Connect with us

GÜNDEM

Devlet Bahçeli: Türkiye, Kıbrıs Türkünün hakkını başkalarının insafına terk etmeyecektir!

Published

on

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Kıbrıs’ın Türkiye’nin güvenlik ve stratejik çıkarları açısından kritik önemde olduğunu belirtti. Bahçeli, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin demografik yapısı ve egemenlik haklarının millî mesele olduğunu vurgulayarak Türkiye’nin Kıbrıs Türklerinin haklarını koruyacağını ifade etti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasında Kıbrıs ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine geniş yer ayıran Bahçeli, Meclis çatısı altında ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ kurulmasını önerdi. Kıbrıs meselesine de değinen Bahçeli, Kıbrıs’ın yalnızca diplomatik bir başlık olmadığını, Türkiye’nin güvenlik derinliği ve stratejik çıkarları açısından önem taşıdığını ifade etti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin demografik yapısı, mülkiyet düzeni ve ekonomik bağımsızlığının millî mesele olarak görülmesi gerektiğini belirten Bahçeli, Kıbrıs Türklerinin haklarının korunacağını dile getirdi.

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin konuşmasının Kıbrıs ile ilgili bölümünün tamamı şu şekilde:

“Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Türk dünyası, Afrika ve Avrupa arasında temas kurabilen bir merkez ülkedir. Aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen, farklı masalarda bulunabilen, farklı coğrafyalarla konuşabilen nadir devletlerden biridir. Türkiye kendi hikâyesini politik söylemlerle yazmaz. Üretimle, diplomasiyle, savunma kabiliyetiyle, enerji hamleleriyle, lojistik ağlarıyla, toplumsal dayanışmasıyla ve millet disipliniyle yazar. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın idraki, 2053’ün ufku ve 2071’in kavrayışı ancak böyle bir bakış açısıyla gerçeklik kazanır.

Türkiye’nin dış politika anlayışı barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahiptir. Tarihî tecrübemiz, coğrafi konumumuz ve devlet duruşumuz bunu gerektirir. Türkiye savaşların yayılmasını, krizlerin derinleşmesini, toplumların yerinden edilmesini, şehirlerin yıkılmasını ve bölgemizin kalıcı istikrarsızlık alanına dönüşmesini istemez. Diplomasi kanallarını açık tutar, ara buluculuk imkânlarını değerlendirir, tarafların konuşabileceği zeminleri destekler, gerilimin düşürülmesi için yapıcı rol üstlenir. Ancak barıştan yana durmak edilgenlik anlamı taşımaz. Diplomasiye önem vermek başkalarının hesabına eklemlenmek manasına gelmez. Ara buluculuk, herhangi bir küresel veya bölgesel projenin azası hâline gelmek şeklinde yorumlanamaz. Türkiye kendi dış politikasını kendi millî çıkarları, kendi güvenlik öncelikleri ve kendi stratejik çizgisi çerçevesinde yürütür.

Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız. Hiçbir ülkenin güvenlik kaygısının Türkiye karşıtı bir mevziye dönüşmesine izin vermeyiz. Hiçbir ittifakın veya diplomatik girişimin Türkiye’nin meşru haklarını aşındırmasına rıza göstermeyiz. Türkiye masaya kendi aklıyla oturur; kendi güvenliğini, kendi hukukunu ve kendi menfaatini göz ardı ederek görüntü siyaseti yapmaz. Barış siyaseti yalnız iyi niyetle yürütülemez. Güç, hazırlık, caydırıcılık ve sağlam iç cephe ister. Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar. Ekonomisi dirençsiz olanın diplomatik hareket alanı daralır. İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır. Türkiye’nin barış dili, güçlü devlet kapasitesiyle birlikte düşünülmelidir.

“TÜRKİYE’NİN BARIŞTAN YANA DURUŞU, KIBRIS’TA ALEYHİMİZE GELİŞEN OLDUBİTTİLERE SESSİZ KALACAĞI ANLAMINA GELMEZ’

Türkiye’nin barıştan yana duruşu, Doğu Akdeniz’de, Ege’de ve Kıbrıs’ta aleyhimize gelişen oldubittilere sessiz kalacağı anlamına gelmez.

‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ mefkuresinin şekillendirdiği dış politikamız gereği Türkiye gerilim arayan bir ülke olmamıştır; fakat haklarını, güvenlik alanını, deniz yetki sahalarını, Kıbrıs Türkünün varlık hakkını ve Ege’deki denge hukukunu yok sayan her adım karşısında kararlı bir Türkiye bulur.

‘DOĞU AKDENİZ’DE KURULMAYA ÇALIŞILAN GÜVENLİK VE ENERJİ MERKEZLİ TEMASLAR DİKKATLE TAKİP EDİLMELİDİR’

Fransa’nın, Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ve İsrail’in Doğu Akdeniz’de kurmaya çalıştığı güvenlik ve enerji merkezli temaslar dikkatle takip edilmelidir. Her devlet kendi dış politikasını yürütür, kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye’yi çevreleme, Kıbrıs Türkünü sıkıştırma, Ege’de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye rağmen fiilî durum üretme amacına yönelmesi hâlinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez.

Fransa’nın bölgeye tarihî komplekslerle, sömürgecilik döneminden kalma alışkanlıklarla ve anakronik güç tasavvurlarıyla bakması istikrar üretmez. Sayın Macron’un siyasi ölçeğini aşan Napolyonculuk hevesine kapılması, dost ve hatta çoğu zaman müttefik olan Türk ve Fransız milletleri arasındaki yüzyıllara sâri kadim ilişkilere fayda sağlamaz. Fransa, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı dar hesapların aparatı hâline gelirse bundan bölge barışı, Avrupa güvenliği ve Fransa’nın itibarı zarar görür.

‘GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ’NİN ADANIN TAMAMI ADINA KONUŞMA ALIŞKANLIĞI MEŞRUİYET ÜRETMEZ’

Şu hususun altını ehemmiyetle çiziyorum: Yunanistan’ın maksimalist taleplerle hareket etmesi hukuk üretmez. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın tamamı adına konuşma alışkanlığı meşruiyet üretmez.

İsrail’in kendi güvenlik endişelerini Türkiye karşıtı bölgesel bir düşmanlığa dönüştürme arayışı kalıcı barış üretmez. Bölgeyi dar hesaplara göre yönlendirmeye çalışanlar, yalnız kendileri için değil, bütün bölge için yeni risk kapıları açarlar.

‘KIBRIS MESELESİ, BU ÇERÇEVEDE AYRICA DEĞERLENDİRİLMELİDİR; KIBRIS YALNIZ MÜZAKERE BAŞLIĞI VEYA DİPLOMASI DOSYASI SAYILMAZ’

Kıbrıs meselesi de bu çerçevede ayrıca değerlendirilmelidir. Kıbrıs yalnız müzakere başlığı veya diplomasi dosyası sayılamaz. Kıbrıs; Türkiye’nin güvenlik derinliği, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları, Kıbrıs Türkünün varlık hakkı ve Türk milletinin stratejik hafızasıdır. Kıbrıs’ta toprak alım satımı, yabancı mülkiyeti, stratejik bölgelerde taşınmaz yoğunlaşması ve ekonomik nüfuz üretme girişimleri sıradan ticari işlem gibi görülemez.

Toprak yalnız tapu kaydı sayılamaz; kimi zaman egemenlik hakkının belgesi, kimi zaman güvenlik teminatı, kimi zaman gelecek nesillerin hakkıdır.

‘BAŞTA KKTC’NİN YÖNETİCİLERİ OLMAK ÜZERE BÜTÜN SOYDAŞ VE KANDAŞLARIMIZ BU KONUDA TARİHİ HAFIZANIN GEREKTİRDİĞİ BİLİNÇ VE SORUMLULUKLA HAREKET ETMELİDİR’

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin demografik dengesi, mülkiyet yapısı, ekonomik bağımsızlığı ve güvenlik hassasiyetleri millî mesele olarak görülmelidir. Türkiye, Kıbrıs Türkünün hakkını başkalarının insafına terk etmeyecektir. Başta KKTC’nin yöneticileri olmak üzere bütün soydaşlarımız ve kandaşlarımız bu konuda tarihî hafızanın gerektirdiği bilinç ve sorumlulukla hareket etmelidir.

Adada hâlâ AB romantizmiyle oyalananlar, gözlerini Doğu Akdeniz’in doğu kıyılarına çevirmeli; Filistin’de ve Lübnan’da yaşananları ibretle okumalıdır. Devletsizliğin, sahipsizliğin ve garantisizliğin bir halka nelere mal olduğunu göreceklerdir. Kıbrıs Türkünün güvenliği, toprağı, egemenliği ve geleceği hiçbir hayale, hiçbir dış telkine, hiçbir diplomatik seraba emanet edilemez.

Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlık hakkını koruyacak; Doğu Akdeniz’deki meşru çıkarlarını başkalarının onayına bağlamayacak; Ege’deki denge hukukunun aşındırılmasına müsaade etmeyecektir”

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNDEM

Cenevre’de “Kıbrıs” konulu konferans düzenlendi

Published

on

Türkiye’nin Cenevre Başkonsolosluğunun ev sahipliğinde “Kıbrıs” konulu konferans düzenlendi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cenevre Temsilcisi Kemal Köprülü, Cenevre Başkonsolosluğunca düzenlenen konferansta “Kıbrıs” meselesine dair değerlendirmelerde bulundu.

Konferansın açılışında konuşan Türkiye’nin Cenevre Başkonsolosu Salih Boğaç Güldere, Kıbrıs meselesinin Türk milleti için milli bir dava olduğunu belirtti.

Güldere, katılımcıların konferans sonrasında Kıbrıs meselesine dair birçok detaya vakıf olacağını söyleyerek, Köprülü’nün Kıbrıs konusunu anlatacak en önemli isimlerden biri olduğunu da söyledi.

-Köprülü

KKTC Cenevre Temsilcisi Köprülü ise kapsamlı bir sunum yaparak, Kıbrıs Adası’nın tarihi önemine işaret etti ve Kıbrıs Türkünün Ada’nın uzun yıllara dayanan geçmişi olduğunu aktardı.

Uzun yıllar Osmanlı’nın hükmettiği Ada’nın 1878’de İngiltere’ye kiralandığını hatırlatan Köprülü, Ada’nın daha sonra İngilizler tarafından ilhak edildiğini, 1960’ta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğunu anımsattı.

Köprülü, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1963’te Kıbrıslı Rumların, Türkleri devlet kurumlarından dışlaması ve Kıbrıs Türkünü yok etmek amacıyla silahlı saldırılar başlatması sonucu bozulduğunun altını çizerek, “Kıbrıs Türkleri 1963’ten 1974’e kadar Rumların acımasız saldırılarına maruz kaldı. Birçok Kıbrıs Türkü katledildi, evlerini terk etmek zorunda kaldı ve insanlık dışı koşullarda yaşamak zorunda kaldı. Türkiye’nin 1974’te garantör ülke sıfatıyla Kıbrıs Türkünü kurtarmak amacıyla gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı ile bu zulüm son buldu.” dedi.

Harekat sonrasında Kıbrıs’a barışın hakim olduğuna işaret eden Köprülü, uzun yıllar federasyon temelinde yapılan müzakerelerin Rum kesiminin uzlaşmaz tavrı nedeniyle başarıya ulaşamadığını söyledi.

Köprülü, son olarak 2017 yılında İsviçre’nin Crans Montana kasabasında yapılan müzakerelerin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin devam eden uzlaşmaz tavrı yüzünden çöktüğünü anlattı.

Daha sonra Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in “yeni fikirlerle” gelme çağrısında bulunduğunu hatırlatan Köprülü, anavatan Türkiye’nin de desteğiyle Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde bir anlaşma önerisi ortaya koyduğunu, Kıbrıs Rum kesiminin buna yanıt vermeyerek, maksimalist ve vadesi dolmuş taleplerini sürdürdüğünü kaydetti.

– “Kıbrıs Türk halkı her zaman Türkiye’nin sonsuz desteğiyle bugünlere geldi”

Mevcut durumda resmi müzakerelere başlamak için taraflar arasında ortak zeminin bulunmadığının altını çizen Köprülü, Kıbrıs Rum tarafının Ada’da bir anlaşmaya niyeti olmadığını ifade etti.

Köprülü, “Kıbrıs Türk halkı her zaman Türkiye’nin sonsuz desteğiyle bugünlere geldi.” dedi.

Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının, KKTC’ye yönelik haksız ambargoların son bulması ve Kıbrıs Türk halkının uluslararası arenada hak ettiği yeri alması için faaliyetlerine devam ettiğini vurgulayan Köprülü, Kıbrıs Türklerinin anavatan Türkiye’nin de desteğiyle hak ettiği yerlere geleceğinden şüphe duymadıklarına değindi.

Köprülü, 2004’te yapılan Annan Planı referandumunda da Kıbrıs Rum tarafının çözüm planını büyük çoğunlukla reddettiğini detaylarıyla anlattı.

Konferansa, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde Daimi Temsilci Büyükelçi Hakan Çakıl ve Cenevre’deki Türk toplumundan davetliler katıldı.

Continue Reading

GÜNDEM

Güney Kıbrıs’ta iki mandırada daha şap tespit edildi!

Published

on

Şap hastalığı ile mücadele eden Güney Kıbrıs’ta hastalık tespit edilen mandıra sayısı 110’dan 112’ye yükseldi.

Şap önlemleri sebebiyle küçükbaş hayvan sütü üretiminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 düşüş yaşanmasına rağmen hellim ihracının normal şekilde devam ettiği bildirildi.

Politis ve diğer gazeteler, dün “Kokkinotrimithia”daki (Kırmızıköyler) 34 baş küçükbaş hayvan ve “Paliometoho”daki 160 sığır beslenen iki mandırada şap saptandığını belirtti. Her iki mandıranın da, batı Lefkoşa’da AB’nin sıkı önlem talimatlarının uygulandığı karantina-önlem bölgesi ilan edilen bölgede yer aldığı kaydedildi.

Gazete “Köfünye”deki (Geçitkale) bir mandırada şap taraması yapan Kıbrıs Rum Veteriner Dairesi mensuplarından birinin, 43 yaşındaki bir besicinin saldırısına uğradığını yazdı.

Habere göre, psikolojisi bozulan besici, tarama işleminin sonuna doğru VeterinerDairesi yetkilisinin bacağına tekme attı, şikayet üzerine polis tarafından tutuklandı.

Gazeteye göre, bugüne kadar şap hastalığı sebebiyle 89 bin 900 küçükbaş, 2 bin 247 büyükbaş hayvan ile 21 bin 500 domuz itlaf edildi. Bu rakam, toplam erişkin küçükbaş hayvan popülasyonunun yüzde 10’una, büyükbaş hayvan popülasyonunun yüzde 3’üne ve domuz popülasyonunun yüzde 8’ine denk geliyor.

Küçükbaş yayvan popülasyonunda ve küçükbaş hayvan sütü üretiminde geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 10 azalma olduğunu açıklayan Kıbrıs Rum Tarım Bakanlığı Genel Müdürü Andreas Grigoriu, yüzde 3’ü itlaf edilen inek sütü üretiminin düşmediğini belirtti.

Menşe ismi korumalı ürün hellim konusunda hedeflerinin bu ürünü ve ihracatını korumak olduğunu söyleyen Grigoriu, “Hellim olarak isimlendirilen ürün sadece Kıbrıs’ta üretilir. Hellim üretim değerinin günlük 1 milyon eurodur. İhracat normal şekilde devam ediyor, virüsten etkilenmedi.” dedi.

Continue Reading

GÜNDEM

Burak Maviş: Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın ortaya koyduğu çabayı olumlu değerlendiriyoruz

Published

on

KTÖS Genel Sekreteri Burak Maviş, Türkiye’ye giriş yasaklarının kaldırılmasına yönelik adımları ve Erhürman-Hristodulidis görüşmesinde sağlanan ilerlemeleri olumlu değerlendirdiklerini açıkladı.

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, Türkiye’ye giriş yasakları ve liderler görüşmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Maviş, Kıbrıs’ta diyalog ve temasın yeniden güçlenmesi adına önemli gelişmeler yaşandığını belirtti.

 

Sayın Ersin Tatar’ın görevde bulunduğu beş yıllık dönemde, Kıbrıslı Türk aydınlara yönelik sistemli bir baskı aracına dönüşen Türkiye’ye giriş yasakları konusunda olumlu adımlar atıldığını ifade eden Maviş, 15’ten fazla Kıbrıslı Türk hakkındaki tahditlerin kaldırılmasının ifade özgürlüğü, demokratik haklar ve toplumsal ilişkiler açısından önemli ve umut verici bir gelişme olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın süreçte ortaya koyduğu çabayı olumlu değerlendirdiklerini kaydeden Maviş, Erhürman ile Rum Lider Nikos Hristodulidis arasında gerçekleştirilen görüşmede sivil toplum, ibadet özgürlüğü, sağlık, ekonomi ve ticaret alanlarında atılan ortak adımların iki toplum arasında güvenin ve iş birliğinin geliştirilmesi açısından önemli olduğunu belirtti.

“Kıbrıs’ın ihtiyaç duyduğu şey; gerilim değil diyalogun, yasaklar değil temasın, ayrışma değil ortak geleceğin güçlenmesidir” diyen Maviş, sendikanın çözüm sürecine sivil toplumun katılımı konusunda sorumluluk almaya ve katkı koymaya devam edeceğini ifade etti.

Continue Reading