Connect with us

GÜNDEM

Cevdet Yılmaz: Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin maruz kaldığı insanlık dışı izolasyon son bulmalı

Published

on

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Cumhurbaşkanı Tatar’ın her fırsatta altını çizdiği bu hususlarla en güçlü şekilde Kıbrıs Türkü’nün yanındayız. Bu haklarınızın asgari tezahürü olarak, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin maruz kaldığı insanlık dışı izolasyonun son bulması, KKTC ile doğrudan uçuşlar ve doğrudan ticaretin başlatılması gerekmektedir” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bu sabah saat 10.30’da KKTC’ye geldi, Ercan Havalimanı’nda Başbakan Ünal Üstel ile birlikte basın açıklaması yaptı.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz,  Kıbrıs Türklerinin özden gelen hakları olan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüleri tescil edilmeden yeni bir müzakere sürecine girişilmesinin söz konusu olmayacağını vurguladı.

Kıbrıs Türkü ile aralarındaki sarsılmaz bağları daha da güçlendirmek için burada olduklarını kaydeden Yılmaz, “Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin maruz kaldığı insanlık dışı izolasyonun son bulması, KKTC ile doğrudan uçuşlar ve doğrudan ticaretin başlatılması gerekmektedir.” diye konuştu.

“Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın yabancı muhataplarla doğrudan temaslarda bulunmasına engel çıkarmaya da son verilmesi elzemdir” şeklinde konuşan Yılmaz, Türkiye olarak uluslararası topluma Kıbrıs Türklerinin haklı davasını anlatmaya devam edeceklerini ve KKTC’ye desteklerini sürdüreceklerinin altını çizdi.

“PROJELERİ İNCELEMEK VE YENİ SOMUT ADIMLAR ATMAK ÜZERE LEFKOŞA’DAYIZ”

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bu sabah KKTC’ye gelmesinin ardından Ercan Havalimanı’nda Başbakan Ünal Üstel ile birlikte basın açıklaması yaptı.

Yılmaz, konuşmasına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve hükümetin selamlarını ileterek başladı.

Yılmaz, “Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti iş birliğine yönelik temaslarda bulunmak, devam eden projeleri incelemek ve yeni somut adımlar atmak üzere Lefkoşa’dayız. Kıbrıs Türkü ile aramızdaki sarsılmaz bağları daha da güçlendirmek için buradayız.” dedi.

Yılmaz, ziyareti kapsamında Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Başbakan Ünal Üstel ve Hükümet ortakları ile bir araya gelerek, gündemdeki projeler, KKTC ekonomisinin güçlendirilmesi ve Kıbrıs meselesindeki güncel gelişmeler başta olmak üzere ortak gelecek vizyonunu değerlendireceklerini söyledi.

“2024 İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması bildiğiniz gibi yürürlükte. Anlaşma kapsamındaki ilk Teknik Heyet kararımızı ağustos ayın içerisinde aldık. Bu kapsamda aktarılması öngörülen kaynakları aktardık. Hayırlı olmasını temenni ediyorum.” diye konuşan Yılmaz, geçen sene olduğu gibi bu sene de kaynak kullanımında önceliklendirme yaparak, tasarruf ve verimliliği artıracak bir yaklaşım benimsediklerini ve bunun takibini de yerinde yaptıklarını ifade etti.

“ENERJİ ARZI KONUSUNA KIBRIS’IN GÜVENLİĞİ VE KALKINMASI AÇISINDAN ÇOK ÖNEM VERİYORUZ”

İş birliğini daha etkin işletecek konulara özelikle odaklandıklarını kaydeden Yılmaz, şöyle devam etti:

“Ziyaretimiz kapsamında Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen tüm siyasi partilerin katılımları ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin enerji arz güvenliği ana başlıklı bir istişare toplantısı yapacağız.

Burada siyaset üstü bir konu olan enerji arz güvenliğiyle alakalı olarak; sorunları, ihtiyacı ve çözümü birlikte tespit ederek hızlı şekilde sürdürülebilir sonuçlara nasıl ulaşacağımıza bakacağız.

Kıbrıs’ta enerji arzının sürdürülebilirliğinin sağlanması, ülkenin ekonomik kalkınmasının ve stratejik bağımsızlığının temel taşlarından biridir. Sürdürülebilir bir enerji altyapısı, sadece bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmaz, aynı zamanda gelecekteki büyüme ve refahın da güvencesi olur. Bu nedenle enerji arzı konusuna, Kıbrıs’ın güvenliği ve kalkınması açısından çok önem veriyoruz.”

Yılmaz, Başbakan Ünal Üstel ile açılışına çok az bir zaman kalan Yeni Girne Askeri Hastanesi’nin ilk etapta, ayakta tedavi ve muayene hizmetleriyle sınırlı olarak, KKTC’li vatandaşların ve burada yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kullanımına açılmasına yönelik bir protokolü imza altına alacaklarını belirtti.

“KKTC’NİN, ADAYA DAMGASINI VURACAĞI PROJELERDEN BİRİ…”

“Barış Harekâtı’nda şehit olan KKTC vatandaşlarının yakınları ile gaziler ve gazi yakınlarına; Türkiye’de gazi ve şehit yakınlarına tanınan haklara benzer hakların tanınmasına ilişkin bir protokol daha imzalayacağız.” diye konuşan Yılmaz, KKTC vatandaşı şehit yakını ve gazilerin “sosyal tesislerden yararlanma hakkı, Kredi ve Yurtlar Kurumu burs önceliği” gibi birçok hak, indirim ve muafiyetten yararlanabileceklerini aktardı.

Yılmaz, “Aslında bizim gönlümüzde birbirinden farkı olmayan ve Barış Harekâtı’nda Türkiyeli silah arkadaşları ile beraber, kahramanca çarpışan KKTC’li şehit ve gazilerimize de benzer hakları tanımış olacağız. Bu vesileyle tüm şehitlerimize ve ebediyete intikal eden gazilerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize ve şehit yakınlarımıza minnet duygularımızı ifade etmek istiyorum.” dedi.

Yapımı hızla devam eden ve KKTC’nin “Adaya damgasını vuracağı projelerden biri” diye nitelediği  “KKTC Cumhurbaşkanlığı ve Cumhuriyet Meclisi binaları” inşaat alanında da incelemelerde bulunacaklarını ifade eden Yılmaz, “Ziyaretim kapsamında Maraş’ta yaşayan kardeşlerimizle anlamlı bir buluşma yapacak ve onlarla da hasret gidereceğiz.” ifadesini kullandı.

“KIBRIS TÜRKÜ KARDEŞLERİMİZİN MARUZ KALDIĞI İNSANLIK DIŞI İZOLASYON SON BULMALI”

Son dönemde yaşanan gelişmelerin Doğu Akdeniz’de istikrarın önemini bir kez daha gözler önüne serdiğini vurgulayan Yılmaz, Kıbrıs Türklerinin özden gelen hakları olan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüleri tescil edilmeden yeni bir müzakere sürecine girişilmesinin söz konusu olmayacağını kaydetti.

“Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın her fırsatta altını çizdiği bu hususlarla en güçlü şekilde Kıbrıs Türkü’nün yanındayız. Bu haklarınızın asgari tezahürü olarak, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin maruz kaldığı insanlık dışı izolasyonun son bulması, KKTC ile doğrudan uçuşlar ve doğrudan ticaretin başlatılması gerekmektedir. Ayrıca, Sayın Tatar’ın yabancı muhataplarla doğrudan temaslarda bulunmasına engel çıkarmaya da son verilmesi elzemdir.” diyen Yılmaz, Türkiye olarak uluslararası topluma Kıbrıs Türklerinin haklı davasını anlatmaya devam edeceklerini ve KKTC’ye destekleri sürdüreceklerinin altını çizdi.

Yılmaz, “son dönemde dijital medya kanallarında da bir kara propaganda yapma çabası var. Tarihi gerçeklerin üstünü senaryolarla örtmeye çalışanlar var ama hiçbir senaryo, hiçbir kurgu , tarihi gerçeklerin üstünü örtemez. Ne yaparlarsa yapsınlar, tarihi gerçekler ortada. Her iki tarafta 50 yıldır bir huzur ortamı yaşanıyor. ” ifadelerine yer verdi.

Kıbrıs Barış Harekatı’nda şehit düşenleri saygı ve rahmetle, gazileri minnetle anan Yılmaz, KKTC’’nin siyasi statüsüyle, ekonomisiyle, sosyal hayatıyla her bakımdan yükselmeye devam edeceğini vurguladı.

“Türkiye yüzyılı aynı zamanda Kıbrıs Türklerinin yüzyılı olacaktır.” diyen Yılmaz, geleceği hep birlikte inşa edeceklerine inanç belirtti.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNDEM

Erhürman “Eşit egemenlikten asla vazgeçmeyiz”

Published

on

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya’da Antalya Diploması Forumu’ndaki Talks Paneli’nde konuştu. Etkinlik yoğun katılımla gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a yoğun ilgi gösterildi. Erhürman etkinlikte yaptığı konuşma sonrası ayakta alkışladı.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya’da Antalya Diploması Forumu’ndaki Talks Paneli’nde yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:

“Siyasetin içinden geldim. Cumhurbaşkanlığı bağımsız ve tarafsız bir makam. Dolayısıyla şu anda kendimi güncel siyasetin içinde tanımlamıyorum. Ama güncel siyasetin cilvelerini de bilmeyenlerden değilim. Gerek Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında gerek seçimin bitmesinden ve sonuçlarının açıklanmasından sonra yaptığım açıklamalarda hep şunu söyledim; Bugüne kadar Kıbrıs’ta bütün Cumhurbaşkanları, bütün liderler Kıbrıs sorununu ve Kıbrıs’ın dış politikasını elbette Türkiye Cumhuriyeti’yle yakın istişare ve koordinasyon içerisinde yürüttüler. Ben de bunu bu şekilde yürütecek olan liderlerden biriyim dedim.
Ve altı aylık süre içerisinde de zaten bu böyle oldu. Birbirimizi daha da yakından tanıyacağımızdan eminim. şüphe olarak dile getirilen şeylerin hiçbirinin gerçekle bağdaşmadığını bir genelleme olarak söyleyeyim.

Kıbrıs sorunuyla ilgili soru üzerine Cumhurbaşkanı Erhürman,

“Az önce kendimi anlatırken söylediğim gibi ben bir hukukçuyum. Ömrümün de önemli bir kısmını hukukla uğraşarak ve hukukla ilgili dersler vererek geçirdim. Hukukta kavramlar çok önemlidir. Ama kavramlardan daha önemli bir şey vardır. Bütün hukukçular bunu bilir. O hukuki niteliktir.Yani içerik meselesidir. Hatta bizde şöyle bir şey vardır. Yapılan bir sözleşme varsa onun hukuki niteliğine mahkeme karar verir. Siz adını ne koyarsanız koyun, onun hukuki niteliği hukuken belirlenir, içeriğine bakarak belirlenir. Dolayısıyla ben göreve gelmeden önce de bunu söyledim, göreve geldikten sonra da bunu izledim. Şu anda Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığımız görüşme sürecinde de hep aynı şeyi söylüyorum. Kıbrıs Türk halkı bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biridir. Kimsenin değiştiremeyeceği bir hukuki statüdür bu. Ve bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olarak Kıbrıs Türk halkının aynen Kıbrıs Rum halkı gibi egemenlik hakları vardır.

Kıbrıslı Rumlar hangi konularda egemenlik hakkı iddia edebiliyorlarsa aynı konularda Kıbrıs Türk halkının da egemenlik hakları vardır. Ve bunlar eşit egemenlik haklarıdır. Dolayısıyla benim şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak ve ondan önceki siyasi hayatımda asla kabul edemeyeceğim şey şudur; Kıbrıslı Türkleri hiç kimse bu adada yok sayamaz. Hiç kimse Kıbrıslı Türkler yokmuş gibi karar üretemez, uluslararası ilişki kuramaz, uluslararası anlaşma imzalayamaz. Benim iddiam çok net. Adada hidrokarbonlar meselesi var. Enerji, bugün uluslararası ilişkilerin en temel meselelerinden biridir. Enerjiyle ilgili bir mesele varsa güvenlik gene en temel meselelerden biridir. Böyle bir mesele varsa deniz yetki alanları meselesi varsa bu alanlarda Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıslı Türklerin iradesi olmaksızın anlaşma imzalama ve uluslararası ittifaka girme hakkına sahip değildir. Bunu nereden hareketle söylüyorum? Bunu böyle bir siyasi argüman olarak ortaya koymuyorum. Bu tabii ki bir siyasi argümandır ama hukuki temelleri vardır.
Düşünün ki 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda dahi adadaki güvenlikle ilgili bir karar alınacağında bizim sadece Cumhurbaşkan Muavinimiz, rahmetli doktor Fazıl Küçük’ün veto hakkı vardı. Yani orada Kıbrıs Rumlar Bakanlar Kurulu’nda çoğunlukta da olsa sayısal anlamda, başkanlık Kıbrıs Rumlarda da olsa dahi bizim Cumhurbaşkanı Muavinimizin güvenlikle ilgili herhangi bir kararı sadece kendi parmağını kaldırmasıyla veto etme etkisi vardı.

Şimdi bir bakıyorsunuz, son yaşananlara, Amerika Birleşik Devletleriyle de, Fransa’yla da imzaladığı bir takım güvenlikle ilgili, enerjiyle ilgili, doğal gazla ilgili, deniz yetki alanlarına ilgili bir takım anlaşmalar var. Bu anlaşmaların hiçbirinde Kıbrıs Türk Halkı’nın iradesi yok. Bunun uluslararası toplum tarafından da bilinmesi gerekir ve buna göre muamele gerçekleştirilmesi gerekir. Ama şu andaki Kıbrıs Rum tarafı bu konularda bizi, adada yok gerekçesine indirgemeye çalışırken, bizim yapmaya çalıştığımız şey, ‘hayır bunlar bu adada ortak yetki alanlarıdır’ üslubunun kabul edilmesini sağlamaktır. Bu aynı zamanda hukuki temelleri olan bir siyasi argümandır.

Dolayısıyla adada bulunacak herhangi bir çözümde, Kıbrıs Türk halkının bu saydığım egemenlik alanlarındaki haklarının ihlal edilmediği bir yapıyı bizim sağlama hedefimiz var. Şunu da çok açık söylüyorum. Mesela bazı üniter devletler, bazı konfederasyonlar, bazı federasyonlar, bazı iki devletli çözümler. Bakın bakalım hangisidir diğerine ne kadar benziyor. Yani mesela Bosna Hersek’te de federasyon var, Amerika Birleşik Devletleri’nde de federasyon var.

Bu işi bilen hiçbir insan bakıp da ikisinin aynı olduğunu söyleyemez. İsviçre’nin kuruluşundaki adı konfederasyondur. Ama bugün literatürde federasyon olarak konuşulur.

Bazı yerlerde mesela üniter devletlere bakalım. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devleti, İspanya’daki üniter devleti, İspanya’da bölge yönetimleri var. İspanya’daki bölge yönetimlerine Türkiye’deki üniter devleti benzetebilir misiniz? O yüzden bu isimlere takılmaktan ziyade ben halkımın haklarının peşindeyim.

Kıbrıs Türk halkının hakları nedir? Şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargısı olan, meclisi olan, yürütmesi olan, Cumhurbaşkanlığı olan bir devlet mi? Evet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından tanınması dışında başka yerlerde tanınmıyor oluşu devlet niteliğini ortadan kaldırır mı? Hayır. Ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’nin halkını oluşturan, Kıbrıs Türk halkının adadaki egemenlik hakları, ihlal ediliyor şu anda.

Biz bu hakları söke söke almanın peşindeyiz. Bunu başaralım, akabinde akademisyenler otursun bunun ismi üzerine, kitaplarını yazsınlar.

Annan Planı tecrübemiz var. Annan Planı’na; iki devlet de diyen var, konfederasyon diyen de var, gevşek federasyon diyen de var. Ama sonuçta kararımız şudur.

Kıbrıs’ın neresinden hidrokarbon çıktıysa, ister güneyinden ister kuzeyinden, ben onun eşit ortağıyım.
Çocukları öldüren bir devletle yapılacak bir anlaşmada ve üstüne üstlük o anlaşma Kıbrıs Türk halkının güvenliğini de iradesini de riske edecek bir anlaşmaysa Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın böyle bir anlaşmanın imzalanmasını benim halkım içine sindirmez. İsrail’den bahsediyorum.

Çocukları öldüren bir devletle kurulacak ittifak Kıbrıs Türk halkının iradesini ve egemenliğini ihlal ederek gerçekleştirilirse ben uluslararası toplumun her tarafına bunu anlatırım. Bu benim egemenlik haklarımın eşit egemenlik haklarımın içerisinde gerçekleşen bir ihlaldir. Dolayısıyla bir kez daha dediğim gibi kavramlar üzerinde konuşmaktansa kavramların altını doldurarak konuşursak, birbirimizi çok daha rahat anlayacağız. Ama ben şu anda içerikteyim, kendi halkımın tarihsel olarak var olan haklarının söke söke alınmasının peşindeyim ve bu mücadeleden de Kıbrıs Türk halkı asla vazgeçmez. Kıbrıs Türk halkına neden şüphe duyuldu bilmiyorum.

Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesi bizim için asla vazgeçilmesi mümkün olmayan bir şeydir. Çok önemsediğim için bir kez daha söylemek istiyorum.

Kıbrıs Türk halkının kimlik oluşum sürecinin, yani 1878’den bugüne kadar olan sürecinin doğru değerlendirilmesi herkese şunu gösterir. Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Bütün mücadelesi de bunun üstüne yürümüştür.

Dolayısıyla bugün itibariyle de böyle bir ihtimal Kıbrıs Türk halkı için yok hükmündedir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı siyasi anlamda eşit ve egemenlik haklarının peşinde olan bir haktır. Ve çözüm iradesi de olan bir haktır.

Kıbrıs Türk halkı 2004’te çözüm iradesini ortaya koydu. 2017’de çözüm iradesini ortaya koydu. Ve bu çözüm iradesini yalnız başına ortaya koymadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile birlikte ortaya koydu. Sayın Cumhurbaşkanı’nın, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın iki gün önce yaptığı konuşmada söyledikleri son derece açıklayıcıdır. Ve herkesin de bunu fark etmesi gerekir.

Ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı? Biz adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün artık bu adada gerçekleşmesinin yanındayız. İzolasyonlar, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonlar haksızdır. Asla kabul edilmesi mümkün değildir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin 2004 referandumlarından sonra yayınlamış olduğu raporda ‘bu izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi yoktur ibaresi vardır. Avrupa Birliği’nin kendi konseyinin raporlarında bu izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi olmadığı’ yazılıdır. Ama hala Kıbrıs Türk halkı temel egemenlik hakları ihlal edilen, temiz izolasyonlara tabi tutulan, hem de adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olma statüsü ihlal edilen bir halk konumundadır.

Dolayısıyla buna rağmen de çözüm iradesini sürdüren bir halk konumundadır. Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte çözüm iradesini sürdüren bir halk konumundadır.

Dolayısıyla biz ne söylediğimizi de ne yaptığımızı da Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir koordinasyon içerisinde çok iyi biliyoruz. Bunun da dünya tarafından anlaşılması gerektiğini biliyoruz.

Dünya bugün yeni bir evreye girdi diyorlar. Diyorlar ki dünya artık kurallar üzerinden değil, ilkeler üzerinden değil, güç ilişkileri üzerinden yönetiliyor. Şahsi kanaatimi söylemek isterim. Kurallı yaşam medeniyetin göstergesidir.
Kurallı yaşamda sorunların çözülmesinin diplomasi ve diyalogla gerçekleştirilmesi, medeniyetin göstergesidir. Medeniyetin rafa kaldırılmaya çalışıldığı çok dönemler yaşadığı insanlık bütün o dönemler aşıldı, tekrar kurallı yaşama dönüldü. Diyalog ve istişare çözüm yöntemi olarak tekrar benimsendi. En çarpıcı örneği İkinci Dünya Savaşı sonrasıdır. Bir daha öyle şeyler yaşanmasın ama medeniyet tekrardan kurallı yaşama, tekrardan diyalogun diplomasinin sorun çözme mekanizması olarak öne çıktığı dönemleri kısa bir süre sonra gösterecektir ve bu da haklı konumdaki Kıbrıs Türk halkının haklarını gerektiği gibi almasını sağlayacaktır. Bundan en ufak bir kuşkum yok.”

Birleşmiş Milliyetler Genel Sekreteri Antonio Guterres gerçekleşen görüşme hakkında sorulan bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Erhürman:

” Sayın Guterres ile bir ay kadar önce görüştük. Bu sabah da Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Müsteşarı Rosemary A. DiCarlo ile bir görüşme gerçekleştirdik. Arada Maria Angela Holguin Cuellar ile de görüşmelerimiz oldu. Hepsinde söylediğimiz şey şu. Sayın Guterres’in Crans Montana’dan sonra bir vurgusu vardı; ‘bunca yıldır bu sorun görüşülüyor. Bir çözüme ulaşamadık. Bir daha bir şey olacaksa bu defa farklı olmalı’. Aşamalı bir yaklaşımla buraya gidilmeli diyen de Sayın Guterres’in kendisidir.

Dolayısıyla ben arkadaşlarımla birlikte elbette bu süreci böyle okuduğumuz için seçimden önceden itibaren peki bu defa farklı olacaksa farklı olacak olan nedir? Çalışmasını yaptık. Ve o şekilde göreve geldik.

Sahaya çıkmadan önce, oyun başlamadan önce oyunun kuralları belli olmalı. Ve bu kuralları biz nereden devşirmeliyiz? Bugüne kadarki müzakere tecrübesinden o kuralları devşirmek durumundayız. Sorun neredeydi tespit etmek ve bunun çözümlerini üretmek zorundayız.

Herkes biliyor, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan açıklamalarda da bizim tarafımızdan yapılan açıklamalarda da ortak bir nokta var. Sorunun kaynağı nedir veya 60 yıldır süren görüşmelerde neden biz çözüme ulaşamadık? Sorunun kaynağı ve çözüme ulaşamama sebebimiz net. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti’nin ve bizim açıklamalarımız da aynı.

Sorunun kaynağı şu; Kıbrıs Rum liderlikleri Kıbrıs’ta doğal zenginlikleri, doğal kaynakları ve tabii ki iktidarı Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemiyor. Ortak hareket noktası bu.

Şimdi bunu eğer yine paylaşmak istemeyeceklerse bilecekler ki çözüm olmayacak. Dolayısıyla bizim dört maddelik metodolojimizin bir numaralı maddesi siyasi anlamdaki eşitliğin daha müzakere başlamadan önce tescil edilmesidir. Ve bu da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında olan bir şeydir.

Ve tabii ki Dönüşümlü Başkanlığı prensip olarak içerecek şekilde siyasi eşitliğin kabul edilmesinden bahsediyoruz. Ve dört maddemizin de birinci bitmeden ikinciye geçmeme gibi bir kendi içinde bir sıralaması var. İkinci nokta nedir? Eğer kabul ediyorsanız siyasi eşitliği onu hatırlatayım.

Niye siyasi eşitlik diye tutturduk? çünkü çok iyi biliyoruz. Crans Montana’da son geceden bir gece önce kategorik olarak Dönüşümlü Başkanlığı kabul etmiyorum dedi. Peki Dönüşümlü Başkanlık nedir? Adını koymuyorum. Biraz önce sözünü ettiğim o ortak egemenlik meseleleri orada yönetilecek ve biz bileceğiz ki tarih boyunca bir Kıbrıslı Türk o yapıyı asla Başkan olarak yönetemeyecek. Ben bunun bir hukukçu olarak siyasi eşitlik olarak kabul edilmesini mümkün görmem. Dolayısıyla bunu kabul edersen geçeriz.

Bugüne kadarki yakınlaşmaları da prensip olarak tescir edeceğiz. Bir zaman sınırlaması olacak. Biz on sene daha dirsek çürütmek niyetinde değiliz masada.

Bir şey daha var. Bu çok önemli. Yine Kıbrıs Rum tarafının ayak sürmesi dolayısıyla müzakereler çökerse bize baştan taahhüt verilecek ki Kıbrıs Türk halkı bugünkü statüye geri dönmeyecek.

Çünkü Sayın Annan 2004 referandumlarından sonra yayınladığı az önce sözünü ettiğim raporda Kıbrıslı Türklerin ‘evet’ iradesinden sonra izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi kalmamıştır denilmiş olmasına rağmen benim sporcularım hala uluslararası müsabakalarda yarışamıyor. Benim iş insanlarım, benim üniversite insanlarım hala bugün yurt dışına çıkışta bir yerlerde temsiliyette sorun yaşıyor. Benim arkeologlarımın yazdığı makalelerin uluslararası dergilerdeyayınlanması engelleniyor.

İzolasyonlar kalkacaktı Sayın Annan’ın söylediği bir şeydi. Doğrudan ticaret tüzüğü Avrupa Birliği’nin bize taahhüt ettiği üç tüzükten biriydi. İki tanesi gerçekleşti doğrudan ticaret tüzüğü Kıbrıs Rum tarafı Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra Yunanistan’la birlikte engellendiği Avrupa Birliği organlarında.

Şimdi biz bu tecrübelerin hepsine sahibiz. Bu tecrübelere sahibiz. Kimseyle kavgamız patırtımız yok.

Ama hakkımız oradadır. Ve hakkımızı yedirmeyiz. Dolayısıyla bu noktadan sonra metodoloji oradadır.

Aşamalı bir yaklaşım ortaya koyuyoruz. Diyoruz ki gelince sekiz yıl, dokuz yıl geçti Crans Montana’dan bugüne. . Dokuz yıldır anlamlı diyebileceğimiz bir müzakere süreci yok. Ama dahası var. Siz bu dokuz yıl içinde aklınıza gelen her ülkeyle bizi yok sayarak anlaşmalar imzadınız. Güvenlik konusunda, enerji konusunda, deniz yetki alanları konusunda. Güveni daha da azalttığını; dolayısıyla önce güveni yaratacak, artıracak bir takım mekanizmalara ihtiyacımız var.

Kullandığım cümlede şu; ‘Gel Lefkoşa’da da önce geçelim karşı karşıya ve biz hem Kıbrıs Türk halkının hem Kıbrıs Rum halkının hayatını kolaylaştıracak bir takım güven yaratıcı önlemlere dair kararları ikimiz alalım.’

Beş artı bir diyor. Çünkü şunun da altını çizmek istiyorum. Beş artı birden aslında anladığı şey şu; Üzgünüm, Kıbrıs Türk tarafını değil Türkiye Cumhuriyeti’ni muhatap alma çabası içerisinde oldu hep Kıbrıs Rum liderlikleri. Benzeri tekrar ediliyor. Ben de şunu söylüyorum; Lefkoşa’da bir tane yeni kapı, bir tane yeni geçiş noktası açabildiğini ispatlayamayan iki liderin, Kıbrıs sorunun kapsamlı çözümü gibi altmış senedir devam eden bir sorunu çözmesini hiç kimse bekleyemez.

Dolayısıyla birinci aşama Lefkoşa’ da güven yaratıcı önlemler konusunda bir takım adımlar yaparız. İkinci aşama dört maddelik metodoloji oradadır.
Burada uzlaşırız. Ve üçüncü aşama bunlar oluyorsa koşullar oluştuysa o zaman geçeriz ve müzakereye başlarız.”

“Seçilmeden çok önceden beri benim o zaman ana muhalefet partisi lideri sıfatıyla Kıbrıs Rum liderliğine gönderdiğim bir mesaj var; ‘Ne yaptığını ne yapmaya çalıştığını da doğrusu anlıyorum. Zannediyorsun ki silahlanma ve bazı büyük devletleri arkana almak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir askeri denge oluşturacaksın.
Çabanın bu olduğunu anlıyorum’. Bir kere şunu baştan söyleyeyim. Bu nafile bir çabadır. Realist değildir. Gerçekleşmesi zaten mümkün değildir. Ama bunun başka bir sonucu var. Başka sonucu şu biraz amiyane tabir kullanacağım özür dilerim son beş dakikanın anlayışına sığınıyorum. Hani büyük abiler arkama gelsin ben de önde kendimi güvende hissedeyim hayalindeysem bil ki hiçbir coğrafyada o büyük abiler arkada durmazlar. Senin önüne geçerler. Ve senin de iraden ciddi şekilde zedelenir. İki, o ‘büyük abiler’ oraya gelecek meselesi, bu adanın tamamını çünkü Kıbrıs adası küçücük bir ada. Bu adanın tamamını riske eder ve benim halkımın iradesi olmaksızın aldığın kararlar sadece senin halkını değil benim halkımı da risk altına sokar.

Benim halkım kendi iradesi olmadan alınan kararlar üzerinden risk altına sokulmayı kabul etmez. Bunu ben dört senedir açıklıyorum. Hani sonradan beni tanıdılar var ya. Önceye de bakarlarsa orada var bunlar. Dört sene, beş senedir anlatıyorum. Maalesef son dönemde realize oldu.

Ve ne oldu? İngiliz Üsler bölgesine bir saldırı oldu denildi. Ama dikkatinizi çekerim. Sayın Macron geldi adaya.
Sayın Miçotakis geldi adaya. Ve İngiliz Üsler Bölgesi’nin bulunduğu bölgeleri ziyaret etmediler. Baf’ı ziyaret ettiler.

Baf neresidir? Andreas Papandreou Hava Üssü’nün bulunduğu yerdir. Hava Üssü’nün bulunduğu yer neresidir? İsrail’e imtiyazlı olarak kullanma hakkı verilen havalimanından bahsediyorum. Dolayısıyla yapılan anlaşmalar sadece Kıbrıs Rum halkını değil Kıbrıs Türk halkını da riske sokmuştur.

Tabi ki bizim şöyle bir rahatlığımız var. Türk F -16 geldi. Bakın Fransa’dan Fırkateyn geldi. “Charles de Gaulle” geldi. Hollanda’dan geldi. İngilizler zaten Üsler Bölgesi dolayısıyla yığınak yaptı.
Başka ülkelerden geldi. Türkiye Cumhuriyeti’nden altı F-16 geldi. Ve Sayın Hristodulidis açıklama yaptı. Benden izin almadılar diye. Yani fıkra bu kadar.

Benim göreve gelmeden önce de göreve geldikten sonra da çok net söylediğim bir şey var. Biz çözüm isteyen bir halkız çözüm iradesi olan bir halkız. Türkiye Cumhuriyeti’yle koordinasyon içerisinde çözüm için çaba göstereceğiz. Müzakere masasına gidebilir miyiz? Biraz önce önünde koyduğum aşamaları saydım.
Müzakere masasına gidemezsek de görüşme masasındayız. Görüşmeye devam ederiz. Biz asla masadan kalkmayız. Kalkan kalksın. Ama şunu da hep söyleriz. Görüşme masası var ama görüşme masasının dışında da bir dünya var.

Biz görüşme masasına hapsolup da kalmak niyetinde asla değiliz. Biz 2010’dan önceden beri İslam İşbirliği Teşkilatı’nda gözlemci üyeyiz . Biz son dönemde Türk Devletleri Teşkilatı’nda gözlemci üyeyiz.

Dolayısıyla biz bu teşkilatlarda gözlemci olduğumuz gibi başka ikili ilişkilerimizi de geliştirmek için de çaba göstermeye devam edeceğiz. Bizim için gözlemci üye statüsüyle de olsa Türk Devletleri Teşkilatı’nda da İslam İşbirliği Teşkilatı’nda bulunan statümüz bizim için son derece kıymetlidir. Dolayısıyla bu statünün elde edilmesi için Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı katkılara da Türki Devletleri’nin temsilcilerine de İslam İşbirliği Teşkilatı’nın temsilcilerine de yürekten teşekkür ederiz ve biz bu bu ilişkilerin daha da gelişmesi için çaba göstermeye devam edeceğiz.

Yani görüşme masası var. Bütün samimiyetimizle oradayız. Ama bu arada görüşme masasının dışında başka bir dünya yok. Buraya hapsolalım. Geçmişte hiçbir liderimizi asla eleştirmeden söylüyorum. Geçmişte biz bunları yaşadık.
Bu tecrübelerden ders çıkardık. Bundan sonrasında da bu derslerin bilinciyle yolumuza devam edeceğiz.

Dolayısıyla Türk Devletleri Teşkilatı’yla ilişkilerin daha da geliştirilmesi İslam İşbirliği Teşkilatı’yla ilişkilerin daha da geliştirilmesi hedefindeyiz ve her türkü çabayı göstermeye devam edeceğiz.
Herkes şunu bilsin Kıbrıs Türk Halkı, en zor koşullarda Kıbrıs’ta varlığını sürdürdü. Hep vardır, bundan sonra da var olacaktır.”

Continue Reading

GÜNDEM

Bugün yer yer sağanak yağmur bekleniyor

Published

on

Meteoroloji Dairesi’ne göre bugün yer yer sağanak yağış görülecek, hava yarın parçalı ve çok bulutlu olacak.

Meteoroloji Dairesi, cumadan pazara kadar yer yer sağanak beklendiğini duyurmuştu.

Meteoroloji Dairesi’nin 16 – 22 Nisan tarihlerini kapsayan haftalık hava tahmin raporuna göre, hava yarın parçalı, çok bulutlu geçecek.

Bugüne özel ise yer yer sağanak yağmur beklenirken, hava hafta başından çarşambaya kadar genellikle az bulutlu geçecek.

Rüzgar ise periyodun ilk günleri Kuzey ve Doğu, diğer günlerde ise Güney ve Batı yönlerden orta, zaman zaman kuvvetli, yağışlı günlerde yer yer fırtınamsı rüzgar şeklinde esecek.

Continue Reading

GÜNDEM

Ölümlü trafik kazası: Gazimağusa’da alkol tesiri altındaki sürücünün çarptığı yaya hayatını kaybetti

Published

on

Gazimağusa’da İsmet İnönü Bulvarı’nda meydana gelen kazada, alkol tesiri altındaki Mehmet Dalkıç’ın kullandığı aracın çarptığı Ömer Albaz yaşamını yitirdi.

Gazimağusa’da bu gece saat 02.00 sıralarında İsmet İnönü Bulvarı üzerinde meydana gelen trafik kazasında bir kişi hayatını kaybetti.

Polis Basın Subaylığı’ndan verilen bilgiye göre, 23 yaşındaki Mehmet Dalkıç yönetimindeki salon araçla güney istikametine doğru seyrettiği sırada, Doğu Akdeniz Üniversitesi ATM’leri karşısındaki otobüs durağı önlerine geldiğinde, yolda yaya olarak yürüyen 36 yaşındaki Ömer Albaz’a çarptı.

Kazada ağır yaralanan Ömer Albaz, kaldırıldığı Gazimağusa Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Kazada yaralanan araç sürücüsü Mehmet Dalkıç ile araçta yolcu olarak bulunan 28 yaşındaki Batuhan Karaoğlan, hastanede yapılan tedavilerinin ardından taburcu edildi.

Yapılan soruşturmada sürücü Mehmet Dalkıç’ın 119 miligram alkollü içki tesiri altında olduğu tespit edilerek tutuklandı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Öte yandan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 2026 yılı içerisinde meydana gelen ölümlü trafik kazalarında can kaybı 13’e yükseldi.

Continue Reading

Facebook