kullanmaları için kritik öneme sahip.”

Peki, Türkiye daha geniş bir yasağın ne kadar uzağında? Turhan son olarak bu soruyu şöyle cevaplıyor.

“Türkiye’de çocukların bilişim araçlarıyla ilgili düzenlemeler, uluslararası trendlere paralel bir şekilde gelişiyor. Çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince bu yasağın Avrupa başta olmak üzere diğer ülkelerde de kademeli olarak artacağını tahmin ediyoruz. Yakın zamanda konuyla ilgili daha net çalışmalar olacağını düşünüyoruz.”

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNDEM

Rum basını: Larnaka ve Limasol sahillerinde mülkiyet yabancıların eline geçiyor

Published

on

Güney Kıbrıs’ta Larnaka ve Limasol sahil kesimlerinin büyük bölümünün, üçüncü ülke vatandaşlarının kontrolüne geçtiği; yasa dışı emlakçılık faaliyetleriyle arazi, arsa ve çok sayıda binanın el değiştirdiği bildirildi.

  • Larnaka ve Limasol sahil şeridinin büyük bölümü yabancıların eline geçti

Larnaka ve Limasol sahil kesimlerinin büyük bölümünün, üstü örtülü şekilde emlak şirketlerini de yöneten üçüncü ülke vatandaşlarının eline geçtiği ve yurt dışında masa altından satış anlaşmalarının yapıldığı yasa dışı emlakçılığın da yoğun olduğu haber verildi.

Fileleftheros Güney Kıbrıs’ta gayrimenkul satışıyla uğraşan yabancı uyrukluların yerli iş adamlarından yardım aldığını, bazı yabancıların da çeşitli projelerin vb yöneticisi kisvesi altında kaymakamlıklara giderek gayrimenkul satış işlemlerini yapmakta olduğunu yazdı.

Habere göre AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu Rum Meclisi içişleri Komitesi’nde yaptığı konuşmada, Larnaka sahil kesiminin batısında büyük araziler satıldığına dikkat çekti. Komite Başkanı Aristos Damianu Larnaka sahilinde, Dikelya’ya kadar, daha önce rafineri bulunan büyük ölçekteki arazinin, Limasol’da da Lady’s Mile’e doğru sahil bölgesinin el değiştirdiğini açıkladı.

Anılan bölgelerde yabancı uyrukluların yalnız arazi ve arsa değil hastaneden otele kadar birçok binayı satın aldığı bilgisi de verilen haberde, işletme satın alımlarının şehir içine kadar yayıldığına dikkat çekildi.

Continue Reading

GÜNDEM

İncirli, TEPAV konferansında konuştu: KKTC-TC Mali ve İktisadi İşbirliği Protokolleri daha etkin yönetilmeli

Published

on

CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, TEPAV’da düzenlenen “Kıbrıs’ta Yeni Dönem” konferansında yaptığı konuşmada, Tufan Erhürman’ın seçilmesiyle Kıbrıs siyasetinde kapsayıcılık ve uzlaşı kültürüne dayalı yeni bir dönemin başladığını belirterek, Kıbrıs’ta kalıcı barış ve bölgesel istikrar için kapsamlı çözümün tek gerçekçi yol olduğunu vurguladı.

  • İncirli: CTP, kapsayıcı siyaset ve uzlaşı kültürüyle ilerliyor
  • “Kıbrıs’ta kalıcı barış ve bölgesel istikrar için kapsamlı bir çözüm tek gerçekçi yoldur”
  • Tufan Erhürman’ın seçilmesiyle Kıbrıs sorununda yeni bir umut doğdu”
  • “KKTC-TC Mali ve İktisadi İşbirliği Protokolleri daha etkin yönetilmeli”

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) bünyesinde düzenlenen “Kıbrıs’ta Yeni Dönem” başlıklı konferansta konuşma yaptı. Akademisyenler, diplomatlar ve siyasetçilerin katıldığı konferansta konuşan CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirliTufan Erhürman’ın seçilmesiyle, Kıbrıs siyasetinde yaşanan dönüşüme dikkat çekti ve yeni dönemin ilkelerini “kapsayıcılık ve uzlaşı kültürü” olarak tanımladı. İncirli,” Toplumun tümünü kucaklayan, kapsayıcı siyaset hedefleyen, sorunlara tam bir uzlaşı kültürü içerisinde çözümler arayan yeni bir siyasi anlayış var. Biz de CTP olarak bu siyasi anlayışı devam ettiren bir eksen içerisinde ilerliyoruz” dedi.

Dün akşam TEPAV ev sahipliğinde düzenlenen “Kıbrıs’ta Yeni Dönem” konferansının moderatörlüğünü, TEPAV AB Çalışmaları Merkezi Direktörü Nilgün Arısan Eralp üstlenerek açılış konuşmasını yaptı. Eralp, CTP Genel Başkanı İncirli’nin özgeçmişinden bahsetti ve ardından sözü İncirli’ye bıraktı.

Konuşmasına Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin kuruluşundan ve temel değerlerinden bahsederek başlayan CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, partinin buğday başağı sembolünün Kıbrıs Türk halkının kimliğini, varlığını, refahı ve sosyal adaleti temsil ettiğini söyledi. İncirli, CTP’nin kişi hak ve özgürlüklerini, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi, barışı, ekonomik kalkınmayı ve Avrupa Birliği değerlerini savunan; eşitlikçi, emeğe saygılı, çevreye duyarlı demokratik sol bir kitle partisi olduğunu ifade etti. Cumhuriyet Meclisi’ndeki kadın milletvekili oranının yüzde 22 olduğuna dikkat çeken İncirli, siyasette kadın temsiliyetinin artırılmasının önemine de dikkat çekti.

“KIBRIS’TA, YENİ BİR SİYASİ ANLAYIŞLA YENİ BİR DÖNEM BAŞLADI”

İncirli, Kıbrıs sorununda müzakeresiz geçen tek dönem, yerinde sayan güven artırıcı önlemler ve tamamen tıkanmış çözüm sürecinin yanı sıra adadaki ekonomik kriz, mülkiyet krizi, güvenlik krizi, gençlerin göçü, yolsuzluklar ve kamusal hizmetlerde çöküşle birlikte sorunların derinleştiğini ifade ederek 19 Ekim’deki Cumhurbaşkanlığı seçimiyle beraber Kıbrıs’ta, yeni bir siyasi anlayışla yeni bir dönemin başladığını kaydetti. CTP’nin adayı Tufan Erhürman’ın yüzde 63 oyla, üç iktidar partisine karşı tarihi bir farkla Cumhurbaşkanı seçildiğini anımsatan İncirli, Kıbrıslı Türklerin Türkiye’deki anketleri yanılttığını dile getirerek 19 Ekim akşamı Kızılbaş Meydanı’nda ortaya çıkan eşitlik ve kardeşlik cephesinin; kucaklayıcı, kapsayıcı, saygın ve ciddi bir duruşu temsil ettiğini sözlerine ekledi.

“KIBRIS’TA KALICI BARIŞ VE BÖLGESEL İSTİKRAR İÇİN KAPSAMLI BİR ÇÖZÜM, TEK GERÇEKÇİ YOL”

Konuşmasının devamında, Kıbrıs sorunuyla ilgili tarihi süreci aktaran İncirli, Kıbrıs sorunun 1963’te iki toplum arasında başlayan siyasi bir sorun olmanın ötesinde; uluslararası hukuk, bölgesel güvenlik ve Doğu Akdeniz’de şekillenen yeni jeopolitik dengelerle doğrudan bağlantılı, çok katmanlı ve çok boyutlu bir mesele haline geldiğine dikkat çekti. İncirli, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin 1959 Zürih Anlaşmalarının ortaklık ruhuna, özden gelen siyasal eşitlik ilkelerine dayalı, ortak egemenliğin paylaşılacağı, iki bölgeli ve iki toplumlu federal çözüm modeline olan bağlı bir siyasal parti olduğunu ifade ederek Kıbrıs’ta kalıcı barış, istikrar ve uluslararası entegrasyonun yegane gerçekçi yolunun kapsamlı çözümden geçtiğini vurguladı.

“KIBRISLI TÜRKERİN GELECEĞİ, KIBRISLI RUMLARIN İNSAFINA BIRAKILAMAZ”

2004 Annan Planı referandumlarına değinen İncirli, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65 “evet” oyu ile güçlü bir çözüm iradesi ortaya koyduğunu, buna karşın Kıbrıslı Rumların yüzde 75 “hayır” dediğini hatırlattı. Bu sürecin ardından Mali Yardım Tüzüğü, Yeşil Hat Tüzüğü ve Taşınmaz Mal Komisyonu gibi mekanizmaların hayata geçtiğini ifade etti. 2017 Crans-Montana Konferansı’na kadar sürdürülen müzakerelerde büyük oranda yakınlaşmalar sağlandığını belirten İncirli, Rum liderliğinin masayı terk etmesiyle sürecin çöktüğünü, statükonun daha da yerleştiğini söyledi ve Kıbrıslı Türklerin geleceğinin Kıbrıslı Rumların insafına bırakılamayacağını vurguladı.

CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, Kıbrıs sorununda çözüm sürecinin neden tıkandığının “suçlama oyunu” yapılmadan dürüstçe analiz edilmesi gerektiğine dikkat çekerek uluslararası aktörlerin gereken önceliği vermemesi, proaktif rol almaması ve taraflar arasında eş zamanlı, samimi siyasi iradenin ortaya konmamasının temel nedenler arasında olduğunu kaydetti. Ucu açık ve süresiz müzakere süreçlerinin Kıbrıs’ta defalarca denendiğini ve her seferinde hayal kırıklığı yarattığını söyleyen İncirli, Tufan Erhürman’ın seçilmesiyle birlikte yeni bir umut doğduğunu belirtti. İncirli, siyasi eşitliğin pazarlık konusu yapılamayacağını belirterek sürecin sonuç odaklı, geri dönüşü olmayan ve takvime bağlı yöntemlerle yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Müzakere süreci yine çökerse en başa dönülmemesi gerektiğini de belirten İncirli, hepsinin BM raporunda olduğunu söyledi ve BM’nin kendi sözlerine sahip çıkmasını bekliyoruz dedi.

“SİYASİ ANLAŞMA İÇİN EŞ ZAMANLI SİYASİ İRADEYE İHTİYACIMIZ VAR”

“Siyasi anlaşma için eş zamanlı siyasi iradeye ihtiyacımız var diyen İncirli, sadece Kıbrıslı liderlerin değil, Garantör ülkelerin, uluslararası aktörlerin de ortak çıkarlar odağında, eş zamanlı olarak aynı yönde hareket etmeleri gerektiğini kaydetti. Güven artırıcı önlemlerin ise kapsamlı çözümün alternatifi değil, ancak çözüm yolunda son derece önemli olduğuna dikkat çeken İncirli; Kapalı Maraş’ın BM kararları çerçevesinde ele alınması, Yeşil Hat üzerinde yeni geçiş noktalarının açılması, karma evliliklerden doğan çocukların vatandaşlık hakkı ve iki toplumlu iş birliğinin önemine değindi.

Sıla Usar İncirli, Doğu Akdeniz’de enerji, güvenlik ve jeopolitik dengelerin hızla değiştiğini belirterek, dışlayıcı değil kapsayıcı bir anlayışla kurulacak bölgesel ittifakların Kıbrıs’ta barış sürecine olumlu katkı yapacağını ifade etti ve enerji güvenliğinin bölgesel istikrarla, bölgesel istikrarın ise Kıbrıs’ta kapsamlı çözümle mümkün olacağını vurguladı. İncirli, egemenlik haklarımız çerçevesinde Kıbrıs Türk toplumunun Ada genelinde ve deniz yetki alanlarındaki hakları olduğunu da sözlerine ekledi.

“KKKTC-TC MALİ VE İKTİSADİ İŞBİRLİĞİ PROTOKOLLERİ DAHA ETKİN YÖNETİLMELİ”

Son olarak konuşmasında iç siyasete de değinen İncirli, TEPAV’ın daha önce yaptığı tespitlere atıfta bulunarak, KKTC kamu yönetiminde politika oluşturma, uygulama ve denetleme kapasitesinin yetersiz olduğunu; kamu hizmetlerinde erişim ve kalite sorunları yaşandığını belirtti. Ülkede karamsarlık ve belirsizliğin hâkim olduğunu ifade eden İncirli, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, artan bütçe açıkları, borç yükü, yolsuzluk iddiaları, liyakatsiz atamalar, artan suç oranları ve kamusal hizmetlerdeki çöküşün derin bir siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz yarattığını ve bunların sonucunda da vatandaşın devlete olan güveninin sarsıldığına dikkat çekti.

İncirli, ne yapılması gerektiğiyle ilgili kayıt dışılıkla mücadele ve nüfus sayımının önemini vurgulayarak orta vadeli planlama ve KKTC-TC Mali ve İktisadi İşbirliği Protokollerinin daha etkin yönetilmesi gerektiğini söyledi. İncirli, “Orta Vadeli Program (OVP) zeminin güncellenmesi, ortak siyasi irade öncesinde KKTC teknik heyetinin katılımı ve yerel unsurlara dayalı çalışmalarına özel bir önem atfediyoruz” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.
CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli’nin sunumun ardından soru cevap kısmına geçildi. İncirli, katılımcıların sorularını özenle cevaplayarak teşekkürlerini sundu ve konferans tamamlandı.

Continue Reading

GÜNDEM

Sağlıkta 2025’te 1,6 milyon muayene, 32 bin müdahale

Published

on

Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek, basınla buluşmasında 2025 yılı boyunca 1 milyon 647 bin 858 muayene yapıldığını, hastanelerde 32 bin 628 ameliyat ve müdahalenin gerçekleştirildiğini açıkladı. Dinçyürek, robotik tedaviler ve yapay zekanın sağlıkta kullanımına da başlandığına vurgu yaptı.

Sağlık Bakanlığı, yürüttüğü yatırımlar ve hizmetlerle sağlık altyapısını adım adım yeniden şekillendiriyor. Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek, bakanlığın icraatlarını basınla bir araya geldiği toplantıda kamuoyuyla paylaştı.

Dinçyürek’in açıklamalarına göre, Lefkoşa’daki hastane binasının 2027 yılının sonunda tamamlanması hedeflenirken, Girne’deki hastane binası inşaat sürecini tamamladı. Girne’de şu anda cihazların yerleştirilmesi aşamasına gelindi. İhale sürecinin devam ettiğini belirten Dinçyürek, bir ay içerisinde cihazların gelmesi ve hastanenin açılmasının hedeflendiğini söyledi. Dört ilçede eş zamanlı olarak hastane projelerinin sürdüğünü ifade eden Dinçyürek, tüm bu süreçlerde yoğun bir çalışma yürütüldüğünü vurguladı.

Müteahhit tarafından 15 Kasım için taahhüt verilen projelerde, sonrasında ortaya çıkan ek işler nedeniyle bazı gecikmeler yaşandığını dile getiren Dinçyürek, Güzelyurt Hastanesi’nin de bu süreçte tamamlanmasının planlandığını aktardı. Pamuklu Hastanesi için ise turizm yatırım alanının yanında yer alan binanın 2026 yılı sonunda bitirilmesinin hedeflendiğini kaydetti.

Sağlık alanındaki teknolojik gelişmelere de değinen Dinçyürek, yapay kalp ameliyatlarının ülkede başarıyla gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu ameliyatlar sayesinde 22 yaşındaki bir gencin hayata tutunduğunu belirten Dinçyürek, ileri tıp uygulamalarının kamu hastanelerinde uygulanabilir hale geldiğine dikkat çekti.

İnsan kaynağına yönelik planlamalar hakkında da bilgi veren Dinçyürek, hâlihazırda zorunlu eğitimde bulunan 200 genç uzman hekimin eğitimlerini tamamladıktan sonra ülkelerine dönerek sağlık sistemine kazandırılacağını söyledi.

Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesinin öncelikler arasında yer aldığını vurgulayan Dinçyürek, Maraş, Lapta ve Değirmenlik sağlık ocaklarının hizmete açıldığını hatırlattı. “Dünyada bütün hastanelerin üçüncü basamak olduğu bir örnek yoktur” diyen Dinçyürek, temel sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının önemine işaret etti.

Acil sağlık hizmetlerine yönelik yatırımlar kapsamında tam donanımlı 16 yeni ambulansın hizmete alındığını, dört ambulansın daha alınacağını açıklayan Dinçyürek, acil müdahale kapasitesinin güçlendirildiğini belirtti.

Basın toplantısında paylaşılan verilere göre, 2025 yılı içerisinde Sağlık Bakanlığı bünyesinde yapılan muayene sayısı 1 milyon 647 bin 858 olarak kayıtlara geçti. Yataklı Tedavi Kurumları Dairesi’ne bağlı hastanelerde aynı yıl içerisinde gerçekleştirilen ameliyat ve müdahale sayısı ise 32 bin 628 oldu.

Aynı dönemde Dipkarpaz, Yenierenköy, Mehmetçik, Geçitkale, Vadili, Serdarlı, İnönü, Güzelyurt, Beyarmudu, Akdoğan ve Tatlısu sağlık merkezleri ile Esentepe, Karaağaç, Gaziköy, Dörtyol ve Lefke sağlık odalarında tamir, tadilat veya yeni yapım çalışmaları gerçekleştirildi.

Teknolojik yatırımlar kapsamında zor entübasyon setleri hizmete alınırken, robotik tedaviler ve yapay zekânın sağlıkta kullanımı da hayata geçirildi. Bakan Dinçyürek, altyapıdan insan gücüne, teknolojiden acil sağlık hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede yürütülen çalışmalarla sağlık sisteminin güçlendirilmeye devam ettiğini vurguladı.

Continue Reading