Connect with us

GÜNDEM

Özdemir Berova: 2027 yılında bütçe açığı kapatılarak denk bütçeye ulaşılması hedeflenmektedir

Published

on

Maliye Bakanı Özdemir Berova, 2025 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçe Yasa Tasarısı hakkında sunuş konuşması yaptı. Berova konuşmasında, “2027 yılında bütçe açığı kapatılarak denk bütçeye ulaşılması hedeflenmektedir” ifadelerini kullandı.

Maliye Bakanı Özdemir Berova, 2025 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçe Yasa Tasarısı hakkında Cumhuriyet Meclisi Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi’nde sunuş konuşması yaptı.

Maliye Bakanı Berova, KKTC ekonomisinde yaşanan daralmayı tolere etmek için 2024 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçesi hazırlanırken gelir artırıcı ve gider azaltıcı ekonomik tedbirler ortaya konulduğunu ve bu doğrultuda hareket edildiğini ifade ederek, “Hükümetimizin, gelir artırıcı önlemleri yürürlüğe geçirmesi ve bu çalışmaların devamı halinde 2025 mali yılının bütçe açığı ile tamamlanması, 2026 mali yılından itibaren ise bütçe açığının kademeli olarak azaltılması ve 2027 yılında bütçe açığının kapatılarak denk bütçeye ulaşması hedeflenmektedir” dedi.

Berova, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 2025 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçesi’nin ülkeye hayırlı olmasını dileyerek, öncelikle bütçe hazırlıklarında katkı koyan Maliye Bakanlığı ve diğer bakanlıklar ile bağımsız dairelerin çalışanlarına, her bütçe döneminde olduğu gibi yoğun bir tempoda yürütülecek bütçe maratonunda katkı koyacak Meclis çalışanları ile komite başkan ve üyelerine ayrıca basın ve yayın çalışanlarına teşekkür etti.

Sürdürülecek yoğun çalışmalar sırasında gerçekleştirilecek tüm değerlendirme, eleştiri ve katkılarınızdan yararlanacaklarını ifade eden Berova, etkinlik, verimlilik ve katma değerin artırılması çerçevesinde kaynak tahsislerinin düzenlenmesi, etkin kamu mali yönetiminin sağlanabilmesi, kamu idarelerinin bu yeni dönemde karar verme süreçleri güçlendirilerek mali saydamlık ve hesap verebilirliğinin artırılması, ekonomide istikrarın ve sürdürülebilirliğin temini, kamu ve özel kesim yatırımlarının, nitelikli büyümenin ve istihdamın desteklenmesi, toplumsal refahın artışı ve adil paylaşımı 2025 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçesi’nde öncelikli amaçlar olarak ortaya konulduğunu kaydetti.

Deprem vergileri kaynağı üzerinden haksız eleştiriler yapıldığını, ancak etkin ve şeffaf şekilde bu kaynağın kullanıldığını ifade eden Berova, bu konuda etkin ve özverili çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına yönelik amaç ve hedefleri gerçekleştirmek üzere mali kaynakların stratejik önceliklere göre etkin, etkili ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasının büyük önem arz ettiğine işaret eden Berova, şöyle devam etti:

“Bu çerçevede, Bakanlığımızca 41/2019 Sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Yasası çerçevesinde 2025 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçe Yasa Tasarısı hazırlanmıştır.

41/2019 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Yasası, 1 Ocak 2022 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 30 Ekim 2023 tarihinde yapılan değişiklik ile 2024 – 2026 yıllarını kapsayan dönem için Merkezi Devlet Yönetimi Bütçe Yasa Tasarısı ilk kez hazırlanıp bu yıl ikincisi tamamlanmıştır.

Dünya ekonomisi, ardı sıra yaşanan krizler nedeniyle zorlu bir süreçten geçmekte ve bu krizlerin yansımalı etkileri ekonomik travmalara sebep olmaktadır. Sözkonusu ekonomik travmalar, tüm dünyada yeni bir sosyo ekonomik gelişim ve yapılanma süreci başlatarak icraat sürecinin yaşanmasına sebep olmuştur. Ülkemiz jeopolitik, jeostratejik ve siyasi konumu nedeniyle, dünyada yaşanan hertürlü krizin etkilerini fazlasıyla hissetmekte ve yeniden yapılanma süreci daha uzun ve daha meşakkatli olabilmektedir.

2024 yılının bütçe tahminleri hazırlanırken hedef konan gelir artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi ve gelir kalemlerinde yapılan analizlerle tüfe oranı dışında gerçekleşme tahminleri ortaya konmuştur. Bu doğrultuda aylık gerçekleşme oranları ile tahmin oranları karşılaştırılarak ilgili gelir kalemlerinde artış ve azalışın aylık olarak değerlendirilmesi ve sebeplerinin ortaya çıkarılması yapılmıştır. Bu çalışmalar sonunda bazı gelir kalemlerinde yıl sonu hedeflerine ulaşılacağı görülürken bazı gelir kalemlerinde öngörülen artışlara ulaşabilmek adına yeni düzenlemelere ihtiyaç duyularak çalışmalar başlatılmıştır.

2025 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısında karşı karşıya olduğumuz acil sıkıntıların üstesinden gelinmesi ve toplumumuz için elzem olan önceliklerin belirlenerek, eğitim, sağlık, bayındırlık ve ulaştırma gibi sektörler kadar, iklim değişiklikleri, kuraklık, gıda sorunu diğer hizmet kurumlarımızda da altyapının geliştirilmesi ve yatırımın artırılarak desteklenmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda çalışmalar yapılması, gıda üretiminin artırılması, çiftçilik ve hayvancılık sektörlerinin desteklenmesi gerekmektedir. 2024 Mali Yılı Bütçesinde Doğrudan Gelir desteği (DGD)’ne artış verilmiş ve 2025 Mali Yılı Bütçesi hazırlanırken de sözkonusu hedef dikkate alınmıştır.

KKTC Ekonomisinde en önemli gelir kaynaklarımızdan turizm gelirleri, dünya genelinde ardarda yaşanan ekonomik krizlerden etkilenmiş olup, 2024 yılında toparlanma sürecine girmiştir. 2024 yılında Ocak -Temmuz dönemi verileri dikkate alınarak turistik konaklama tesislerinde önceki yıla göre artış olduğu tesbit edilmiştir. Bu veriler ışığında 2025 yılı turizm gelirlerinin doğrudan ve dolaylı olarak etkili olduğu gelir kalemlerinde artış oranı ve gelir kalemlerine yansımaları dikkate alınarak öngörüler yapılmış ve hedefler konularak çalışmalar başlatılmıştır. Kısa vadeli turistik konaklama işlemlerinin kayıt dışı olması nedeniyle kayıt altına alınmasını sağlamak ve beyan verilmesini kolaylaştırmak amacıyla otomasyon sistemi üzerinden pul vergisinin ödenmesi ile bir ayda yapılan kısa vadeli kiralama hizmetlerinin aylık beyannamede gösterilebilmesi için, mevzuat ve teknik çalışmaların 2025 yılında tamamlanması hedeflenmektedir.

KKTC ekonomisinde yaşanan daralmayı tolere etmek için 2024 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçesi hazırlanırken gelir artırıcı ve gider azaltıcı ekonomik tedbirler ortaya konulmuş ve bu doğrultuda hareket edilmiştir. Hükümetimizin, gelir artırıcı önlemleri yürürlüğe geçirmesi ve bu çalışmaların devamı halinde 2025 mali yılının bütçe açığı ile tamamlanması, 2026 mali yılından itibaren ise bütçe açığının kademeli olarak azaltılması ve 2027 yılında bütçe açığının kapatılarak denk bütçeye ulaşması hedeflenmektedir.

Orta vadeli mali plan hazırlanırken makro ekonomik politikaları belirlemek ve temel ekonomik büyüklükleri, gelir gider tahminlerini, bütçe dengesini ve borçlanma durumunu ele alarak hazırlanmıştır. Bu kapsamda ekonomik istikrarı sağlamak ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemek için belirlenen politikalar ve reformlar önümüzdeki üç yıllık dönemde ekonomimizin yol haritasını oluşturacaktır.”

HP ÖDEMESİ 2025’DE 2 DEFA OLACAK 

Hükümetin hayat pahalılığı ödemlerini de bu yıl insanların refah seviyelerini koruyarak 3 kez yaptığını, ancak 2025 yılında bunun 2 kez yapılacağını ifade eden Berova, ancak refahın korunması çalışmalarının süreceğini kaydetti.

Maliye Bakanı Berova, Türkiye Cumhuriyeti’nde enflasyon olarak geçiş döneminin tamamlandığını, dezenflasyon döneminin başladığını ifade ederek, 2024 yılının yarısından itibaren birikimli Tüfe artış oranının bir önceki yılın ayni dönemine göre gerilemeye başladığını ve yıl sonu itibarıyla önceki yıl oranları altında olacağı gerçeğinin ortaya çıktığına dikkat çekti.

Bu durumun dezenflasyon sürecinin etkili olmaya başladığını, bu veriler ışığında ekonomi politikalarının etkisi ve finansal istikrarı sağlamak amacıyla atılan adımların başarılı olduğunu ifade eden Berova, şöyle devam etti:

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi ile direk bağlantılı olması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyetinde yaşanan bu enflasyonist süreçten dezenflasyon sürecinin başlamasına geçilmesi KKTC ekonomisine olumlu yansıyacaktır.

2025-2027 dönemi için hazırlanan orta vadeli mali planda, enflasyonun kademeli olarak düşürülmesi, ekonomik büyüme potansiyelinin dezenflasyon süreci ile uyumlu şekilde yükseltilmesi, yapısal reformlarla verimliliğe dayalı yatırım, istihdam, üretim ve ihracatın artırılması, sağlanacak refah artışı ile gelirin toplumumuzun tüm kesimlerine daha adil şekilde dağıtılmasıdır. Bu hedefler doğrultusunda maliye politikaları ile özellikle gelir politikalarının güçlü bir şekilde uygulanması sağlanacaktır.

Kamu mali reformları kamu harcamalarında etkinliğin artırılması, bütçe disiplinin sağlanması ve kamu borcunun yönetilebilir seviyelere çekilmesi gibi adımları içermektedir. Bu, kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini artırarak uzun vadede ekonomik istikrar sağlayacaktır.

Dijital ekonomiye geçişe yönelik teknolojik dönüşüm için sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda dijitalleşmenin yaygınlaştırılmasını sağlamak hedeflenmektedir. Bu adımlar ekonomik verimliliği artırırken, kayıtdışılığın azaltılması kritik bir reform olarak gerçekleştirilebilecektir. Kayıt dışı ekonomi ile mücadele ederek, haksız rekabeti engellemeyi, vergi tabanını genişletmeyi, vergi adaletini sağlamayı ve kamu gelirlerini artırmayı amaçlıyoruz. Bu temel politika alanları KKTC’nin sürdürülebilir büyüme ve kalkınma hedeflerine ulaşması için gerekli olan yapısal değişiklikleri hayata geçirecek ve ekonomide uzun vadeli istikrarı sağlayabilecektir.”

“BİR PLAN, ÇİZELGE, YOL HARİTASI..”

Maliye Bakanı Özdemir Berova, bütçenin; “bir plan, çizelge, yol haritası” olduğunu ifade ederek, devlet bütçesinin ise, kamu gelir ve giderlerinin, yasama organı tarafından onaylanarak, hükûmet tarafından yürütülüp uygulanmasına izin veren bir yasa, bir hukuki belge olduğuna vurgu yaptı.

Bir başka deyişle kamu kaynaklarının toplanması ve harcamaların yapılması için hükûmetin, ulusal egemenliği temsil eden Meclisten aldığı bir yetki olduğuna işaret eden Berova, bu bağlamda toplum ile siyasi iktidar arasında kaynakların kullanımı konusunda yapılan bir sözleşme olarak da görülebileceğine işaret etti.

Aynı zamanda Devlet Bütçesinin mali, ekonomik, siyasi ve hukuki sonuçlar yaratacağına işaret eden Berova, şunları kaydetti:

“Bu nedenle bütçenin iyi planlanması ve dikkatli kullanılması önem arzetmektedir. Elbette ki ihtiyaç ve talepler her zaman olduğu gibi yüksektir. Özellikle taleplerdeki yükseklik ülkemizin kaynak ve olanaklarının göz önüne alınması yanında daha başarılı olma, daha iyi hizmet yaratma, insanlarımıza daha iyi olanak sağlama yönündedir. Ancak bizlerin de görevi ülke kaynaklarının olanaklar nispetinde öncelikli ihtiyaçlar çerçevesinde etkin olarak dağılımını sağlamaktır.

Bu hedefle, geçmiş veri ve bilgileri de kullanarak gelecek tahmin ve programlarına uygun olarak ihtiyaçların karşılanması yönünde etkin dağılımın en iyi şekilde yapıldığı inancı ile hazırlanan 2025 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçe Yasa Tasarısı onayınıza sunulmuştur.”

Maliye Bakanı Berova, şeffaf ve hesap verilebilir şekilde tüm sorulara cevap vermeye hazır olduklarını da belirterek, bütçenin hayırlı olmasını temenni etti.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNDEM

Erhürman “Eşit egemenlikten asla vazgeçmeyiz”

Published

on

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya’da Antalya Diploması Forumu’ndaki Talks Paneli’nde konuştu. Etkinlik yoğun katılımla gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a yoğun ilgi gösterildi. Erhürman etkinlikte yaptığı konuşma sonrası ayakta alkışladı.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya’da Antalya Diploması Forumu’ndaki Talks Paneli’nde yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:

“Siyasetin içinden geldim. Cumhurbaşkanlığı bağımsız ve tarafsız bir makam. Dolayısıyla şu anda kendimi güncel siyasetin içinde tanımlamıyorum. Ama güncel siyasetin cilvelerini de bilmeyenlerden değilim. Gerek Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında gerek seçimin bitmesinden ve sonuçlarının açıklanmasından sonra yaptığım açıklamalarda hep şunu söyledim; Bugüne kadar Kıbrıs’ta bütün Cumhurbaşkanları, bütün liderler Kıbrıs sorununu ve Kıbrıs’ın dış politikasını elbette Türkiye Cumhuriyeti’yle yakın istişare ve koordinasyon içerisinde yürüttüler. Ben de bunu bu şekilde yürütecek olan liderlerden biriyim dedim.
Ve altı aylık süre içerisinde de zaten bu böyle oldu. Birbirimizi daha da yakından tanıyacağımızdan eminim. şüphe olarak dile getirilen şeylerin hiçbirinin gerçekle bağdaşmadığını bir genelleme olarak söyleyeyim.

Kıbrıs sorunuyla ilgili soru üzerine Cumhurbaşkanı Erhürman,

“Az önce kendimi anlatırken söylediğim gibi ben bir hukukçuyum. Ömrümün de önemli bir kısmını hukukla uğraşarak ve hukukla ilgili dersler vererek geçirdim. Hukukta kavramlar çok önemlidir. Ama kavramlardan daha önemli bir şey vardır. Bütün hukukçular bunu bilir. O hukuki niteliktir.Yani içerik meselesidir. Hatta bizde şöyle bir şey vardır. Yapılan bir sözleşme varsa onun hukuki niteliğine mahkeme karar verir. Siz adını ne koyarsanız koyun, onun hukuki niteliği hukuken belirlenir, içeriğine bakarak belirlenir. Dolayısıyla ben göreve gelmeden önce de bunu söyledim, göreve geldikten sonra da bunu izledim. Şu anda Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığımız görüşme sürecinde de hep aynı şeyi söylüyorum. Kıbrıs Türk halkı bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biridir. Kimsenin değiştiremeyeceği bir hukuki statüdür bu. Ve bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olarak Kıbrıs Türk halkının aynen Kıbrıs Rum halkı gibi egemenlik hakları vardır.

Kıbrıslı Rumlar hangi konularda egemenlik hakkı iddia edebiliyorlarsa aynı konularda Kıbrıs Türk halkının da egemenlik hakları vardır. Ve bunlar eşit egemenlik haklarıdır. Dolayısıyla benim şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak ve ondan önceki siyasi hayatımda asla kabul edemeyeceğim şey şudur; Kıbrıslı Türkleri hiç kimse bu adada yok sayamaz. Hiç kimse Kıbrıslı Türkler yokmuş gibi karar üretemez, uluslararası ilişki kuramaz, uluslararası anlaşma imzalayamaz. Benim iddiam çok net. Adada hidrokarbonlar meselesi var. Enerji, bugün uluslararası ilişkilerin en temel meselelerinden biridir. Enerjiyle ilgili bir mesele varsa güvenlik gene en temel meselelerden biridir. Böyle bir mesele varsa deniz yetki alanları meselesi varsa bu alanlarda Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıslı Türklerin iradesi olmaksızın anlaşma imzalama ve uluslararası ittifaka girme hakkına sahip değildir. Bunu nereden hareketle söylüyorum? Bunu böyle bir siyasi argüman olarak ortaya koymuyorum. Bu tabii ki bir siyasi argümandır ama hukuki temelleri vardır.
Düşünün ki 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda dahi adadaki güvenlikle ilgili bir karar alınacağında bizim sadece Cumhurbaşkan Muavinimiz, rahmetli doktor Fazıl Küçük’ün veto hakkı vardı. Yani orada Kıbrıs Rumlar Bakanlar Kurulu’nda çoğunlukta da olsa sayısal anlamda, başkanlık Kıbrıs Rumlarda da olsa dahi bizim Cumhurbaşkanı Muavinimizin güvenlikle ilgili herhangi bir kararı sadece kendi parmağını kaldırmasıyla veto etme etkisi vardı.

Şimdi bir bakıyorsunuz, son yaşananlara, Amerika Birleşik Devletleriyle de, Fransa’yla da imzaladığı bir takım güvenlikle ilgili, enerjiyle ilgili, doğal gazla ilgili, deniz yetki alanlarına ilgili bir takım anlaşmalar var. Bu anlaşmaların hiçbirinde Kıbrıs Türk Halkı’nın iradesi yok. Bunun uluslararası toplum tarafından da bilinmesi gerekir ve buna göre muamele gerçekleştirilmesi gerekir. Ama şu andaki Kıbrıs Rum tarafı bu konularda bizi, adada yok gerekçesine indirgemeye çalışırken, bizim yapmaya çalıştığımız şey, ‘hayır bunlar bu adada ortak yetki alanlarıdır’ üslubunun kabul edilmesini sağlamaktır. Bu aynı zamanda hukuki temelleri olan bir siyasi argümandır.

Dolayısıyla adada bulunacak herhangi bir çözümde, Kıbrıs Türk halkının bu saydığım egemenlik alanlarındaki haklarının ihlal edilmediği bir yapıyı bizim sağlama hedefimiz var. Şunu da çok açık söylüyorum. Mesela bazı üniter devletler, bazı konfederasyonlar, bazı federasyonlar, bazı iki devletli çözümler. Bakın bakalım hangisidir diğerine ne kadar benziyor. Yani mesela Bosna Hersek’te de federasyon var, Amerika Birleşik Devletleri’nde de federasyon var.

Bu işi bilen hiçbir insan bakıp da ikisinin aynı olduğunu söyleyemez. İsviçre’nin kuruluşundaki adı konfederasyondur. Ama bugün literatürde federasyon olarak konuşulur.

Bazı yerlerde mesela üniter devletlere bakalım. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devleti, İspanya’daki üniter devleti, İspanya’da bölge yönetimleri var. İspanya’daki bölge yönetimlerine Türkiye’deki üniter devleti benzetebilir misiniz? O yüzden bu isimlere takılmaktan ziyade ben halkımın haklarının peşindeyim.

Kıbrıs Türk halkının hakları nedir? Şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargısı olan, meclisi olan, yürütmesi olan, Cumhurbaşkanlığı olan bir devlet mi? Evet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından tanınması dışında başka yerlerde tanınmıyor oluşu devlet niteliğini ortadan kaldırır mı? Hayır. Ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’nin halkını oluşturan, Kıbrıs Türk halkının adadaki egemenlik hakları, ihlal ediliyor şu anda.

Biz bu hakları söke söke almanın peşindeyiz. Bunu başaralım, akabinde akademisyenler otursun bunun ismi üzerine, kitaplarını yazsınlar.

Annan Planı tecrübemiz var. Annan Planı’na; iki devlet de diyen var, konfederasyon diyen de var, gevşek federasyon diyen de var. Ama sonuçta kararımız şudur.

Kıbrıs’ın neresinden hidrokarbon çıktıysa, ister güneyinden ister kuzeyinden, ben onun eşit ortağıyım.
Çocukları öldüren bir devletle yapılacak bir anlaşmada ve üstüne üstlük o anlaşma Kıbrıs Türk halkının güvenliğini de iradesini de riske edecek bir anlaşmaysa Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın böyle bir anlaşmanın imzalanmasını benim halkım içine sindirmez. İsrail’den bahsediyorum.

Çocukları öldüren bir devletle kurulacak ittifak Kıbrıs Türk halkının iradesini ve egemenliğini ihlal ederek gerçekleştirilirse ben uluslararası toplumun her tarafına bunu anlatırım. Bu benim egemenlik haklarımın eşit egemenlik haklarımın içerisinde gerçekleşen bir ihlaldir. Dolayısıyla bir kez daha dediğim gibi kavramlar üzerinde konuşmaktansa kavramların altını doldurarak konuşursak, birbirimizi çok daha rahat anlayacağız. Ama ben şu anda içerikteyim, kendi halkımın tarihsel olarak var olan haklarının söke söke alınmasının peşindeyim ve bu mücadeleden de Kıbrıs Türk halkı asla vazgeçmez. Kıbrıs Türk halkına neden şüphe duyuldu bilmiyorum.

Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesi bizim için asla vazgeçilmesi mümkün olmayan bir şeydir. Çok önemsediğim için bir kez daha söylemek istiyorum.

Kıbrıs Türk halkının kimlik oluşum sürecinin, yani 1878’den bugüne kadar olan sürecinin doğru değerlendirilmesi herkese şunu gösterir. Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Bütün mücadelesi de bunun üstüne yürümüştür.

Dolayısıyla bugün itibariyle de böyle bir ihtimal Kıbrıs Türk halkı için yok hükmündedir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı siyasi anlamda eşit ve egemenlik haklarının peşinde olan bir haktır. Ve çözüm iradesi de olan bir haktır.

Kıbrıs Türk halkı 2004’te çözüm iradesini ortaya koydu. 2017’de çözüm iradesini ortaya koydu. Ve bu çözüm iradesini yalnız başına ortaya koymadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile birlikte ortaya koydu. Sayın Cumhurbaşkanı’nın, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın iki gün önce yaptığı konuşmada söyledikleri son derece açıklayıcıdır. Ve herkesin de bunu fark etmesi gerekir.

Ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı? Biz adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün artık bu adada gerçekleşmesinin yanındayız. İzolasyonlar, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonlar haksızdır. Asla kabul edilmesi mümkün değildir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin 2004 referandumlarından sonra yayınlamış olduğu raporda ‘bu izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi yoktur ibaresi vardır. Avrupa Birliği’nin kendi konseyinin raporlarında bu izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi olmadığı’ yazılıdır. Ama hala Kıbrıs Türk halkı temel egemenlik hakları ihlal edilen, temiz izolasyonlara tabi tutulan, hem de adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olma statüsü ihlal edilen bir halk konumundadır.

Dolayısıyla buna rağmen de çözüm iradesini sürdüren bir halk konumundadır. Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte çözüm iradesini sürdüren bir halk konumundadır.

Dolayısıyla biz ne söylediğimizi de ne yaptığımızı da Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir koordinasyon içerisinde çok iyi biliyoruz. Bunun da dünya tarafından anlaşılması gerektiğini biliyoruz.

Dünya bugün yeni bir evreye girdi diyorlar. Diyorlar ki dünya artık kurallar üzerinden değil, ilkeler üzerinden değil, güç ilişkileri üzerinden yönetiliyor. Şahsi kanaatimi söylemek isterim. Kurallı yaşam medeniyetin göstergesidir.
Kurallı yaşamda sorunların çözülmesinin diplomasi ve diyalogla gerçekleştirilmesi, medeniyetin göstergesidir. Medeniyetin rafa kaldırılmaya çalışıldığı çok dönemler yaşadığı insanlık bütün o dönemler aşıldı, tekrar kurallı yaşama dönüldü. Diyalog ve istişare çözüm yöntemi olarak tekrar benimsendi. En çarpıcı örneği İkinci Dünya Savaşı sonrasıdır. Bir daha öyle şeyler yaşanmasın ama medeniyet tekrardan kurallı yaşama, tekrardan diyalogun diplomasinin sorun çözme mekanizması olarak öne çıktığı dönemleri kısa bir süre sonra gösterecektir ve bu da haklı konumdaki Kıbrıs Türk halkının haklarını gerektiği gibi almasını sağlayacaktır. Bundan en ufak bir kuşkum yok.”

Birleşmiş Milliyetler Genel Sekreteri Antonio Guterres gerçekleşen görüşme hakkında sorulan bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Erhürman:

” Sayın Guterres ile bir ay kadar önce görüştük. Bu sabah da Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Müsteşarı Rosemary A. DiCarlo ile bir görüşme gerçekleştirdik. Arada Maria Angela Holguin Cuellar ile de görüşmelerimiz oldu. Hepsinde söylediğimiz şey şu. Sayın Guterres’in Crans Montana’dan sonra bir vurgusu vardı; ‘bunca yıldır bu sorun görüşülüyor. Bir çözüme ulaşamadık. Bir daha bir şey olacaksa bu defa farklı olmalı’. Aşamalı bir yaklaşımla buraya gidilmeli diyen de Sayın Guterres’in kendisidir.

Dolayısıyla ben arkadaşlarımla birlikte elbette bu süreci böyle okuduğumuz için seçimden önceden itibaren peki bu defa farklı olacaksa farklı olacak olan nedir? Çalışmasını yaptık. Ve o şekilde göreve geldik.

Sahaya çıkmadan önce, oyun başlamadan önce oyunun kuralları belli olmalı. Ve bu kuralları biz nereden devşirmeliyiz? Bugüne kadarki müzakere tecrübesinden o kuralları devşirmek durumundayız. Sorun neredeydi tespit etmek ve bunun çözümlerini üretmek zorundayız.

Herkes biliyor, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan açıklamalarda da bizim tarafımızdan yapılan açıklamalarda da ortak bir nokta var. Sorunun kaynağı nedir veya 60 yıldır süren görüşmelerde neden biz çözüme ulaşamadık? Sorunun kaynağı ve çözüme ulaşamama sebebimiz net. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti’nin ve bizim açıklamalarımız da aynı.

Sorunun kaynağı şu; Kıbrıs Rum liderlikleri Kıbrıs’ta doğal zenginlikleri, doğal kaynakları ve tabii ki iktidarı Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemiyor. Ortak hareket noktası bu.

Şimdi bunu eğer yine paylaşmak istemeyeceklerse bilecekler ki çözüm olmayacak. Dolayısıyla bizim dört maddelik metodolojimizin bir numaralı maddesi siyasi anlamdaki eşitliğin daha müzakere başlamadan önce tescil edilmesidir. Ve bu da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında olan bir şeydir.

Ve tabii ki Dönüşümlü Başkanlığı prensip olarak içerecek şekilde siyasi eşitliğin kabul edilmesinden bahsediyoruz. Ve dört maddemizin de birinci bitmeden ikinciye geçmeme gibi bir kendi içinde bir sıralaması var. İkinci nokta nedir? Eğer kabul ediyorsanız siyasi eşitliği onu hatırlatayım.

Niye siyasi eşitlik diye tutturduk? çünkü çok iyi biliyoruz. Crans Montana’da son geceden bir gece önce kategorik olarak Dönüşümlü Başkanlığı kabul etmiyorum dedi. Peki Dönüşümlü Başkanlık nedir? Adını koymuyorum. Biraz önce sözünü ettiğim o ortak egemenlik meseleleri orada yönetilecek ve biz bileceğiz ki tarih boyunca bir Kıbrıslı Türk o yapıyı asla Başkan olarak yönetemeyecek. Ben bunun bir hukukçu olarak siyasi eşitlik olarak kabul edilmesini mümkün görmem. Dolayısıyla bunu kabul edersen geçeriz.

Bugüne kadarki yakınlaşmaları da prensip olarak tescir edeceğiz. Bir zaman sınırlaması olacak. Biz on sene daha dirsek çürütmek niyetinde değiliz masada.

Bir şey daha var. Bu çok önemli. Yine Kıbrıs Rum tarafının ayak sürmesi dolayısıyla müzakereler çökerse bize baştan taahhüt verilecek ki Kıbrıs Türk halkı bugünkü statüye geri dönmeyecek.

Çünkü Sayın Annan 2004 referandumlarından sonra yayınladığı az önce sözünü ettiğim raporda Kıbrıslı Türklerin ‘evet’ iradesinden sonra izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi kalmamıştır denilmiş olmasına rağmen benim sporcularım hala uluslararası müsabakalarda yarışamıyor. Benim iş insanlarım, benim üniversite insanlarım hala bugün yurt dışına çıkışta bir yerlerde temsiliyette sorun yaşıyor. Benim arkeologlarımın yazdığı makalelerin uluslararası dergilerdeyayınlanması engelleniyor.

İzolasyonlar kalkacaktı Sayın Annan’ın söylediği bir şeydi. Doğrudan ticaret tüzüğü Avrupa Birliği’nin bize taahhüt ettiği üç tüzükten biriydi. İki tanesi gerçekleşti doğrudan ticaret tüzüğü Kıbrıs Rum tarafı Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra Yunanistan’la birlikte engellendiği Avrupa Birliği organlarında.

Şimdi biz bu tecrübelerin hepsine sahibiz. Bu tecrübelere sahibiz. Kimseyle kavgamız patırtımız yok.

Ama hakkımız oradadır. Ve hakkımızı yedirmeyiz. Dolayısıyla bu noktadan sonra metodoloji oradadır.

Aşamalı bir yaklaşım ortaya koyuyoruz. Diyoruz ki gelince sekiz yıl, dokuz yıl geçti Crans Montana’dan bugüne. . Dokuz yıldır anlamlı diyebileceğimiz bir müzakere süreci yok. Ama dahası var. Siz bu dokuz yıl içinde aklınıza gelen her ülkeyle bizi yok sayarak anlaşmalar imzadınız. Güvenlik konusunda, enerji konusunda, deniz yetki alanları konusunda. Güveni daha da azalttığını; dolayısıyla önce güveni yaratacak, artıracak bir takım mekanizmalara ihtiyacımız var.

Kullandığım cümlede şu; ‘Gel Lefkoşa’da da önce geçelim karşı karşıya ve biz hem Kıbrıs Türk halkının hem Kıbrıs Rum halkının hayatını kolaylaştıracak bir takım güven yaratıcı önlemlere dair kararları ikimiz alalım.’

Beş artı bir diyor. Çünkü şunun da altını çizmek istiyorum. Beş artı birden aslında anladığı şey şu; Üzgünüm, Kıbrıs Türk tarafını değil Türkiye Cumhuriyeti’ni muhatap alma çabası içerisinde oldu hep Kıbrıs Rum liderlikleri. Benzeri tekrar ediliyor. Ben de şunu söylüyorum; Lefkoşa’da bir tane yeni kapı, bir tane yeni geçiş noktası açabildiğini ispatlayamayan iki liderin, Kıbrıs sorunun kapsamlı çözümü gibi altmış senedir devam eden bir sorunu çözmesini hiç kimse bekleyemez.

Dolayısıyla birinci aşama Lefkoşa’ da güven yaratıcı önlemler konusunda bir takım adımlar yaparız. İkinci aşama dört maddelik metodoloji oradadır.
Burada uzlaşırız. Ve üçüncü aşama bunlar oluyorsa koşullar oluştuysa o zaman geçeriz ve müzakereye başlarız.”

“Seçilmeden çok önceden beri benim o zaman ana muhalefet partisi lideri sıfatıyla Kıbrıs Rum liderliğine gönderdiğim bir mesaj var; ‘Ne yaptığını ne yapmaya çalıştığını da doğrusu anlıyorum. Zannediyorsun ki silahlanma ve bazı büyük devletleri arkana almak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir askeri denge oluşturacaksın.
Çabanın bu olduğunu anlıyorum’. Bir kere şunu baştan söyleyeyim. Bu nafile bir çabadır. Realist değildir. Gerçekleşmesi zaten mümkün değildir. Ama bunun başka bir sonucu var. Başka sonucu şu biraz amiyane tabir kullanacağım özür dilerim son beş dakikanın anlayışına sığınıyorum. Hani büyük abiler arkama gelsin ben de önde kendimi güvende hissedeyim hayalindeysem bil ki hiçbir coğrafyada o büyük abiler arkada durmazlar. Senin önüne geçerler. Ve senin de iraden ciddi şekilde zedelenir. İki, o ‘büyük abiler’ oraya gelecek meselesi, bu adanın tamamını çünkü Kıbrıs adası küçücük bir ada. Bu adanın tamamını riske eder ve benim halkımın iradesi olmaksızın aldığın kararlar sadece senin halkını değil benim halkımı da risk altına sokar.

Benim halkım kendi iradesi olmadan alınan kararlar üzerinden risk altına sokulmayı kabul etmez. Bunu ben dört senedir açıklıyorum. Hani sonradan beni tanıdılar var ya. Önceye de bakarlarsa orada var bunlar. Dört sene, beş senedir anlatıyorum. Maalesef son dönemde realize oldu.

Ve ne oldu? İngiliz Üsler bölgesine bir saldırı oldu denildi. Ama dikkatinizi çekerim. Sayın Macron geldi adaya.
Sayın Miçotakis geldi adaya. Ve İngiliz Üsler Bölgesi’nin bulunduğu bölgeleri ziyaret etmediler. Baf’ı ziyaret ettiler.

Baf neresidir? Andreas Papandreou Hava Üssü’nün bulunduğu yerdir. Hava Üssü’nün bulunduğu yer neresidir? İsrail’e imtiyazlı olarak kullanma hakkı verilen havalimanından bahsediyorum. Dolayısıyla yapılan anlaşmalar sadece Kıbrıs Rum halkını değil Kıbrıs Türk halkını da riske sokmuştur.

Tabi ki bizim şöyle bir rahatlığımız var. Türk F -16 geldi. Bakın Fransa’dan Fırkateyn geldi. “Charles de Gaulle” geldi. Hollanda’dan geldi. İngilizler zaten Üsler Bölgesi dolayısıyla yığınak yaptı.
Başka ülkelerden geldi. Türkiye Cumhuriyeti’nden altı F-16 geldi. Ve Sayın Hristodulidis açıklama yaptı. Benden izin almadılar diye. Yani fıkra bu kadar.

Benim göreve gelmeden önce de göreve geldikten sonra da çok net söylediğim bir şey var. Biz çözüm isteyen bir halkız çözüm iradesi olan bir halkız. Türkiye Cumhuriyeti’yle koordinasyon içerisinde çözüm için çaba göstereceğiz. Müzakere masasına gidebilir miyiz? Biraz önce önünde koyduğum aşamaları saydım.
Müzakere masasına gidemezsek de görüşme masasındayız. Görüşmeye devam ederiz. Biz asla masadan kalkmayız. Kalkan kalksın. Ama şunu da hep söyleriz. Görüşme masası var ama görüşme masasının dışında da bir dünya var.

Biz görüşme masasına hapsolup da kalmak niyetinde asla değiliz. Biz 2010’dan önceden beri İslam İşbirliği Teşkilatı’nda gözlemci üyeyiz . Biz son dönemde Türk Devletleri Teşkilatı’nda gözlemci üyeyiz.

Dolayısıyla biz bu teşkilatlarda gözlemci olduğumuz gibi başka ikili ilişkilerimizi de geliştirmek için de çaba göstermeye devam edeceğiz. Bizim için gözlemci üye statüsüyle de olsa Türk Devletleri Teşkilatı’nda da İslam İşbirliği Teşkilatı’nda bulunan statümüz bizim için son derece kıymetlidir. Dolayısıyla bu statünün elde edilmesi için Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı katkılara da Türki Devletleri’nin temsilcilerine de İslam İşbirliği Teşkilatı’nın temsilcilerine de yürekten teşekkür ederiz ve biz bu bu ilişkilerin daha da gelişmesi için çaba göstermeye devam edeceğiz.

Yani görüşme masası var. Bütün samimiyetimizle oradayız. Ama bu arada görüşme masasının dışında başka bir dünya yok. Buraya hapsolalım. Geçmişte hiçbir liderimizi asla eleştirmeden söylüyorum. Geçmişte biz bunları yaşadık.
Bu tecrübelerden ders çıkardık. Bundan sonrasında da bu derslerin bilinciyle yolumuza devam edeceğiz.

Dolayısıyla Türk Devletleri Teşkilatı’yla ilişkilerin daha da geliştirilmesi İslam İşbirliği Teşkilatı’yla ilişkilerin daha da geliştirilmesi hedefindeyiz ve her türkü çabayı göstermeye devam edeceğiz.
Herkes şunu bilsin Kıbrıs Türk Halkı, en zor koşullarda Kıbrıs’ta varlığını sürdürdü. Hep vardır, bundan sonra da var olacaktır.”

Continue Reading

GÜNDEM

Bugün yer yer sağanak yağmur bekleniyor

Published

on

Meteoroloji Dairesi’ne göre bugün yer yer sağanak yağış görülecek, hava yarın parçalı ve çok bulutlu olacak.

Meteoroloji Dairesi, cumadan pazara kadar yer yer sağanak beklendiğini duyurmuştu.

Meteoroloji Dairesi’nin 16 – 22 Nisan tarihlerini kapsayan haftalık hava tahmin raporuna göre, hava yarın parçalı, çok bulutlu geçecek.

Bugüne özel ise yer yer sağanak yağmur beklenirken, hava hafta başından çarşambaya kadar genellikle az bulutlu geçecek.

Rüzgar ise periyodun ilk günleri Kuzey ve Doğu, diğer günlerde ise Güney ve Batı yönlerden orta, zaman zaman kuvvetli, yağışlı günlerde yer yer fırtınamsı rüzgar şeklinde esecek.

Continue Reading

GÜNDEM

Ölümlü trafik kazası: Gazimağusa’da alkol tesiri altındaki sürücünün çarptığı yaya hayatını kaybetti

Published

on

Gazimağusa’da İsmet İnönü Bulvarı’nda meydana gelen kazada, alkol tesiri altındaki Mehmet Dalkıç’ın kullandığı aracın çarptığı Ömer Albaz yaşamını yitirdi.

Gazimağusa’da bu gece saat 02.00 sıralarında İsmet İnönü Bulvarı üzerinde meydana gelen trafik kazasında bir kişi hayatını kaybetti.

Polis Basın Subaylığı’ndan verilen bilgiye göre, 23 yaşındaki Mehmet Dalkıç yönetimindeki salon araçla güney istikametine doğru seyrettiği sırada, Doğu Akdeniz Üniversitesi ATM’leri karşısındaki otobüs durağı önlerine geldiğinde, yolda yaya olarak yürüyen 36 yaşındaki Ömer Albaz’a çarptı.

Kazada ağır yaralanan Ömer Albaz, kaldırıldığı Gazimağusa Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Kazada yaralanan araç sürücüsü Mehmet Dalkıç ile araçta yolcu olarak bulunan 28 yaşındaki Batuhan Karaoğlan, hastanede yapılan tedavilerinin ardından taburcu edildi.

Yapılan soruşturmada sürücü Mehmet Dalkıç’ın 119 miligram alkollü içki tesiri altında olduğu tespit edilerek tutuklandı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Öte yandan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 2026 yılı içerisinde meydana gelen ölümlü trafik kazalarında can kaybı 13’e yükseldi.

Continue Reading

Facebook